1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. 'Severek yapacan işi, otladacan, yedirecen, suvaracan'
'Severek yapacan işi, otladacan, yedirecen, suvaracan'

'Severek yapacan işi, otladacan, yedirecen, suvaracan'

YENİDÜZEN, ‘İşin ZORU' yazı dizisiyle bu hafta Hamitköy'de 80 yıldır hayvan üreticisi olarak yaşamını sürdüren İzzet Sakallı’nın mandırasına konuk oldu. 87 yaşındaki Sakallı, hayvancılığın zorluklarını, sıkıntılarını ve güzel yanlarını anlattı…

A+A-

Didem MENTEŞ

Her mesleğin kendine özgü zorlukları var. Hayvan üreticiliği de bu zorlu mesleklerden biri. Canlı varlıklarla ve doğal şartların belirsizliğinde yapılan hayvancılık farklı zorluklar içeriyor. Küçükbaş ya da büyükbaş hayvancılığın kendi içerisinde de ayrı bir uğraşı ayrı sıkıntıları oluyor. Hayvanların bakımı, sağımı, beslenmesi ve doğumu gibi zahmetli bir iş…

Ülke üretiminin de başında gelen hayvancılık zor şartlara rağmen hala ayakta insanımızın büyük emeğiyle sürdürülüyor...

“80 senedir bu işi yaparım. Yağmurunu da çamurunu da yedik. Bir zamanlar 150-200 hayvan sağıyordum. Şimdi hayvanlar azaldı. Her sabah 5.30-6.00 gibi sütçünün durumuna göre kalkarız. Hayvanları sağdıktan sonra sütçü gelir alır. Sabah kalkıp, sağımı gerçekleştirdikten sonra  1-2 saat içinde işim biter. Yaz kış böyle...  Aslında sağmanın saati yoktur. Sütçüye bağlıdır. Sütü bazen alır bazen almaz. Garanti yok bu işte. Bu işin ne emekliliği var ne de garantisi…”

Hayvancılık…

Doğal şartların etkili olduğu bu meslekte riskler de büyük. Isısı, yağmuru, nemi nedeniyle ekinlerin oluşması, hayvanların besini açından da önem taşıyor. Arpanın, yemin iyi olması bu mesleğin daha verimli ve sağlıklı yürüyebilmesine oldukça etkilidir. En önemlisi de  bu mekaşatli işi sevebilmek, emek verebilmek oldukça önemli. Tam 80 yıldır bu işi bıkmadan usanmadan yapabilmek gibi... 87 yaşındaki İzzet Sakallı gibi...

dd2.jpg

80 yıllık tecrübe

‘İşin ZORU' bu hafta Hamitköy'de 80 yıldır hayvan üreticisi olarak yaşamını sürdüren İzzet Sakallı’nın mandırasına konuk oldu.  Hamitköy'de (Mandrez) ağıllar bölgesinde hayvanlarıyla içice bir ömür geçiren Sakallı, bizlere bu mesleğin zorluklarını, sıkıntılarını ve güzel yanlarını da anlattı. 80 yıllık tecrübe iki gazete sayfasına sığmazsa da o, bize en kısa ve yalın haliyle hayvancılığı anlattı. 

Usta eller...

12 Nisan saat 18.30’da hayvan sağımı yaptığı sırada gelmemiz için anlaşıyoruz İzzet Amca ile... Bere takılı başını kaldırıp masmavi gülen gözlerle karşılıyor bizleri. Yılların tecrübesi hem bizle konuşuyor hem de bir taraftan süt sağıyor. Elleri adeta bir makine gibi sütü boşaltıyor. Sanki 87 yaşında değil genç bir delikanlı gibi yorulmak nedir bilmiyor. Büyük bir merak ve özenle yapıyor işini, tek tek hayvanlarını sağıyor, sütü boşaltıyor... 

Süt sağma çabaları...

Tabi biz de bu işin zor yanını yakından görebilmek için hayvan sağımı için yerimizi alıyoruz. Hayvan yabancı birini gördüğü için kaçmaya çalışsa da İzzet Amca'nın yardımıyla zapt ediliyor. Ardından sağıma geçiyoruz ama nafile... Büyük uğraşımıza rağmen sütün lengere akmasını başaramıyoruz. İzzet Amca, bu işin ayrı bir marifet olduğunu her gün yaparak alışılabileceğini gülerek söylüyor. Çaresiz hayvanı daha fazla hırpalamamak için de bu girişimden vazgeçiyor ve İzzet Amca ile sohbete geçiyoruz.

dm1.jpg

“Bu işin yağmurunu da çamurunu da yedik”

İzzet Sakallı,  7 yaşından beri aile mesleği olan hayvancılık ve çobanlık yaptığını, ölene kadar da bırakmaya niyeti olmadığını anlatıyor.  “80 senedir bu işi yaparım. Yağmurunu da çamurunu da yedik. Bu iş babamdan kaldı bana.  Başka işte yaptım ama temelli bu işi yaparım. 5 evladımı da bu işten kazandığım parayla bakıp büyüttüm. Ben hem ağılda bakarım hem de çobancılık yaparım. İki çocuğum bu işi sürdürür ama ovaya çıkmazlar.  Çiftçilik de yapardım ama torunlarıma devrettim. Ben hayvanlara bakarım”

“Bu işin garantisi yok”

Bir günün nasıl geçtiğini anlatıyor İzzet Amca. Yıllardır ilerleyen yaşına rağmen her sabah aynı saatte kalkıp, aynı tempoda hayvanlarıyla ilgilendiğini aktarıyor. “Bir zamanlar 150-200 hayvan sağıyordum. Şimdi hayvanlar azaldı. Her sabah 5.30-6.00 gibi sütçünün durumuna göre kalkarız. Hayvanları sağdıktan sonra sütçü gelir alır. Sabah kalkıp, sağımı gerçekleştirdikten sonra  1-2 saat içinde işim biter. Yaz kış böyle...  Aslında sağmanın saati yoktur. Sütçüye bağlıdır. Sütü bazen alır bazen almaz. Garanti yok bu işte. Bu işin ne emekliliği var ne de garantisi…”

“Bu işin zorluğu yem meselesidir. Yemin varsa sorun yoktur. Yedirirsen sıkıntı yok. Hayvanlar adada çok azaldı devletin yardımı yok. Bu iş masraflı iş, bir zor tarafı da budur zaten.”

“Yemin varsa sıkıntın yoktur”

İzzet Amca bu işi gençlerin artık çok tercih etmediğini, sevgi ve uğraş istediğini  anlatıyor. İşin zor kısmının bakım ve yem olduğunu söylüyor. Bu işte hayvana verilen yemin önemli olduğunu, tüm emeklerin boşa gitmemesi için dikkat edilmesi gerektiğini vurgu yapıyor.

“Bu işin zorluğu yem meselesidir. Yemin varsa sorun yoktur. Yedirirsen sıkıntı yok. Hayvanlar adada çok azaldı devletin yardımı yok. Bu iş masraflı iş, bir zor tarafı da budur zaten. Mesela geçen yıl kuraktı bu yıl da kurak geçti. Kurak olmadığında oldukça yem çıkarırım ama kurak geçtiğinde büyük sıkıntı yaşarız. Eskiden masrafı çıkartırdık şimdi hep cepten çıkar. Eskiden bir torba 3 Milyondu (bin) şimdi 100 Milyon (bin) TL… öderik.”

“Çok zararım olmuştu”

İşin zor ve sıkıntılı kısımlarından birinin de hayvanların telef olması olduğunu belirtiyor İzzet Sakallı. Bir dönem başına bir yem meselesiyle ilgili bir olay geldiğini ve çok sayıda hayvanını kaybettiğini üzüntüyle anlatıyor. “Bir defe gahveden eve gelirdim. Amcamın oğlu vardı orda. Eskiden çuvalcılar gelirdi. Bir tanesi gördü beni, bana ‘kaçırma al bu samanı' dedi. ‘Ben aldım, istemem' dedim. Gene ‘al bu samanı’ dedi. Ben da aldım samanı döktüm hayvanlara. 80 keçim vardı. Verdik samani çıktık araziye sonra hayvanı gördüm gıvınır. Tabii ne bileyim ben, gene o yemden koydum yesinler. 80 tane hayvandan 19 tane keçi kaldı. Gara gara düşünürüm hepsi gitti. Sonra birisi dedi bana vigo samani zamanı değildir, vigo samanı barsak da ganama yapar dedi.   Ondan sonra o vizileyenleri de büyüttük. Daha sonra hayvanları otlatmaya götürdüydüm BRT'nin arkasında bir ovaya. Orada hayvanlar yedi gene fenalaştılar. Bana biri gelip söyledi meğersa, oradaki otlar vigo otuymuş, bana getirip sattıkları saman da oradanmış. Çok zararım olmuştu”

“Otlatan kalmadı”

Eskiden hayvanların otlatıldığını şimdi nerdeyse otlatma işinin kalmadığını anlatıyor İzzet Sakallı. “Eskiden para mı vardı da insanlar yem alsın yoğdu. Onun için otlatmaya götürürdü ama şimdi herkes gitmez. Bizim köyde de bir kişi kaldı gidip otlatan. Hamitköy’de 3-4 kişide hayvan yoğdu bir zamanlar. Hepsi çobandı. Tek bir kişi kaldı, kimse yürüdemedi. Eskiden hayvanları otlatmaya sabah çıkıp akşam dönerdik, şimdi 3-4 saatte dönen. Ben tüm malımı bu hayvanlardan yaptım. Ne anam da ne de babam da mal vardı. Tüm hayvanlarımın sayesinde aldım her şeyi.

“Severek yapacan işi otladacan, yedirecen, suvaracan… Sen hayvana hayvan da sana bakacak… Hayvanı bekleycen, beklemezsan olmaz. Hayvan kısmı sertten anlamaz. Sevecen hayvanı, dürtmeycen. Ben hayvanın dilinden anlarım. Hangi keçi hangi koyun ağlar bilirim”

 

“Severek yapacan işi otladacan, yedirecen, suvaracan... Sen hayvana, hayvan sana bakacak”

“Bir işi severek yapmazsan o işde hayır yoktur. Göğnün yoksa bir işde geri kaçan” diyerek her iş gibi hayvancılığında sevilmeden yapılamayacağından yana İzzet Amca.

İyi bir üreticinin, hayvanın dilinden anlaması gerektiğini vurguluyor. “Severek yapacan işi otladacan, yedirecen, suvaracan… Sen hayvana hayvan da sana bakacak… Hayvanı bekleycen, beklemezsan olmaz. Hayvan kısmı sertten anlamaz. Sevecen hayvani, dürtmeycen. Ben hayvanın dilinden anlarım. Hangi keçi hangi koyun ağlar bilirim” diyor.

İzzet Sakallı, bu işin güzel yanının ise doğayla içice olmasına bağlıyor. Ve hayvan üreticiliğini gücü oldukça yapmaya devam edeceğini dile getiriyor. “İşimin güzelliği bütün gün arazide gezmektir. Sağlık açısından da güzeldir. Ben şehirde yasayamazdım. Eksozdan nasıl yaşayım? Ben işimi çok severim.

Kendim bırakacam bu işi gücümün gittiği yere kadar.”

 

FOTOĞRAFLAR: Mehmet ARTEMEL

Bu haber toplam 4816 defa okunmuştur
Etiketler :