Sana ne!
Tahsin Ertuğruloğlu diyor ki; “… Kıbrıs Adası’nda temel sorun, GKRY’nin Ada’nın tamamını temsil ettiği varsayımıyla hareket ederek üçüncü ülkelerle tek taraflı tasarruflarda bulunmasıdır.”
-*-*-
Türkiye’de bir gazetenin sorularını yanıtladı ve bu cümleyi de o yanıtlardan birinden aldım…
-*-*-
Bir daha yazalım;
“Kıbrıs’taki temel sorun” diyor Tahsin Abi ve ekliyor; “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Ada’nın tamamını temsil ettiği varsayımıyla hareket ederek üçüncü ülkelerle tek taraflı tasarruflarda bulunmasıdır…”
-*-*-
Mantık!
Akıl!
Düşünmek!
-*-*-
Vallahi delireceğim!
Tahsin Abiye göre “kısaca” GKRY dediği devlet Ada’nın tamamını temsil etmiyorsa; kimiyle, nerede, nasıl anlaşma imzalayacağı bizi neden ilgilendiriyor?
-*-*-
Veya şöyle sorabilirim; “… KKTC, eşit, egemen, ayrı, bağımsız, hür, Türkiye’nin korumasında bir devletse; başka devletlere niye karışıyor?”
-*-*-
Yoksa Tahsin Abi, hala, GKRY dediği Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortağı olduğumuzdan mı söz ediyor?
Gönlünde yatan aslan bu mu?
Gizli federasyoncu Tahsin!
Aman ha!
-*-*-
Ve aynı Tahsin Abi diyor ki; “… GKRY esasen askerî kazanım ve stratejik avantaj elde etmeye yönelik yoğun bir askeri çaba içerisinde.”
-*-*-
Bir devletin bu bahsettiği çaba içerisinde olması hakkı değil midir?
Bunu mu demek istiyor Tahsin Abi?
-*-*-
Kıbrıs’ta tamamen Türkiye’nin stratejik ve ekonomik çıkarları adına “anlamsız, mantıksız ve kesinlikle son derece ezik” bir dış siyaset izleniyor!
-*-*-
“Aman ha sakın çözüm olmasın!” siyaseti!
Tahsin Abi de bu siyasetin başındaki kişilerden biri olarak görevini yapıyor!
-*-*-
Mesela diyor ki; “… GKRY’nin kendisini Ada’nın tek meşru temsilcisi olarak göstererek Fransa ve diğer ülkelerle askerî içerikli anlaşmalar imzalaması, Kıbrıs Türk halkının özden gelen haklarını, egemen eşitliğini ve Ada üzerindeki eşit statüsünü yok sayan tek taraflı bir yaklaşımın ürünü olup yok hükmündedir ve hiçbir meşruiyet taşımamaktadır”…
-*-*-
Sana ne el alemin devletinden?
Sen kendi devletine bak!
Yoksa GKRY dediğin devlette hak mı iddia ediyorsun?
-*-*-
Gerçekten anlamak güç!
-*-*-
Ada’da, NATO’nun en güçlü iki ordusundan biri olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir kolordusu bulunuyor…
-*-*-
NATO üyesi başka ülkelerin askerlerinin de Ada’da bulunmasına karşı olmanın “mantığı” sadece “Rumlarla çözüm olmaz, bakın silahlanıyorlar, anlaşma falan istemezler” propagandasını güçlendirmekten başka bir şey değildir…
-*-*-
Amaç da zaten budur!
-*-*-
Haaa dese ki, “bütün yabancı ordular çekilsin, barış içinde yaşayalım, bu Ada’nın bu kadar çok askere ihtiyacı yok” anlayacağım!
-*-*-
Ama “Türk Ordusu kalmalı çünkü Rumlar bizi aha Fransız ve Yunan askerleri ile birlikte kesecek (Amerikalıları ve İsraillileri unutmayalım)” derken; aynı Rumların, Türk askeri tarafından “kesilmesi korkusu”nu göz ardı etmek nasıl bir mantıktır?
-*-*-
Tüm Dünya’yı kendimiz gibi “salak” sanıyoruz diye düşünüyordum ama öyle değil!
-*-*-
Tahsin Abimin temsil ettiği zihniyet aslında tüm Dünya’ya karşı Kıbrıs meselesinde kaybettiklerinin açık bilincindedir…
-*-*-
Belli ki kimseye “haklı” olduğumuzu anlatamamış olmanın ezikliği ile; mevcut durumu korumak için, bu türden mantıksız açıklamalarla kendi pozisyonlarını ve çözümsüzlüğü; Türkiye ve KKTC’deki insanlara “aşılamaya” çalışıyorlar; o kadar!
-*-*-
Haaa zaten Tahsin Abim bunu inkar da etmiyor; defalarca “çözümsüzlük çözümdür, mevcut durum çözümdür” demedi mi?
-*-*-
Kıbrıs meselesinde “haklı” olduğumuz hiçbir tezimiz yoktur!
Olsa bile bunu Dünya’nın hiçbir ülkesine, hiçbir kurumuna, hiçbir birliğine, hiçbir örgütüne anlatabilmiş değiliz!
Hem yenik yem eziğiz!
-*-*-
Tahsin Abim ve O’nun gibilerin tam görevini şimdi daha net anlayabildik mi?
Adamın işi bu!
Adamın geliri bu!
“Çözümsüzlüğü korumak” veya “aman sakın ha çözüm olmasın”ı sağlamak için propaganda yapmak!
-*-*-
Rumlar milyarlarca avroluk silah alıyormuş!
-*-*-
Doğrudur, keşke silaha ayıracakları parayı sağlığa, eğitime, bayındırlığa ayırsalardı ki o başka mesele!
-*-*-
Ama “sana ne!”
Sen kendi devletine bak!
Yoksa gizliden, gizliden, çaktırmadan, sen de mi bizim pasaport?
Yorum yok!
Haftalık Kathimerini gazetesi, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis’in Kıbrıs müzakerelerini yeniden başlatma çabalarına ilişkin “uzlaşılanları, sürecin anahtarı olarak öne çıkardığını ve "temkinli iyimser olduğunu” aktardı.
-*-*-
Gazete, Nikos Hristodulidis ile yaptığı söyleşiyi “Yakınlaşmalar Yeni Çözüm Zemini” başlığıyla manşete çekti.
-*-*-
En çok dikkatimi çeken cümleler şunlar:
“… Türkiye’nin karşılıksız (Kıbrıs sorununda) herhangi bir şey alması da bir şey alıp sonra Kıbrıs sorununda hiçbir şey yapmaması da söz konusu değil. Ankara’ya herhangi bir şey verilmesi için önce Kıbrıs sorununda somut ilerleme olması gerekir. Şu anda tam da bunun üzerinde çalışıyoruz.”
-*-*-
Demek ki, ortada çok ciddi bir pazarlık, al – ver süreci var!
-*-*-
Ve demek ki, bu al – ver sürecinde ön plandaki iki aktörden biri Kıbrıslı Rumlarsa, öteki de Türkiye!
-*-*-
Biz mi?
-*-*-
Sakız!
Çiğnenmişinden!
-*-*-
Neyse!
Hafta içinde Tufan Erhürman’ın söyledikleri ve dün Hristodulidis’in sözleri, öyle ya da böyle umut verici!

Teknik analiz veya yorum yapabilecek biri değilim ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim; Türkiye, Avustralya’ya yenilmeyi hak etmedi… Ancak, yemin ederek yazıyorum ki; maç öncesi ve sonrası Türk televizyon yorumcularını dinleyen her sağlıklı insanın da, “iyi ki yenildiler” dediğinden eminim… Türkiye kazansaydı - ki istatistikler veya “Hatice” aslında Türkiye’nin kazanması gerektiği noktasındaydı ama “netice” öyle olmadı – Vincenzo Montella kahramandı! Kaybetti, şimdi tüm suç O’na yazıldı! Grup aşaması geçilmezse, Montella (fotoğrafta) gider mi? Kesin gider…






