Yapısal Krizlerin Gölgesindeki Eğitim
Okullar tatil. Eğitim, gündemin oldukça alt sıralarında. Ancak eğitim yönetiminin en çok çalışması gereken dönemler tam da bu zamanlardır.
Kuzey Kıbrıs’ta eğitimi, onu çevreleyen yapısal krizlerden soyutlayarak sadece öğretim uygulamaları üzerinden tartışmak, temelinden sarsılan bir binanın sadece duvar rengini tartışmaya benzer. Gerçekçi, sürdürülebilir ve nitelikli bir eğitim reformunu, Kıbrıs Türk Eğitimini yapısal krizlerden ayrı düşünerek oluşturmak mümkün değildir.
Uluslararası standartlara entegre olamayan genç yeteneklerin küresel ölçekte hak ettiği yeri alamaması yetmiyormuş gibi adanın kuzeyini yöneten hükümetin sadece siyasi kaygılarla ve koltukta kalma hesaplarıyla hareket etme çıkarcılığı toplumda tam bir “öğrenilmiş çaresizlik” hissi oluşturuyor.
Bir toplum, iradesinin önemsizleştirildiği bir siyasi iklimde, çocuklarına nasıl vizyoner bir eğitim sunabilir ki?
Eğitim, fırsat eşitliği ilkesi üzerine kurulur. Ancak Kuzey Kıbrıs’ın içinde bulunduğu derin ekonomik kriz, bu ilkeyi adeta paramparça etmiştir. Yüksek enflasyon, yaşam maliyetlerinin öngörülemez artışı doğrudan okul sıralarına yansımaktadır.
Bir yanda aile bütçelerini tüketen özel okullar, diğer yanda akılcı olmayan bütçelerin yarattığı tavanı akan, duvarı çürük, laboratuvarı olmayan, teknolojik altyapıdan mahrum devlet okulları… Kamusal eğitime ayrılması gereken kaynaklar ekonomik krizin deliklerini yamamak için kullanılırken, özel okula ve kamu okula giden öğrenci arasındaki beceri farkı her geçen gün katlanarak büyüyor.
Paran kadar eğitim anlayışı yerleşik hale gelirken, akılcı yatırımları, rasyonel bütçeleri, kamusal eğitim önceliğini görmezden gelen bir eğitim tartışması sadece entelektüel bir fanteziden ibaret kalıyor.
Bütün bunlar bir yana sistemin en büyük yarası, yönetimsel vizyonsuzluk ve dayatmacı zihniyet olarak karşımızda duruyor. Kıbrıs’ta eğitim politikaları, konunun esas özneleri olan öğretmen sendikaları, eğitim bilimciler, akademisyenler, veliler ve öğrencilerle istişare edilerek değil; siyasi rant hesaplarıyla şekillendirilmektedir.
Hükümetlerin somutlaştırdığı "ben yaparım olur" mantığı, eğitimin en temel ihtiyacı olan süreklilik ve istikrarı yok etmektedir. Ortak akıldan kaçan, benmerkezci ve antidemokratik bu yönetim tarzı, okulları birer gelişim ortamı olmaktan çıkarıp siyasi aktörlerin arenasına dönüştürmektedir.
Kıbrıs’ta eğitimi gerçekten iyileştirmek istiyorsak; siyasi, ekonomik ve yönetimsel krizlerden oluşan üç başlı canavarla yüzleşmeliyiz. Gençlerimizi bu adada tutacak siyasi kararlılığı göstermeli, bütçede aslan payını geleceğe yani eğitime ayırmalı ve hepsinden önemlisi "ben yaptım oldu" dayatmacılığını terk ederek ortak aklı egemen kılmalıyız.
Krizlerin gölgesinde heba edilen her bir çocuk, bu adanın geleceğinden çalınan bir parçadır. Ve bizlerin, geleceğimizi daha fazla kaybetmeye lüksü yoktur.
Kuzey Kıbrıs'ta eğitimde yaşanan gerileme, okulların başarısızlığı değil; siyasi, ekonomik ve yönetimsel krizlerin eğitim sistemine dayattığı kaçınılmaz bir sonuçtur.
Aklınızda Bulunsun
Okullar Kime Ait?
Hiç düşündünüz mü, okullar kime ait?
Sanılanın aksine okullar ne devletin ne de özeldeki sermaye sahiplerinindir. “Okullar; öğrencilere, öğretmenlere, topluma ve gelecek nesillere aittir.” Bu nedenle herhangi bir okul için yapılacak herhangi bir değerlendirme bu kesimlerin tamamından görüş alma gerekliliği vardır.
Anlayana Gülmece
Balık Baştan Kokar
Balık pazarından geçen yaşlı bir adam, balıkları tek tek eline alıp kuyruklarını kokluyor… Bunu göre balıkçı adama sesleniyor…
- “Amca, nedir yaptığın… Balık baştan kokar, kuyruğundan değil”
Yaşlı adam, iç çekerek, yanıt verir:
- “Biliyorum oğlum, etrafı koku sardı zaten… acaba kuyruğa kadar kokmayan balık var mı diye bakıyorum”






