1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. "Siyasi barışa ulaşmayı beklemeye gerek yok"
"Siyasi barışa ulaşmayı beklemeye gerek yok"

"Siyasi barışa ulaşmayı beklemeye gerek yok"

Aynı sahnede iki dil, Kıbrıslı sanatçılar ve ortak bir kültürün ezgileri yankılandı.

A+A-

Aynı sahnede iki dil, Kıbrıslı sanatçılar ve ortak bir kültürün ezgileri yankılandı. Kıbrıslı Türk sanatçı Niyal Öztürk ile Kıbrıslı Rum sanatçı Frederiki Tombazou'nun birlikte yer aldıkları "Let's Sing Together Band", yalnızca müzik yapmakla kalmıyor; ortak şarkılar, ortak hikâyeler ve ortak gelecek fikri etrafında insanları da buluşturuyor. Bu yıl Atina'da düzenlenen etkinliğe ben de katılarak grubun hazırlıklarına, sahne heyecanına ve dinleyicilerle kurduğu güçlü bağa yakından tanıklık etme fırsatı buldum. Sahneden yükselen Türkçe ve Yunanca ezgiler, sanatın sınırları ve siyasi ayrılıkları aşabilen gücünü bir kez daha ortaya koyuyordu. Çocukluk yıllarında başlayan müzik yolculukları onları farklı yollardan aynı sahneye taşıdı. Niyal Öztürk ve Frederiki Tombazou ile müzik serüvenlerini, iki toplumlu sanat üretimini ve Kıbrıs'ta barışa dair umutlarını konuştuk.

 

NİYAL ÖZTÜRK

İlk piyano derslerinden, üniversite yıllarında kurduğu müzik grubuna ve günümüz sahne deneyimine uzanan hikâyesinde, kalıpları zorlamaktan çekinmeyen Nilay Öztürk ile  uzun yıllara dayanan müzik serüvenini konuştuk.

“Müziğe olan ilgim, çocuk yaşta yengemin atıl duran gitarını çalmamla başladı. İlkokulda piyano dersleri almaya başladım ve müziğe olan ilgim daha da arttı. Kendi kendime besteler yapmaya çalışıyordum; bu çabam uzun süre devam etti. Lisede kendime yeni bir gitar aldım. O yıllarda kızlar genellikle piyano, erkekler ise gitar çalardı. Ben bunun aksini denemek istedim. Hatta hatırlıyorum, başlangıçta ailem buna izin vermemişti. Üniversiteyi Boğaziçi Üniversitesi’nde okudum. İstanbul’da kendi müzik grubumu kurdum. O yıllarda şarkı söylemeye de başladım; aslında başlangıçta böyle bir düşüncem yoktu. Zamanla solistliğimi de geliştirdim ve bugünlere geldim. Çalışma hayatımın yanında müziğe profesyonel olarak da devam etmeye başladım. Yirmi altı yıldır müzikle iç içe bir hayat sürdürüyorum.”

whatsapp-image-2026-07-03-at-14-00-20.jpeg

Geçişlerin başlaması ile birlikte sadece insanlar değil, hikâyeler, ve ezgiler de yeniden buluşma fırasatı buldu. Geçmişi, aidiyet duygusu ve ortak kültüre duyduğu ilgi, yıllar içinde iki toplumlu kültürel çalışmaların ve ortak müzik projelerinin bir parçası olmasını da sağladı.

“Her zaman memleketimin insanlarıyla bir arada olmaya açık oldum. Sınırların açılması hayatımda çok büyük bir olaydır. Aslında aklımda Yunanca şarkı söylemek gibi bir düşünce yoktu. Ancak babam da güneyden kuzeye göç etmiş biri olduğu için adanın güneyiyle güçlü bağlarımız vardı. Babamın doğduğu yeri görmeyi, dedemin mezarını ziyaret etmeyi her zaman arzu ederdim. Yıllar içinde güneyden de çok sayıda arkadaşım oldu. 2021 yılında, "Kıbrıs Tek Yurt Hep Birlikte" girişimi ile güneydeki Kültür Hareketi'nin iş birliğiyle bir araya gelen bir grubun parçası olduk. O günden bugüne de pek çok projede yer aldık. Repertuarımızda hem Türkçe hem de Yunanca seslendirilen ortak Kıbrıs şarkılarının yanı sıra uluslararası eserler de yer alıyor. Bu süreçte "Let's Sing Together Band" (Birlikte Şarkı Söyleyelim Grubu) adını verdiğimiz bir grup kurduk. İsmin biraz uzun olduğunun farkındaydık ancak vermek istediğimiz mesaj tam da bu isimde saklıydı.”

 

Müziği bir sanat dalından öte, toplumlar arasında diyalog aracı olarak gören  Öztürk, son yıllarda iki toplumlu kültürel projelerde de aktif olarak yer alıyor. Avrupa Birliği desteği ile hayata geçirilen çalışmalar, ortak kültürel mirası görünür kılmayı ve özellikle genç kuşakları sanat aracılığıyla bir araya getirmeyi hedefliyor.

"Communal Cultural Movement for Peace", Kıbrıs'ta faaliyet gösteren iki toplumlu bir sivil toplum girişimidir. Türkçe karşılığıyla "Barış İçin İki Toplumlu Kültürel Hareket" olarak ifade edilebilir. Oluşumun temel amacı, Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasında kültür ve sanat yoluyla diyaloğu geliştirmek; ortak konserler, müzik etkinlikleri ve kültürel projeler düzenleyerek adada barışı, uzlaşıyı ve karşılıklı anlayışı desteklemektir. Bu, Avrupa Birliği tarafından desteklenen ve finanse edilen bir projedir. Biz bu projeye yalnızca birlikte sahneye çıkmak için değil, bizim gibi farklı Kıbrıslı sanatçıları da bir araya getirmek amacıyla dahil olduk. Kültürümüzü tanıtmak ve ortak değerlerimizi hatırlatmak temel hedefimizdir. Ancak bunu yaparken yalnızca müziği kullanmıyoruz. Sanatın farklı dallarını da kapsayan etkinliklerimiz olacak. Folklor, kostüm tasarımı ve dans bunlardan yalnızca bazıları. Toplam on dokuz farklı etkinlikten oluşan proje kapsamında ilk konserimizi Atina'da verdik. Gelecek yıl ise İstanbul'da sahne alacağız. Bunun yanı sıra, proje süresince adanın farklı bölgelerinde çeşitli etkinlikler düzenlemeye devam edeceğiz. Esas hedefimiz, gençleri ortak kültürümüzle buluşturmak ve bu etkinlikler aracılığıyla birbirlerine yakınlaştırmaktır. Barışı içselleştirmeye erken yaşlarda başlamalarını ve bunu hayatlarının doğal bir parçası haline getirmelerini arzu ediyoruz.”

ikili-sahne.jpg

Elbette adada iki toplumlu kültürel çalışmalar yeni değil. Ancak her yeni girişim ile sanatın birleştirici gücünü görünür kılınırken, farklı sanatçılar benzer projeler üretme konusunda cesaret buluyor.

“Bizden önce iki toplumlu korolar vardı ve oldukça geniş kitleler tarafından takip edilen topluluklardı. Bizden sonra da farklı müzisyenlerin kendi projelerini hayata geçirdiğini, zaman zaman bizi de bu çalışmalara dahil ettiklerini görüyoruz. Daha önce ara bölgede düzenlenen iki toplumlu müzik festivalleri de olmuştu. Bizi gören diğer sanatçılara da bir ölçüde cesaret verdiğimizi düşünüyorum. Ne kadar görünür olursak, o kadar fazla insana ilham verebileceğimize inanıyorum. Bizler ilham verdikçe daha fazla insan bir araya geliyor, birlikte sanat üretmeye ve ortak çalışmalar gerçekleştirmeye başlıyor. Şunu da fark ettim ki insanlar başlangıçta her ne kadar önyargılarla yaklaşsalar da zaman içinde bu önyargılar kırılıyor. Birlikte zaman geçiriyor, ortak anılar ve hikâyeler biriktirmeye başlıyorlar. Daha önce Londra’da da benzer bir konser gerçekleştirmiştik ve büyük ilgi görmüştü. Brüksel’de ise sizin de katıldığınız özel bir gecede bir araya gelmiştik. O da oldukça duygu yüklü ve etkileyici bir etkinlik olmuştu. Atina konserimiz de çok güzel geçti. Bu tür yeni projelerle yolumuza devam ediyoruz.”

 

Öztürk’ün üzerinde durduğu noktalardan biri sanatın, siyasi süreçlerden bağımsız olarak toplumları bir araya getirme gücü.

“Sahnede çok güçlü bir enerjimiz ve duygusal uyumumuz olduğunu düşünüyorum. Bunu bizi izleyenlere ve dinleyenlere de başarılı bir şekilde aktarabildiğimiz kanısındayım. Ortak noktalarımız oldukça fazla ve şarkılar ile besteler de bunların en önemlileri arasında yer alıyor. Bu durum yalnızca Kıbrıs için değil, Türkiye ve Yunanistan için de geçerli. Vermek istediğim en güçlü mesaj ise şu: Toplumlar olarak ortak şeyler üretebilmek ve birlikte hareket edebilmek için siyasi barışın sağlanmasını beklemek gerekmiyor. Bizlerin ortaya koyduğu bu çabalar, belki de siyasi barış süreçlerine katkı sağlayacak ve toplumlar arasındaki yakınlaşmayı güçlendirecektir.”

 

FREDERIKI TOMBAZOU

Tombazou, küçük yaşlarda ilgi duymaya başladığı müziği iyi bir eğitimle taçlandırarak bugünlere nasıl geldiğini anlatıyor.

“Müziğe ilgim çok küçük yaşlarda başladı ve zamanla devam etti. Lefkoşa’da bir müzik okuluna gittim. Daha sonra Selanik’te folklor müziği üzerine eğitim aldım. Yedi yıl önce Kıbrıs’a döndüm. Burada bir grubum var; onlarla farklı projelerde çalışıyorum. Şarkı söylüyorum. Elimden geldiğince en iyisini yapmaya çalışıyorum. Ancak Kıbrıs’ta yaşıyoruz ve sanatın biraz sınırlı kaldığı bir coğrafyadayız. Aslında ben kendimi alternatif ve Yunanca rock müziğine daha yakın görüyorum. Tabii bunun yanında geleneksel müzik üzerine de çalıştığım küçük bir grubum var. Laiko ve lembetiko müzik üzerine de çalıştığım ayrı bir grubum var.” 

İki toplumlu müzik çalışmalarının bir parçası olma sürecini anlatan sanatçı, bu projenin aslında uzun yıllardır kurduğu bir hayalin gerçekleşmesi olduğunu söylüyor.

“Niyal Öztürk ile tanışmadan önce, her zaman iki dilde şarkılar söyleyebileceğim bir grup kurma hayalim vardı. Ancak böyle bir fırsat hiç karşıma çıkmamıştı. Daha sonra, AKEL partisinden arkadaşlarım ve onların bağlantıda olduğu Kıbrıslı Türklerden, tam da hayalini kurduğum türde bir teklif geldi. Ben de doğal olarak çok mutlu oldum. Hiç düşünmeden kabul ettim. Adamız için böyle bir projede yer alabilmek benim için büyük bir gurur kaynağı olacaktı. Büyük bir heyecan duydum. Zaman içinde birbirimize daha çok adapte olduk ve konserler vermeye başladık. Babam PEO’da çalışıyor. Öyle sanıyorum çocukluğumdan bu yana bana dil ve din ayrımı yapmaksızın insanları sevmem öğretildi. Ben de zaman içinde Kıbrıslı Türk arkadaşlar edindim. Her zaman da iki toplumdan müzisyenlerle bir grup hayali kurdum. Birleşik, barış içinde bir Kıbrıs her zaman benim çocukluk hayalim oldu.”

whatsapp-image-2026-07-03-at-14-00-20-2.jpeg

Sanatçıya göre iki toplumlu sanat üretiminin en önemli kazanımlarından biri, yalnızca ortak projeler ortaya koymak değil, aynı zamanda toplumlar arasında güven duygusunun yeniden inşa edilmesine katkı sağlamak. “Normalde konserlerimizde ben Yunanca, Niyal ise Türkçe söylüyor. Son olarak yeni bir şarkı üzerinde çalıştık ve ilk kez Atina’daki etkinlikte bunun tam tersini denedik. Sonuç da oldukça başarılı oldu; dinleyicilerimiz bu performansı çok beğendi. Zaman içinde bunu daha da geliştirmeyi planlıyoruz. Her ikimizin de her iki dilde birlikte şarkı söylemesine yönelik planlarımız var. Şunu da belirtmek isterim ki son birkaç yıldır iki dilli tiyatro oyunları da sahnelenmeye başlandı. Bunlar, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum tiyatro sanatçılarının birlikte performans sergilediği ve üst yazılarla desteklenen oyunlar. Bunun da son derece değerli bir çaba olduğunu düşünüyorum. Tüm bunlar bizim gibi sanatçılar için oldukça ilham verici. Bu etkinlikleri ve anıları paylaştıkça bir yandan gençlere örnek oluyor, diğer yandan da toplumlar arasında barışın mümkün olduğunu göstermiş oluyoruz. Çünkü güven ancak bu şekilde inşa edilebilir. Biz de sahneden yansıttığımız bu olumlu atmosferi izleyicilerimize ve dinleyicilerimize aktarabildiğimize inanıyoruz.”

 

Yıllardır Kıbrıslı Türklerle ilişki kuran Frederiki Tombazou, toplumlar arasındaki mesafeyi azaltmanın yolunun daha fazla iletişimden ve ortak deneyimler paylaşmaktan geçtiğini düşünüyor.

“İnsanlar birbirini daha çok dinlemeli, birbirleriyle daha çok konuşmalı, birbirini daha çok anlamaya çalışmalı. Bizler aslında benzer hikâyeleri paylaşan ama farklıymış gibi lanse edilen toplumlar olarak görülüyoruz. Oysa gerçeğin böyle olmadığını kendi deneyimlerimizle anlamalıyız.”

toplu-003.jpg

Bu haber toplam 660 defa okunmuştur