1. YAZARLAR

  2. Salih Sarpten

  3. Kandırıldığını Düşünen Bir Halkın Okullarında Ne Öğretilir?
Salih Sarpten

Salih Sarpten

Kandırıldığını Düşünen Bir Halkın Okullarında Ne Öğretilir?

A+A-

Halk, ülkeyi yönetenlere güvenmiyorsa; kendisini kandırılmış hissediyorsa ve yönetişim mekanizmaları işlemiyorsa, bu durum yalnızca siyasal bir sorun olarak kalmaz. En derin etkisini eğitim sisteminde gösterir.

Eğitim, yalnızca bilgi aktaran bir yapı değil; aynı zamanda devlet ile toplum arasında kurulan güven ilişkisinin en görünür sahnesidir. Güven zedelendiğinde eğitim sistemi için için yıpranır. Hele yönetişim de ortadan kalkmışsa eğitim sistemi kaotik bir yapıya dönmeye mahkum olur.

Yönetişim; kararların ortak akılla alınması, süreçlerin şeffaf olması ve paydaşların sürece katılması demektir. Bir eğitimde yönetişim yokluğu, yalnızca yönetimsel bir aksaklık değil; ahlaki, kurumsal ve pedagojik bir kırılma anlamına gelir.

Halk yöneticiler tarafından kandırıldığını hissediyorsa, toplumda şu soru yaygınlaşır:

“Gerçekten adil bir sistem var mı?” Bu soru eğitimde çok kritik sonuçlar doğurur.

Ülkeyi yönetenler güvenilmez ise gençler sistemin adil bir yapı olduğu kuşkusunu taşır ve eğitim onlar için bir umut kapısı olmaktan çıkar.

Bu durumda öğrenciler:

  • Çalışmanın karşılığını alacaklarına inanmazlar,
  • Kuralların adil olduğunu düşünmezler,
  • Eğitimi bir gelişim aracı değil, zorunluluk olarak görürler,
  • Ülkede kalmak yerine başka yerlerde gelecek ararlar.

Yani eğitim sistemi, en kritik işlevini olan “gelecek inşa etme umudunu” kaybeder:

Sanılanın aksine okulların en önemli misyonu bilgi öğretmek değil, öğrenciye değer kazandırmaktır. Güvenin olmadığı bir ortamda eğitim çöker.

Okulun öğretmeye çalıştığı demokratik olma, adil olma, dürüst olma, sorumluluk sahibi olma, güvenilir olmak gibi değerlerin karşılığı günlük yaşamda yoksa. Ülkeyi yöneteler bu değerleri yerle bir etmişse öğrencilerde şu düşünce ortaya çıkar:

  • Okulda öğrendiklerimiz gerçek hayatta geçerli değildir.

Bir ülkede yöneticilere güven yoksa eğitim yoktur, gelecek kaygısı vardır: Yöneticileri tarafından sürekli kandırılan bir halkın okullarında ne öğretilir ki?

egitim-058.jpg


Buraya Dikkat

Yarım Kalan Bir Tuvalden

Bazı hikâyeler yarım kalmaz; sadece başkalarının ellerinde devam eder.

Bazı renkler hiç solmaz; başka yüreklerde çoğalır.

“Şampiyon Meleklerimizden” Sahil Özberkman’ın yarım kalan tuvalinden ilham alınan eserlerden oluşan bir sergi var Atatürk Kültür Merkezi’nde. 9 Nisan’a kadar devam ediyor. Mutlaka görmelisiniz. Çünkü;

Onun fırçası tuvalini yarım bırakmış olabilir; ancak dünyaya bırakmak istediği renkler çoğalarak artmış, sergi salonuna sığmamış, adeta taşmıştır. Bu sergiye eser veren sanatçıların, atölye çalışanlarının, yetişkinlerin ve öğrencilerin eserleri Sahil’in başlattığı hayalleri çoğaltmış yeni anlamlar kazanmıştır.

Gökkuşağı, doğanın bize sunduğu en güçlü sembollerden biridir. En kötü hava koşullarında bile bir umudun; karanlığın ardından ışığın hâlâ var olduğunu hatırlatır. Bu sergi de tam olarak böyle bir anlam taşır. Onkoloji servisindeki çocuklarımız için dayanışmayı, umudu ve yarım kalan bir hayalin birlikte tamamlanabileceğini anlatır.

Bu eserler yalnızca boyadan, tuvalden, seramikten, ahşaptan ya da kumaştan ibaret değildir. Her biri bir dokunuş, bir hayale ortak olmak, yarım kalan hayalleri devam ettirme iradesidir. Çünkü bazen bir insanın hikâyesi, onun yokluğunda daha fazla insanın kalbine dokunarak büyür. Tıpkı Sahil’in yarım kalan tuvalinde olduğu gibi; çünkü bu sergide bir tuvalde yarım kalan izin birbirinden muhteşem sayısız yeni tablolara dönüşmüştür.

Bu sergi, bir vedanın değil; bir devamın ifadesidir. Bir yarım kalışın değil; bir çoğalışın hikâyesidir. Bugün burada gördüğümüz her renk, yarım kalan bir gökkuşağının tamamlanmasına atılan küçük ama anlamlı bir adımdır.


Anlayana Gülmece

Yalakalık

Padişah bir saray yaptıracak. Yalaka çavuş durur mu? Hemen talip olmuş saray inşaatına. Tez elden bitirmiş işleri. Teslim edecek. Padişah almış vezirini sarayı gezmeye çıkar.

Yalaka çavuşla çok iyi anlaşamayan vezir, sarayın tuvaletinin olmadığını fark eder ve bu durumu padişaha hissettirmeye uğraşır.  Hemen söze başlar:

  • Hünkarım! Sayın ki çişiniz geldi. Nasıl gidereceksiniz? Nereye edeceksiniz?

Yalaka çavuş fırsat verir mi? hemen atılmış söze. Vezire dönerek:

  • Sana ne… Koskoca padişah! Sana mı soracak nereye edeceğini? Nereye isterse oraya eder!

Okumuş muydunuz?

Hiçbir şeye cesaret edemeyen, hiçbir şeye ümit beslemesin.

Schiller

Bu yazı toplam 268 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar