Konfor alanı tuzağı ya da ganimet tuzağı!
Bir kişi veya bir toplum, gerçekten özgür olduğu için mi bulunduğu yerde kalır, yoksa dışarı çıkmaya cesaret edemediği için mi?
-*-*-
Bu konuyu düşünmek – okumak – tartışmak lazım!
-*-*-
“Comfort zone trap”…
-*-*-
Hiç duymamıştım; birden karşıma çıktı…
Türkçesi, “konfor alanı tuzağı.”
-*-*-
İnsan kendisini rahat hisseder…
Güvende hisseder…
Huzurlu hisseder…
Ancak bu durum, zaman geçtikçe, o insanın veya toplumun gelişmesini engelleyen bir tuzağa dönüşür…
-*-*-
İnsan, bir rahatlığa alışmıştır ve bu rahatlığı kaybetmek istemediği için, değiştirmekten, değişmekten, kabuğu kırmaktan kaçınır!
-*-*-
Oysa kişi veya toplumun “güvendeyiz” dediği yer, ilerlemesini engelleyen bir hapishanedir…
-*-*-
“Comfort zone trap” adını bulan her kimse, belli ki Kıbrıslı Türk değildir!
Çünkü ismini “ganimet tuzağı” olarak koyması kuvvetle muhtemeldi!
-*-*-
İster comfort zone trap deyin ister ganimet tuzağı; bu “kötü durumu” veya “içinden çıkılmaz pozisyonu” en iyi anlatan hikaye çok ünlüdür!
-*-*-
Pirinç dolu bir kavanoza düşen fare hikâyesi…
-*-*-
Bir fare, pirinç dolu bir kavanoza düşer. Başlangıçta büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu düşünür. Ancak kavanozun içindeki pirinci yemeye başladığında karnı doyar, rahatlar ve kendisini güvende hisseder. (1974’ün hemen sonrasında düştüğümüz kavanoz böyle bir şeydir…)
-*-*-
Fare gayet rahattır…
Yan gelir yatar, pirinç bol!
Mücadele etmez, risk almaz, keyfi yerindedir!
Sağa döner pirinç, sola döner pirinç!
Hazır yiyecek!
-*-*-
Ancak fare, bu konforun neye mal olduğunu bir gün pirinçler azalırken ve kavanozdan çıkmak imkânsız hale gelirken anlar!
-*-*-
Artık çok geçtir!
-*-*-
İlk başta kendisine müthiş bir konfor sağlayan pirinç, tükenmek üzeredir hatta tükenmiştir!
Tam bir tuzak hali!
-*-*-
Sevmediğiniz, hiç yapmak istemediğiniz bir işe giriyorsunuz…
Veya ailenizin baskısıyla girdiniz diyelim…
Yıllarca da kalırsınız…
-*-*-
Sevdiğiniz yeni bir iş aramak, yeni bir kariyer yaratmak belki de çok iyi bir üretici olmak yerine, o işte senelerce verimsiz bir şekilde kalırsınız.
Maaş tamam.
Konfor yerinde.
Ama hem kişi olarak hiçbir işe yaramazsınız hem de içinde olduğunuz topluma bir faydanız dokunmaz…
-*-*-
Bizim toplumda bazı evlilikler veya iş ortaklıklarında da benzer gelişme söz konusudur…
Kişi, kendisini mutlu etmeyen bir ilişkinin içindedir… Ama yalınız kalma korkusundan tutun, içinde olduğu konforu kaybetme riskine kadar bir yığın şeyi düşünüp, mutsuz ve işe yaramaz bir şekilde oturur…
-*-*-
Kıbrıs Türk toplumunu düşünün…
Hiç işe yaramayan, yaramamış, yaramayacak bir sistem içinde yaşıyor…
-*-*-
Alıştık bu sisteme…
Güvendeyiz deniyor ve inandık…
-*-*-
Alıştığımız için çirkef yatağından farksız bu sistemi şiddetle savunanlarımız da var…
-*-*-
İktidarından muhalefetine, tüm siyasi aktörler de değişim yerine mevcut düzenin sağladığı avantajları tercih edebilir.
Uzun vadedeki mutluluk yerine, günübirlik elle tatminler tercih edilir…
-*-*-
Bir kaynakta aynen şunları okudum:
“… Farenin tuzağına dönüşen şey pirinç değildir; pirincin sunduğu rahatlığın, çıkış yolunu düşünme ihtiyacını unutturmasıdır.”
“İnsan da bazen sahip olduklarını kaybetmemek için sahip olabileceklerinden vazgeçer. Bir süre sonra değişmek istediğinde ise başlangıçta olduğundan daha fazla engelle karşılaşır.”
-*-*-
“Bu nedenle konfor alanından çıkmak, mutlaka her şeyi terk etmek ya da sürekli risk almak demek değildir. Bazen yalnızca alışılmış düzeni sorgulamak, yeni bir beceri öğrenmek veya başka bir seçeneğin mümkün olduğunu kabul etmek yeterlidir.”
-*-*-
“Fareyi kavanoza hapseden pirinç değildi; pirincin sağladığı rahatlığa teslim olmasıydı. İnsan da bazen kendisini besleyen düzenin esiri olur. Konfor alanı, başlangıçta ihtiyaçlarımızı karşılar; fakat zamanla hayallerimizi, cesaretimizi ve değişme irademizi tüketebilir. En tehlikeli tuzak, içinde bulunduğumuzun farkına varmadığımız tuzaktır.”
Pis sorulara devam… (Ve bir açıklama…)

40 yıla yakın bir süredir gazetecilik yapıyorum, şimdiye kadar en çok “geri dönüş” aldığım yazılardan biri, geçtiğimiz gün yazdığım, “Kafamda çok pis sorular!” başlıklı yazıydı…
-*-*-
Özetle “Arama yönteminde ne değişti? Yeni bir cihaz veya teknoloji mi kullanılmaya başlandı?
-*-*-
Arama alanı genişletildi mi? Yaklaşık 550 metre derinlikte olduğu belirtilen enkazın durumu nedir?
-*-*-
Optimus Prime’ın rolü ne? Gemi 14 Eylül’de operasyona başlamışken son günlerdeki bulguların artması nasıl açıklanabilir?
-*-*-
Naaşlar nerede bulunuyor? Enkazın içinde mi, dışında mı, yakınında mı, uzağında mı?
-*-*-
Günlük arama kayıtları açıklanabilir mi? 30 Ağustos’tan itibaren aramaların hangi bölgelerde ve hangi yöntemlerle yapıldığı kamuoyuyla paylaşılmalı mı?
-*-*-
Bence bazı bilgiler kamuoyundan saklanıyor!
Naaşlara son günlerde art arda ulaşılması bile bana göre tek başına şüpheli bir durumdur…
-*-*-
Şunu tekrar edeyim, “kuşku”dur dile getirdiğim!
Kuşkunun sebebi de kamuoyuna sağlıklı bilgiler verilmemesidir!
Ve bana geri dönüş yapanların yüzde yüzü de benimle aynı kuşku ya da kuşkular içerisindedir!
-*-*-
1 - Kaza nasıl meydana geldi?
Bu konuda bilirkişi Kaptan Ulus Göker’i televizyon programımıza da konuk ettik… Elbette mahkeme sonucunu da bekleyeceğiz…
-*-*-
2 – Arama - kurtarma çalışmalarının nasıl yürütüldüğü ve olayla ilgili kamuoyuna hangi bilgilerin açıklandığı konusunda ciddi şüphelerim – kuşkularım – paranoya seviyesinde duygularım mevcuttur!
-*-*-
3 - Geminin teknik durumu ve bakım süreci kesinlikle şüphelidir. Türk Lloyd’unun yeterli açıklaması yoktur.
-*-*-
4 – Mesela, geminin ön kısmında hasar var mıydı, bu hasar biliniyor muydu?
-*-*-
5 – Gemi hasarlıysaydı, nasıl sefer izni alabildi? Bu izni veren makam – makamlar kimlerdir? Net cevap lazım!
-*-*-
6 – Herkesin sorusu şu; “Hasar vardı ve liman veya denizcilik makamlarına bildirilmedi. O zaman geminin son teknik muayenesi ne zaman yapıldı? Sefer öncesinde kimler kontrol gerçekleştirdi ve geminin denize elverişliliğine kim onay verdi? Türk Lloydu mu? Peki nasıl?
-*-*-
7 - Kaptanın ehliyeti… Başka kaptanların ehliyetleri… Şirketin sorumluluğu…
-*-*-
8 – Bence en önemlisi, en ürkütücüsü, en şüphelisi, “arama çalışmaları”… Tamam gözümüzle tanık olduk, uçaklar, helikopterler, birbirinden masraflı gemiler de; nasıl oluyor ki 40 gün bulunamayan naaşlar, son üç günde topluca bulunabiliyor!
-*-*-
9 – Soruyu kısaltarak bir daha soracağım; “Neden bazı naaşlara haftalar sonra ulaşıldı?”
-*-*-
10 - Seyir veri kayıt cihazının (kara kutunun) kayıtları ne gösteriyor? Hala çözemedik mi?
-*-*-
11- Birileri sorumluluk alacak mı?
-*-*-
12 - Bütün bulgular neden sağlam bir kronolojiyle açıklanmıyor? Yani, kazanın meydana geldiği andan batışa, ilk yardım çağrısından kurtarma çalışmalarına kadar olayın dakika dakika kronolojisi yayımlanabilecek mi?
-*-*-
13 - Önlenebilir miydi? Geminin önceki hasarı ve teknik durumu, gerekli kontrollerle kazadan önce tespit edilebilir miydi? Yani bu kaza olmayabilir miydi? Bundan sonraki tedbirleriniz nelerdir?
-*-*-
Ve konuyla ilgili son açıklama…
Yorumsuz aktarmak istiyorum…
-*-*-
Batan gemideki kayıpları arama çalışmalarını yürüten Derinsu su altı mühendislik firması yetkilisi Okan Taktak, AA muhabirine, bu çalışmalara dair açıklamalarda bulundu.
-*-*-
Taktak, ilk gün 554 metre derinlikteki gemi batığını tespit ettikten sonra içinde olduğunu düşündükleri cesetlere ulaşmak için enkazın koridor kısmında aerobiği kullanarak bazı kesimler yaptıklarını anlattı.
-*-*-
İlk hafta tüm çalışmaların batık içerisinde yoğunlaştığını ifade eden Taktak, enkazdaki objeler temizlendikten sonra ilk cesedi çıkardıklarını aktardı.
-*-*-
Taktak, batığın içerisinde daha fazla kişi kalmadığından emin olduktan sonra, yolcu gemisinin en son görüldüğü yaklaşık 2,3 kilometre kuzeydeki noktaya kadar olan bölgede dipten alan tarama çalışmaları yaptıklarını dile getirdi.
-*-*-
Taktak, kendilerine verilen 14 kişilik listeden 13 kişinin cesedini yüzeye çıkartarak yetkililere teslim ettiklerini söyledi.
-*-*-
Taktak, yürütülen arama çalışmaları kapsamında yaklaşık 5,5 milyar metreküplük bir deniz suyu hacminin su kolonu verisiyle, 10 milyon metrekare deniz tabanı alanının ve 1,6 milyon metrekarelik bir görsel alanın tarandığını anlatarak, "Bu yüzden bu şekilde bir başarıya ulaşılabildi. Hem robotun kamera görüntüsü hem de sonar görüntüleriyle, 24 saat çalışarak bu çalışmayı elde ettik. Kolay değil. Umarım benzer deneyimi bir daha yaşamayız ama 649 metreden bir naaş çıkarma tecrübesine sahip olduk." diye konuştu.






