Mülkiyet değişmez dert
Bu bir sır değil, dünya alem biliyor:
Kıbrıs’ın kuzeyindeki bugünkü yerleşim düzeni büyük ölçüde 1974 öncesinde Kıbrıslı Rumlara ait taşınmazlar üzerinde şekillendi.
Ya da başka türlü söyleyelim…
Kuzeydeki yerleşim alanlarının, sanayi bölgelerinin, tarım arazilerinin ve turistik tesislerin çok büyük bir bölümü, 1974 öncesinde Kıbrıslı Rum mülkiyetindeydi.
Bu sorunun kalıcı çözümü ancak kapsamlı bir siyasi uzlaşıyla mümkündür.
Kabadayılıkla değil…
Yanılsamalarla değil…
Görmezden gelerek ya da inkârla hiç değil…
Taşınmaz Mal Komisyonu da bu nedenle kuruldu.
Hem mülkiyet başvurularına hukuk yolu yaratmak hem de kapsamlı çözüm bulunana kadar ara bir mekanizma oluşturmak…
Şimdi yine bir kriz yaşanıyor…
***
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin son değerlendirmeleriyle birlikte Taşınmaz Mal Komisyonu’nun etkinliği yeniden tartışma konusu oldu.
Ortada çok yaşamsal bir soru var ve mutlaka yanıtlanmalıdır.
Taşınmaz Mal Komisyonu’nun Kıbrıslı Rumlara ödeme yapabilmesi amacıyla emlak satışlarından “TMK payı” olarak oluşturulan ve 50 milyon Sterlini aştığı söylenen kaynak, maaş ödemelerinde mi kullanıldı?
Başka bir ifadeyle…
Bugünkü "yönetim", komisyonun ödeme kapasitesini oluşturan kaynakları bütçe açıklarını kapatmak için tüketti mi?
Bu soruya açıklıkla, şeffaflıkla ve samimiyetle yanıt verilmelidir.
Eğer doğruysa bunun siyasi ve hukuki sorumluluğu da ortaya konulmalıdır.
Bedel ödemelidir birileri!
Çünkü bildiğim kadarıyla komisyonun son tazminat ödemesi geçtiğimiz ocak ayında yapıldı.
***
Gelelim son gelişmeye…
Cyprus v. Turkey, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’yi kuzey Kıbrıs’taki insan hakları ihlallerinden uluslararası hukuk bakımından sorumlu tuttuğu en kapsamlı Kıbrıs kararıdır.
Kararın en önemli başlıklarından biri de yerlerinden edilmiş kişilerin mülkiyet ve geri dönüş haklarıdır.
Türkiye, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun etkili bir hukuk yolu olduğunu savunuyor.
Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de komisyonu belirli koşullar altında başvurulması gereken bir iç hukuk yolu olarak kabul etti.
Kıbrıslı Rum tarafı ise bunun bir "aldatmaca" olduğu iddiasında...
Öyle anlaşılıyor ki mülkiyet konusunda ciddi adımlar atılmaz, Birleşmiş Milletler zemininde çözüm süreci yeniden ilerlemezse kriz de büyüyecek, gerginlik de…
Geçtiğimiz günlerde bir Ukraynalı emlakçı, kuzeyde başkalarına ait taşınmazların satışıyla bağlantılı suçlamalar nedeniyle 2,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Bir başka Alman emlakçı ise halen tutuklu.
***
Yeni adımlar atılmalı mutlaka…
Maronitler yıllardır mülklerinin iadesini bekliyor örneğin...
Kapalı Maraş’ta sözde bir açılım yapıldı, malların yasal sahiplerine devredileceği söylendi, yalan oldu.
Ne yeterli tazminat ödenebiliyor…
Ne de anlamlı bir iade süreci işletiliyor…
Dahası, bu amaçla yaratılan kaynakların da başka alanlarda kullanıldığı iddia ediliyor.
O zaman ne olacak?
Biliyorum…
Şimdi kimileri, “Bizim de güneyde mallarımız var” diyecek.
Doğru.
Ama rakamlar birbirini karşılamıyor
Üstelik etkin bir takas mekanizması da işletilmiyor.
Güneydeki taşınmazların yaklaşık yüzde 23’ünün 1974 öncesinde Kıbrıslı Türklere ait olduğu kabul edilir. Buna karşılık kuzeydeki taşınmazların yaklaşık yüzde 79’u Kıbrıslı Rum mülkiyetindeydi.
Lafla olmuyor.
Elli yılı aşkın bir süre geçti.
Hâlâ “ganimet” kültürünün çözüm olduğunu düşünenler var.
Oysa gelecek kuşaklara çözüm değil, belirsizlik devrediyoruz.
Umarım müzakereler yeniden başlar…
Umarım yeniden çözüm yoluna girilir…
Umarım en azından yerleşim olmayan yerlerde iadeler yapılır, tazminatlar ödenir.
Çünkü mülkiyet meselesi yalnızca geçmişin ya da bugünün değil geleceğin de meselesidir.






