1. HABERLER

  2. ÖZEL HABER

  3. “Meclis’i askıya aldılar; tek çözüm erken seçim”
“Meclis’i askıya aldılar; tek çözüm erken seçim”

“Meclis’i askıya aldılar; tek çözüm erken seçim”

YENİDÜZEN’e konuşan Meclis Başkan Yardımcısı Fazilet Özdenefe, hayat pahalılığı ödeneğinde yapılacak düzenlemeyle ilgili sürecin, hukuken de, siyaseten de yanlış yönetildiğini söyledi...

A+A-

Ödül AŞIK ÜLKER

Meclis Başkan Yardımcısı Fazilet Özdenefe, hayat pahalılığı ödeneğinde yapılacak düzenlemeyle ilgili sürecin hukuken de, siyaseten de yanlış yönetildiğini kaydederek, belirsizliğin devam ettiğini söyledi.

Anayasa’nın, Meclis Genel Kurulu’nun, haftada en az bir kez toplanmasını emrettiğine dikkat  çeken Özdenefe, geçtiğimiz haftanın heba edildiğini, mevcut gerilimi ve belirsizliği ortadan kaldıracak güven ortamının tesis edilmediğini vurguladı.

Fazilet Özdenefe, şu anda ortaya konan tepkinin, hayat pahalılığının ne kadar verileceğinin,  ne zaman verileceğinin çok ötesinde olduğunun altını çizerek, “Tepki, alınması gereken ekonomik tedbirlerin adil, hakkaniyete uygun olup olmamasıyla alakalıdır. Yılların kötü yönetiminin sonucudur” dedi.

Özenefe şunları söyledi:

“Herkes, içinde bulunulan ekonomik krizin farkında. Bu krizin kötü yönetimle alakalı olduğunun farkında. Önlem alınmazsa, savaşın etkileriyle bu krizin büyüme potansiyeli olduğunun da farkında. Aslında, toplumun birçok kesimi, elini taşın altına koymaya hazır. Ayakları yere basan tedbirlerle, kendilerinin ikna edilmesiyle sıkıntıların aşılması için gereğini yapmaya hazır.”

Soru: Meclis Genel Kurulu’nda, hayat pahalılığının 9 ay durdurulmasıyla ilgili yasa değişikliği tasarıları tartışılırken bir ara verildi ve bu ara sırasında yasa gücünde kararnameler yayınlandı.  Süreci nasıl değerlendirirsiniz?

Özdenefe: Toplam 11 tane olan konu yasa tasarılarının genel kurul gündemine gelme süreçleri çok hızlı gerçekleşti. 19 Mart 2026 tarihinde sunulan yasa tasarıları, aynı gün halkın bilgisine de sunuldu. 23 Mart 2026 tarihli birleşimde oyçokluğuyla ivedilikleri alındı. Tasarılara ilişkin görüş gönderme süresi 26 Mart 2026 itibarıyla sona erdi. Ekonomi, Maliye, Bütçe ve Plan Komitesi, ilgili yasa tasarılarını 27 Mart 2026 tarihli toplantısında görüştü ve çalışmalar bir günde, alelacele tamamlandı. Meclis Genel Kurulu, yasa tasarılarını, 30 Mart 2026 tarihli birleşimle gündemine aldı ve görüşmeye başladı. Uzun bir oturum oldu ve sonuçta genel kurula, 31 Mart’ın erken saatlerinde, gün içinde tekrar açılacakmış gibi ara verildi.  Daha sonra Meclis Başkanı Genel Kurulu açmayacağını beyan etti ve genel grev askıya alındı. Sürecin masa etrafında yeniden değerlendirileceği algısını yaratan ve tansiyonu düşüren bu açıklamanın hemen akabinde ise, öngörülmeyen bir şekilde, Bakanlar Kurulu aniden yasa gücünde kararnameleri yayımladı ve gerilimi başka bir boyuta taşıdı. 

“3 milyar TL bütçe açığı, savaşın etkilerinden oluşan bir açık değil”

Soru: Bir hukukçu ve Meclis Başkan Yardımcısı olarak bu tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özdenefe: Anayasamıza göre yasa yapma yetkisi KKTC halkı adına Cumhuriyet Meclisi’ndedir.  Hükümetin istisnai hallerde yasa gücünde kararname yayımlama yetkisi vardır. Konunun ekonomik olması yanında, kararname çıkarılması için ivedilik de aranmaktadır. Cumhuriyet Meclisinden daha seri hareket edebilen Bakanlar Kurulu’na, çabuk davranma zorunluluğunu gerekli kılan ekonomik konularda bu yetkinin verilmesi elbette anlaşılabilirdir. Ancak bu meselede, Anayasa’nın amaçlarına aykırı adımlar atıldığını değerlendirmekteyim. İlgili kararnameler de zaten Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü. Hükümet, mahkemenin sonucunun ne olacağını öngördüği için yasa gücünde kararnameleri geri çekti. Meclis Genel Kurulu, 7 Nisan’da yeniden toplandı sonra oturuma ara verildi, 8 Nisan’da devam etti ve tekrar oturuma ara verildi. Aslında gerek içeriği, gerekse de süreci planlamada, çok aceleyle iş yapmaya çalıştılar. Söz konusu yasa tasarılarını Mart sonuna kadar geçirmeyi, Nisan’da hayat pahalılığını vermeyi, ondan sonraki sürecin de yıl sonuna kalmasını hedeflemişlerdi. Anladığım kadarıyla hükümet, aldığı hukuki görüş neticesinde, sürecin gecikmesiyle ilgili bir risk almak istemedi. Nisan girmeden bunu yapmayı tercih etti. Bu bir hukuki görüştür, illa öyle olur muydu, olmaz mıydı ayrı tartışma konusudur. İran savaşı gerekçe olarak gösterildi, ama şu sıralar hükümete mensup bakanlar tarafından ayda 3 milyar TL olduğu ifade edilen bütçe açığının, savaşın etkilerinden oluşan bir açık olmaduğunı tüm toplum biliyor. Mevcut iktidarın ülkeyi uzun bir süredir borçanarak yönetmesi ve borcu borçla kapatmaya çalışması, gündemdeki hayat pahalılığına dair düzenlemelerin halk nezdinde kabul görmeyişinin temel nedenlerinden. Mesele ortaya konulan rakamlardan, oranlardan ziyade, mevcut yönetim anlayışının halk tarafından kabul görmemesi ile ilgilidir. Ne gerekçeyle olursa olsun, hükümetin Mart sonuna kadar yetiştirmek gibi bir iradesi varsaydı, önceden ve tüm paydaşlarla istişare ederek bu düzenlemeleri gündeme getirmesi gerekirdi. Nihayetinde, kritik ve önemli bir konu, bu yılın ve önümüzdeki yılın bütün mali yapısını etkileme potansiyeli olan bir düzenleme.

“Zorlamanın pratikte anlamlı bir sonucu da olmayacaktır”   

Meclis oturumu aradayken, zaten görüşülmekte olan ve konuşmalardan sonra oylama aşamasına geçilecek olan yasa tasarılarıyla ilgili yasa gücünde kararname çıkarılmasını, hem siyasi etiğe hem de hukuka uygun bulmuyorum. Devam eden süreçte, konu kararnameler geri çekildikten sonra, Genel Kurul yeniden toplandığında ise, bu sefer meclis oturumu devam ederken, gece yarısı, bambaşka bir değişiklik taslağını milletvekillerine gönderdiler. Bir maddelik bir yasanın hepsinin tamamen değişmesi, değişikliğin ötesinde bir şey olur. Şu an gündemde olan yasa tasarılarıyla, oylama aşamasında değiştirmeyi öngördükleri düzenlemeler taban tabana zıt. Biri Nisan’da hayat pahalılığı vermeyi öngörürken, diğeri Haziran-Aralık rutinini bozmadan 75 bin TL’nin üstünde maaş alanlardan kesinti yapmayı öngörüyor. Yani biri vermeyi, diğeri kesinti yapmayı öngören, tamamen farklı iki düzenleme. Genel Kurul’da görüşülen bir yasa üzerinde oylamadan önce değişiklikler elbette yapılabilir, ama tek bir maddesi olan ve komite aşamasında görüşülenden tamamen farklı olan bütünsel bir değişikliğin, bu şekilde, hiçbir uzlaşı sağlanmadan gündeme getirilmesinin yasa yapma mantığına uygun olmadığını düşünüyorum. Üstelik aradan geçen sürede, mevcut durumda herhangi bir değişiklik yokken ve yasa gücünde kararnameler de geri çekilmişken böyle bir yöntemi zorlamanın pratikte anlamlı bir sonucu da olmayacaktır.   

“Başbakan, kuvvetler ayrılığını ve yasamanın bağımsızlığını hiçe saydı”

Soru: Son verilen ara, hala devam ediyor. Geçtiğimiz Pazartesi, meclisin toplanması beklenirken, Başbakan, gerilimi düşürmek adına Meclis Genel Kurulu’nun toplanmayacağını söyledi. Daha sonra, Meclis Başkanı, bir nevi düzeltme yaptı ve meclisin nasıl çalışacağını Meclis İçtüzüğü’nün belirlediğini söyledi ancak meclis geçtiğimiz hafta yine de toplanmadı…

Özdenefe: Şu an, 8 Nisan sabahı Meclis Başkanı tarafından, 13 Nisan Pazartesi görüşülmeye devam edilmek üzere verilmiş olan bir aradayız. Geçtiğimiz Pazartesi’nden önce, Başbakan’dan yadırgadığım bir açıklama geldi; gerilimi düşürmek adına, Meclis Genel Kurulu’nun toplanmayacağını söyledi. Başbakan’ın bu açıklaması kabul edilebilir değil. Yürütme, yasamaya bu şekilde müdahale edemez. Başbakan, kuvvetler ayrılığını ve yasamanın bağımsızlığını hiçe sayarak, kendi yetkisini aşan bir şekilde o açıklamayı yaptı. Biz bunu eleştirdik, Meclis Başkanı da, bir izahat yapmaya mecbur kaldı. Meclis Başkanı izahatlar yapmış olsa da, ara verirken birleşimi Pazartesine bıraktığı gerçeği de ortada dururken, 13 Nisan Pazartesi gün Meclis Genel Kurulu’nu toplamadı. Pazartesi gün sadece Danışma Kurulu toplandı. Hükümet ortaklarından farklı açıklamalar geldi, nisap sağlayamama endişesi de öyle görülüyor ki devreye girdi ve Genel Kurul açılmadı. Kısacası Meclis, İçtüzük’e uygun yönetilmedi. 

4-004.jpeg

“Süreç, baştan sona, hukuken de, siyaseten de yanlış yönetildi”

Süreç zaten her yönüyle çok kötü yönetildi; insanımız polisimizle karşı karşıya geldi, belirsizlik ve gerilim arttı. Olumsuz müdahaleler oldu, daha vahim bir noktaya gelme riski de vardı. Niçin bu kadar gerilimin yaşanmasına izin verildi? Süreç, baştan sona, hukuken de, siyaseten de yanlış yönetildi.

Tansiyonu düşürmek, uzlaşıya varmak için geçtiğimiz hafta kayda değer hiç bir şey yapılmadı. Meclis Genel Kurulu’nun, Anayasa gereği haftada en az bir kez toplanması gerekir, geride bıraktığımız hafta hiç toplanmadı. Pazartesi genel kurul toplansaydı, yasa tasarıları komiteye çekilseydi, Maliye Komitesi, dört gün boyunca gerekirse her gün toplanıp, en doğru noktaya gelmeye çalışabilirdi. Zaten yasa gücündeki kararnamelerin gündemden kalkmasıyla, ilk başta hükümetin hissettiği zaman baskısı da ortadan kalkmıştı. Tasarılar tamamen çekilip sıfırdan sağlıklı bir çalışma da yapılabilirdi.  Maalesef bunların hiç biri yapılmadı.

“Meclis, yasama dönemi içerisinde kendini tatilde buldu”

Meclis Genel Kurulu’nu toplama girişimi de yapılmadı. Bu yapılırdı, nisap yoksa, Meclis İçtüzüğü’nün emrettiği şekilde oturum 24 saat sonraya bırakılırdı. İçtüzük’e bu kuralları zamanında  yazanlar, bir mantıkla yazdı. Meclis, Anayasa ve İçtüzük gereği toplanma zorunluluğunu hissetmezse ne olur? Yarın bir iktidar, bir meclis başkanı gelir ve meclisi toplamamaya karar verirse, ne yapacağız? Bunlar demokrasiye olan saygıyla, ülke yönetme ciddiyetiyle alakalıdır. Nisap olmadığında, her gün toplanma denemesi yaparak, iktidar üzerinde baskı oluşması gerekir. Maalesef süreç, İçtüzük kurallarına uygun yönetilmedi. Meclis, yasama dönemi içerisinde kendini tatilde buldu. Bir diğer sıkıntı ise Genel Kurul arada olduğu için komiteler de toplanamadı. Genel Kurul devam ederken komiteler toplanamaz. Sadece Genel Kurul çalışmalarını değil, Meclisi de askıya aldılar.

“Hükümete, ‘meclisi görmezden gelme’, Meclis Başkanı’na da ‘yasama organına sahip çık’ uyarısı”

Soru: Anayasa Mahkemesi, yasa gücünde kararnamelerin 90 gün içerisinde Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu tarafından görüşülüp karara bağlanmaması halinde, 90 günün sonunda yürürlükten kalkacağı yönünde bir değerlendirme yaptı. Bugüne kadarki uygulama nasıldı ve bugünden sonra nasıl bir süreç bizleri bekliyor?

Özdenefe: Yasa gücünde kararnamelerin ekonomik konularda ve ivedilik gerektiren istisnai hallerde yayımlanması gerekmektedir. 90 gün içerisinde de, esas iradenin olduğu yer olan Meclis Genel Kurulu’nda onaylanmaları gerekir. Mevcut iktidar yıllardır, birçok konuda, ekonomik veya ivedi olmadığı hallerde dahi, Anayasa’da kendilerine verilen yetkiyi aşarak yasa gücünde kararnameler yaptı, bir kısmı Anayasa Mahkemesinden döndü zaten. Mevcut Hükümet’in bu istisnai yetkiyi, meclis iradesini devre dışı bırakmak amacıyla, keyfi bir şekilde kullandığı verilerle de ortadadır. 2025 yılında 55 yasa 51 yasa gücünde kararname, 2024 yılında ise 65 yasa ve 63 yasa gücünde kararname yayımlanmış olması bunun en bariz örneğidir, bu verilere konu kararda da yer verilmiştir.  

Yıllardır komitelerin gündeminde olan kararnamelerin, önemli bir kısmı Genel Kurul gündemine getirilmedi. Meclis Başkanlığı, 80 gün içinde komitede neticelendirilmeyen yasa gücünde kararnameleri, doğrudan genel kurul gündemine almak konusunda yetkili ve sorumlu olmasına rağmen, bu da yapılmadı.  

Uzun yıllardır, 1992 ylında Anayasa Mahkemesi’nin oy çokluğuyla almış olduğu bir karar çerçevesinde hareket ediyoruz. Bu kararda yasa gücünde kararnamelerin Genel Kurul’da ilgili süre içerisinde karara bağlanmaması halinde yürürlükte kalmaya devam edeceği sonucuna varılmıştı. Ancak şimdi, 5 yargıcın oybirliğiyle alınan kararda, “Yürürlüğe konulan bir yasa gücünde kararnamenin, Anayasa’nın 112. maddesinin 3. fıkrası gereğince, Resmi Gazete’de yayımlanmasından itibaren 90 gün içerisinde Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu tarafından görüşülüp, karara bağlanmaması halinde, 90 günün sonunda yürürlükten kalktığı şeklinde yorumlanması gerektiğine” karar verilmiştir. Bu karar ışığında, bir yasa gücüde kararname, meclis tarafından 90 gün içerisinde karara bağlanmadığı taktirde, yürürlükten kalkmış olur. Mahkemenin mesajı nettir, yasama yetkisi, halk adına, Cumhuriyet Meclisi’nindir, meclis devre dışı bırakılmaz. Ben bunu, hükümete, “meclisi görmezden gelme”, Meclis Başkanı’na da “yasama organına sahip çık” uyarısı olarak da değerlendiriyorum.

Şu an ortada büyük bir sorun var. Komitelerin gündeminde 435 yasa gücünde kararname var, bunların bazıları güncelliğini yitirmişti ancak yüzlercesi Anayasa Mahkemesi kararına kadar yürürlükteydi. Kararla birlikte, sadece 20 yasa gücüde kararname yürürlükte kalmıştır. Kararla birlikte yürürlükten kalkanların, ilgili bakanlıklar tarafından tek tek incelenmesi ve oluşan yasal boşluktan dolayı ortaya çıkacak sıkıntıların önlenmesi için hükümetin gerekli adımları atması gerekmektedir. Örneğin, son günlerde gündeme gelen ve 30 Ocak 2025 tarihinde uygulamaya konan Gelir Vergisi Matrah Dilimlerinin Yeniden Düzenlenmesine İlişkin Yasa Gücünde Kararname, Meclis Genel Kurulu’na getirilip onaylanmamıştı. Anayasa Mahkemesi’nin aldığı son karar ışığında yürürlükten kalkmıştır. Meclis, tüm bu yürürlüğü son bulan yasa gücüde kararnamelerin meclis gündeminden de kalkması için gerekli usulü uygulayacaktır ancak esas görev hükümete düşmektedir.

“Bu hafta heba edildi”

Soru: Meclis hala ara vermiş durumda, genel kurul bir haftadır toplanmadı. Sendikalar, hayat pahalılığı ödeneğinin 9 ay dondurulmasına yönelik tasarıların komiteye çekilmesini istiyor. Hükümetin, hayat pahalılığını durdurmayı öngören yasa tasarılarını pazartesi (bugün) komiteye çekeceğini sendikalara bildirdiğine dair haberler var. Bu noktada ne yapılması lazım?

Özdenefe: Bu hafta heba edildi. İfade ettiklerinizi basından okuduk, hükümetten bize böyle bir bilgilendirme yapılmadı. Pazartesi (bugün) toplumu büyük bir belirsizlik bekliyor. Söylediğim gibi, Meclis Genel Kurulu’nun, bu konudan bağımsız, zaten toplanması gerekiyor. Çünkü Anayasa, Meclis Genel Kurulu’nun, haftada en az bir kez toplanmasını emrediyor ve halihazırda geçtiğimiz hafta buna uyulmadı. Gözlemlediğim kadarıyla mevcut gerilimi ve belirsizliği ortadan kaldıracak güven ortamı tesis edilebilmiş değil.   

Son yıllarda hükümet ve bazı üst kademe yöneticileriyle ilgili yoğun şekilde ortaya konan yolsuzluk iddiaları, diploma krizi ve benzeri olaylar güvenin sarsılmasına neden oldu. Kontrolsüz istihdam furyası, devletten maaş çeken ama işe gitmeyenler… Hepsi bir araya gelince, güven ortamı yok oldu. Son yıllarda yaşananlar, güven bunalımını, KKTC tarihinde bu güne kadar yaşamadığımız en üst noktalara getirdi. Şu anda ortaya konan tepki, hayat pahalılığının ne kadar verileceğinin,  ne zaman verileceğinin çok ötesindedir. Tepki, alınması gereken ekonomik tedbirlerin adil, hakkaniyete uygun olup olmamasıyla alakalıdır. Yılların kötü yönetiminin sonucudur.

“Aslında, toplumun birçok kesimi, elini taşın altına koymaya hazır”

Şu andaki yapının, bugüne kadar ortaya koyduğu tavrı devam ettirmesi halinde, sorunu  çözebileceğini düşünmüyorum. Maalesef kronikleşmiş bir yönetim zaafiyeti var. Bu aşamada ilgili tasarıların tamamen geri çekilmesi gerektiğini düşünüyorum. Şeffaf bir yönetim anlayışıyla, tüm paydaşlarla oturup, eldeki verileri sağlıklı bir şekilde ortaya koyarak bir ilerleme kaydedilebilir. Ancak, bu hükümetin artık ilerleyemeyeceği kendinden izahlıdır. Erken zamanda seçime gidip, Kıbrıs Türk halkının önünü açma zorunluluğumuz vardır. Bu süreçte, farklı kesimlerden eyleme gelen pek çok kişiyle konuşma fırsatı buldum. İnsanlar ciddi bir güven bunalımı yaşıyor. Herkes, içinde bulunulan ekonomik krizin farkında. Bu krizin kötü yönetimle alakalı olduğunun farkında. Önlem alınmazsa, savaşın etkileriyle bu krizin büyüme potansiyeli olduğunun da farkında. Aslında, toplumun birçok kesimi, elini taşın altına koymaya hazır. Ayakları yere basan tedbirlerle, kendilerinin ikna edilmesiyle sıkıntıların aşılması için gereğini yapmaya hazır. “Ben yaptım, olur” mantığıyla yapılanlara, yapılmak istenenlere karşıdırlar. Güvenmiyorlar, güvenmemekte haklıdırlar, doğru izahatlar verilmeden, aceleyle bir şeyler yapılmaya çalışılmasından rahatsızdırlar. Öngörülen tasarrufların seçim ekonomisinde çar çur edilmesi endişesini taşımaktadırlar. Tasarıların geri çekilmesi veya komiteye geri alınması elbette içinde bulunduğumuz gerilimli ortamı bir miktar rahatlatabilir, ancak sorunun kökten çözümü pazartesi (bugün) erken seçim tarihinin açıklanması ve erken seçime kadar gidecek sürecin planlanmasıyla mümkündür.

Bu haber toplam 352 defa okunmuştur
Etiketler :