Tiyatronun anlamı
“Tiyatro, toplumun ve insanın kendini sahnede yeniden yaratma biçimidir.”
Tiyatronun kaynağı, yaşamsal ihtiyaçlarını sağlamak için ilkel insanların, yaşam ve varoluş mücadelesinde yaptıkları üretimleri ve eylemleri ve bu üretimlerindeki, eylemlerindeki duygularının ve düşüncelerinin biçim almasıdır.
İnsan yaşamı içinde tiyatronun yerini doğru biçimde saptayabilmek için öncelikle bu sanat dalının toplumdaki görevini açık ve seçik olarak ortaya koymak gerekir. Çünkü tiyatro, tek başına gerçekleştirilen bir sanat olmaktan çok, birlikte yaşayan insanların birlikte katıldıkları canlı bir anlatım alanıdır. Oyuncu ile seyirci aynı mekânda buluşur... İşte o anda tiyatro sanatı doğar. Bu buluşmada düşünceler, duygular ve çatışmalar doğrudan doğruya insan insana aktarılır. Bu nedenle tiyatro, toplumdan bağımsız düşünülemeyeceği gibi toplumun sorunlarından da uzak tutulamaz. Tiyatroda sahne ile seyirci, birbirinden koparılmayacak olan iki yarım küredir. Bu iki yarım küre bir olunca tiyatro var olur.
TİYATRONUN SOSYOLOJİK NİTELİĞİ
Bu girişten yola çıkarak, tiyatronun sosyolojik niteliğine baktığımızda, tiyatronun toplumla olan sıkı sıkıya bağlı ilişkisine dayandığını görürüz. Tiyatro yalnızca insanların duygu ve düşüncelerini anlatan bir sanat dalı olmadığını... Aynı zamanda toplumun yaşam biçimini, değerlerini, sorunlarını, çatışmalarını ve değişimlerini yansıtan bir sanat dalı olduğunu ve sosyolojik niteliğinin bulunduğunu görürüz. Bu nedenle tiyatroyu toplumdan ayrı düşünmek tiyatroyu eksik bırakmak olur.
Tiyatro, içinde bulunduğu toplumdan etkilenir. Bir toplumun yaşadığı ekonomik, politik, kültürel ve sosyal değişimler tiyatroya da yansır. Aile ilişkileri, insanlar arasındaki eşitsizlikler, adalet, özgürlük, emek, kuşak çatışmaları ve bireyin toplumla olan ilişkisi gibi birçok konu tiyatroda işlenebilir. Böylece tiyatro, toplumun yaşadığı gerçekleri sahneye taşıyarak insanların kendi yaşamlarını ve çevrelerini daha iyi anlamalarına yardımcı olur.
Tiyatronun önemli özelliklerinden biri de toplumu sadece olduğu gibi göstermemesi, aynı zamanda toplumsal sorunları sorgulaması ve olması gerekeni de işaret ederek değişimi teşvik etmesidir. Tiyatronun seyircisi, sahnede kendi hayatından veya çevresinden bir durumla yüzleşmesi üzerine düşünmeye başlar. Bu yönüyle tiyatro, insanları düşündüren ve toplumdaki bazı sorunların fark edilmesini ve bunun üzerine değişimi, dönüşümü sağlayan kolektif toplumsal bir sanat dalıdır.
TİYATRONUN İLETİŞİM NİTELİĞİ
Tiyatro, insanın kendisini anlatma ve başkalarını anlama ihtiyacından doğan, toplumsal gücü olan ve canlı yapılan sanat dallarından biridir. Sahnede oyuncuların canlandırdığı karakterler aracılığıyla yalnızca bir hikâye anlatılmaz, aynı zamanda seyirciyle güçlü bir iletişim kurulur. Bu nedenle tiyatro, aynı zamanda bir “İLETİŞİM SANATI” olarak da kabul edilir. Tiyatro insanları bir araya getirir... Oyuncuları ve seyircileri aynı ortamda buluşturur ve aynı olayı birlikte yaşamalarını sağlar. Bu nedenle tiyatro, diğer bazı sanat dallarından farklı olarak doğrudan ve canlı bir iletişim kurar. Seyirci yalnızca bir gösteriyi izlemekle kalmaz, sahnede anlatılan olaylara kendi duygu ve düşünceleriyle katılır.
Tiyatro, toplumun hem bir ürünü hem de toplumu etkileyebilen bir iletişim sanatı hem de canlı bir sanattır.
Tiyatro toplumun yaşadığı sorunları, çelişkileri, çatışmaları, değişimleri ve insanların birbirleriyle ilişkilerini yansıtır. Bu nedenle tiyatronun iletişim niteliği, tiyatronun sosyolojik niteliğini, insan ile toplum arasındaki ilişkiyi sahne üzerinde görünür hâle getirir.
Tiyatroda iletişim yalnızca oyuncunun rolünü oynaması ve bir hikâyeyi anlatmasıyla gerçekleşmez. Seyircinin bakışı, sessizliği, gülüşü, tepkisi ve duygusal-düşünsel katılımı da bu iletişimin bir parçasıdır. Böylece sahne ile salon arasında görünmeyen ama güçlü bir bağ oluşur. Seyircinin tepkisi oyuncunun enerjisini, oyuncunun performansı ise seyircinin duygusunu etkileyebilir. Bu karşılıklı etkileşim, tiyatroyu benzersiz canlı bir iletişim deneyimine dönüştürür. Bu nedenle tiyatro, insanı insana anlatan, insanları birbirine yaklaştıran ve anlam paylaşımını mümkün kılan güçlü bir iletişim sanatıdır.
TİYATRONUN EMPATİ KURMA NİTELİĞİ
Tiyatro, insanlara farklı hayatları ve farklı duyguları tanıma fırsatı veren bir sanat dalıdır aynı zamanda. Bir tiyatro oyununu izlerken sahnedeki karakterlerin yaşadıklarına tanık oluruz. Onların sevinçlerini, üzüntülerini, korkularını ve sorunlarını görürüz. Bu da onların ne hissettiğini anlamamıza yardımcı olur. Bu nedenle tiyatro, empati kurmamızı sağlayan önemli bir sanat dalıdır.
Empati, kendimizi başka bir insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini anlamaya çalışmaktır. Tiyatroda seyirci, kendi hayatından farklı bir hayat yaşayan karakterlerle karşılaşır. Örneğin yoksulluk yaşayan, ailesiyle sorunlar yaşayan ya da haksızlığa uğrayan bir karakteri izlediğimizde, onun yaşadığı duyguları daha iyi anlamaya başlayabiliriz.
Tiyatro aynı zamanda bize bizden farklı insanları tanıtır. Bazen hiç düşünmediğimiz bir konuda tiyatro sayesinde farklı bir bakış açısı kazanabiliriz. Daha önce anlamadığımız bir insanın neden öyle davrandığını fark edebiliriz. Bu da insanlara karşı daha anlayışlı olmamızı sağlayabilir.
Empati kurabilmek, toplumdaki insanlar arasındaki ilişkiler açısından da önemlidir. Birbirimizi anlamaya çalıştığımızda önyargılarımız azalabilir ve insanlar arasındaki iletişim güçlenebilir. Tiyatro da farklı insanların hikâyelerini anlatarak bu anlayışın gelişmesine katkı sağlar.
Bu nedenle tiyatro, insanın kendisinden farklı olanı anlamasını ve onun yerine kendini koymasını sağlayan güçlü bir empati aracıdır.
TİYATRONUN TOPLUMCU NİTELİĞİ
Tiyatronun toplumcu niteliği, öncelikle neyi anlattığı ile ilgilidir. İnsanların günlük yaşamını, karşılaştıkları sorunları, eşitsizlikleri, adaletsizlikleri, emek ve özgürlük arayışlarını, birey ile toplum arasındaki ilişkileri ele alan bir tiyatro, yaşanan gerçekliğe ışık tutar.
Ancak toplumcu tiyatro yalnızca sorunları sıralayan veya seyirciye yaşananları sunmakla yetinmez. Tiyatronun asıl görevi, insanı ve toplumu anlamaya yöneltmek, seyircinin yaşadığı dünyaya başka bir gözle bakmasını ve başka bir dünyanın mümkün olduğunu düşünmesini sağlamaktır.
Bu noktada tiyatronun içeriği ile biçimi arasında güçlü bir bağ bulunur. Anlatılmak istenen düşünce ne kadar önemli olursa olsun, bunu etkili bir sanatsal biçime dönüştürmek gerekir. Tiyatronun dili, reji çalışması, oyunculuğu, sahne düzeni, ışığı, müziği, dekoru ve dramaturgisi, eserin düşünsel içeriğini destekleyen unsurlardır. Biçim, içeriğin taşıyıcısıdır. Bu nedenle toplumcu bir tiyatro anlayışı, sanatsal estetik niteliği ikinci plana atamaz. Tam tersine, toplumsal gerçekliği güçlü ve etkileyici bir biçimle ortaya koymayı amaçlar. Bu nedenle tiyatronun toplumcu niteliği, tiyatroda neyin söylendiği kadar, en yetkin düzeyde nasıl söylendiğini yani estetik dilini, biçimini bilmeyi de gerektirir. Ve tiyatro bu iki unsurun birleşmesinden yetkin bir şekilde yaratılır. ÖZ-BİÇİM birlikteliğiyle...
Tiyatronun toplumcu niteliği, insanı yalnızca içinde bulunduğu koşulların bir sonucu olarak göstermekle kalmamasıdır. İnsan, aynı zamanda mevcut koşulları değiştirebilecek bir varlık olarak sahneden yansır. Bu nedenle tiyatro, toplumsal gerçekliği gösterirken olması gerekeni, umudu, dayanışmayı ve değişim düşüncesini de görünür kılar. Bireysel acıların ardındaki toplumsal nedenleri araştırır, kişisel görünen sorunların ortak yönlerini ortaya çıkarır ve insanların birbirleriyle ilişkilerini sorgular.
Tiyatronun toplumcu niteliğini saptarken ise üzerinde dikkatle durulması geren halktır. Bir halkın niteliklerini açık seçik ortaya koyarken, o halkın toplumsal yapısı da tiyatronun toplumsal niteliğini belirler. Çünkü tiyatro halka yönelen bir sanattır. O nedenle tiyatronun toplumcu niteliği halkın yaşayışına katılmak ve onların sorunlarını sahneye taşımakla sorumludur.
Tiyatro, toplumun dışında ve toplumdan bağımsız bir sanat olarak düşünülemez. Tiyatronun anlamı da bu düşünceden doğar... Tiyatro ile toplum arasındaki canlı iletişim, söylenecek söz, toplumsal ve tarihsel koşullar, estetik yapı, biçim, empati kurma ve sosyolojik niteliği tiyatronun bütünsel anlamını ortaya çıkarır.






