“İç barış büyük yara aldı” 

“İç barış büyük yara aldı” 

Sosyolog ve Siyasal Bilgiler Uzmanı Hakan Gündüz, Cumhurbaşkanlığı seçimini, etkilerini ve bundan sonraki yansımalarını YENİDÜZEN’e değerlendirdi

A+A-

Fayka Arseven KİŞİ

Sosyolog ve Siyasal Bilgiler Uzmanı Hakan Gündüz, “Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde iç barışın büyük yara aldı” dedi, ülkenin iç barışa ihtiyacı olduğuna vurgu yaptı.

Gündüz, Türkiyeli-Kıbrıslı ayrıştırılmasının hiç bu kadar yaşanmadığını da belirterek, “bu gruplar bir yerde karşılaştığında sanki her türlü şiddet de dahil olmak üzere düşmanlık yaşanacakmış hissi var” ifadesinde bulundu. 

Toplumun koma halinde olduğunu vurgulayan Gündüz, “Bu seçime anlamlar yüklendi. Hayatiydi, beka söz konusuydu, ölüm- kalım meselesiydi, toplumsal irade tehlikedeydi, öznenin kim olduğu belli olacaktı yani bu seçim bir milattı. Ama katılım %58. Demek ki topluma göre bunların hiçbiri bu seçim için anlamlı değildi.  Demek ki toplum gözünde ne varoluş sorunu ne çözüm noktasında yol ayırımı var. Sadece şahsı seçtik.

Ya da toplumsal koma durumumuz devam ediyor. Bana göre bence her ikisi de. İşin açıkçası başımıza neler geleceğini hiç düşünmedik. Umursuzluğun, kayıtsız kabullenmenin olduğu sözde demokrasilerde toplum bunun bedelini her zaman ağır öder” yorumunda bulundu.

 

“Bu süreçte iç barış büyük yara aldı. Yıllardır aklı başında herkesin söylediği şey çok net aslında; ‘bu ülkenin iç barışa ihtiyacı var’. Biz daha içeride birbirimizle barışmadan başka türlü bir barışı nasıl yaparız?”

 

  • YENİDÜZEN: Bir seçim geride kaldı. Yeni bir süreç başladı. Nasıl yorumlarsınız yaşanan seçim sürecini?
  • Hakan GÜNDÜZ: Seçim dönemindeki ‘çirkinlikler’ nedeniyle yazı yazmayı dahi bırakmıştım. Ama röportajlarımda en büyük riskin seçim kazanmak uğruna bu seçimi ‘Türkiye’yi onaylama veya onaylamama’ referandumu yapılmasının olduğunun altını çizdim. Nitekim de böyle bir referandum yaratıldı. Sayın Tatar’ı destekleyenler üzerinden Türkiye’yi somutlayarak, Sayın Akıncı üzerinden de Türkiye düşmanlığı somutlayarak bizi bir seçime götürdüler.

 

 “‘Pazarı unutalım, süreci unutalım, önümüze bakalım’ demek bir cehalettir yine ciddi bir kandırmacadır.”

 

Seçim psikolojisi bir müddet sonra bu parametre üzerine oturdu. Ne oldu? Sonuçtan bağımsız konuşuyorum; bu süreçte iç barış büyük yara aldı. “Bu süreçte iç barış büyük yara aldı. Yıllardır aklı başında herkesin söylediği şey çok net aslında; “bu ülkenin iç barışa ihtiyacı var”. Biz daha içeride birbirimizle barışmadan başka türlü bir barışı nasıl yaparız?”. Biz Türkiye ile özellikle son dönemde Türkiye bizim ile hiç barışık değil.   
Sürekli bir besleme, aşağılama krizi var. Aynı burada da Türkiye’ye doğru benzer tarzda göndermeler gitti ve bu halka da yansıdı. Yani Türkiyeli-Kıbrıslı dediğimiz tanımlama da yanlış ama anlaşılabilsin diye söylüyorum, ayırım bu kadar olmamıştı ve bu kadar çatışma içerisinde de olmamıştı. Bu gruplar bir yerde karşılaştığında sanki her türlü şiddet de dahil olmak üzere düşmanlık yaşanacakmış hissi var.

 

“Tanım tam karşılamasa da ülkemizde   ‘Türkiyeli-Kıbrıslı’ olgusunda, ayırım aralığı hiç bu kadar olmamıştı ve bu kadar çatışma içerisinde de olunmamıştı. Düşmanlığa varacak bir süreç bizi bekliyor.”

 

Şöyle bir yanılgı var; seçim bitti önümüze bakalım. Sosyolojik anlamda bunu demek  saçmalıktır, cehalettir, aptallıktır. Hatta Topluma ihanettir. Yine ciddi bir kandırmacadır. Çünkü böylesi olumsuz değişimlerin normalleşmesi 10 yıllar alır. Halihazırda da problemler zaten vardı.   
Hep ‘yoktur öyle bir ayırım, Kıbrıs birdir, iş çıkarmayın, dünyaya bizi rezil etmeyin’ denildi. Toplum hiçbir zaman homojen olmadı.
Bu ayırım her zaman oldu, bu ayırımdan   Kıbrıs kökenli Kıbrıslı Türkler de Türkiye kökenli Kıbrıslılar da hep şikayet etti. İlk kesim kendi kendine şikayet etti.   İkinci kesim Türkiye Devletine şikayet etti.
Bu şikayet sonucu da son 15 yıllık dönemde Türkiye Yönetiminin    pozitif ayırım yaptığı hissedilir ve dillendirilir oldu. Bazı bölgele ve kesimlere yapılan yatırımların farklılaştığı dillendirildi. 

“Felakete eşdeğer”

 

“Özellikle Türkiye’de   böyle bir tarz oluştu var. Biz de şimdi izin verdik, bu tarz buraya da yerleşecek. Bu genel seçime de yerleşecek, kurultay seçimlerine de yürütme de belki de yargıda da yerleşecek.

 

  • YENİDÜZEN: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu kez Kıbrıs konusu neredeyse konuşulmadı bile. Hep Türkiye üzerinden söylemler yapıldı. Bunu nasıl yorumladınız?
  • Hakan GÜNDÜZ: Bu tür politika yapma ve seçim kazanma tarzı Türkiye’de AKP iktidarının yaptığı bir tarzdır. Sonuçta AKP iktidarı yüzde 40-50’ye yakın bir oranla, aldığı irade %100 müş gibi Türkiye’yi domine ediyor. Seçimi kazandım, çoğunluğu elde ettim her yasam, yürütme, yargı her türlüsünü bana göre belirlerim anlayışı hakim. Bu bir yönetim şeklidir. Türkiye halkı bunu benimsemiş görünüyor. Mevcut yönetime oy vermeyen kesim de benimsemiş görünüyor. Halk benimsemişse meşrudur.
    Şimdi biz bu siyaset yapma ve seçim kazanma tarzını davet ettik.  Burada ve Türkiye’deki bazı bakan ve bürokratların Adadaki başarısızlıkları tamamı ile buradaki kimi politikacılara ve kimi toplum kesimlerine yüklendi. Bir gerginlik ortaya çıktı.
    Örneğin Türkiye’nin gücünü düşündüğümde Sayın Akıncı seçilmiş olsa bile çözülemeyecek bir sorun yoktu. Ama dediğim gibi Türkiye’de böyle bir tarz var. Biz de şimdi izin verdik, bu da bir tercihtir. Bu genel seçime de yerleşecek, kurultay seçimlerine de, yürütmeye de belki de yargıda da yerleşecek.  
     
  • YENİDÜZEN: Bu gibi seçimlerde sağ daha bir hızlı toparlanıp, daha fazla mı birliktelik kuruyor? Solda bu birlikteliği en son noktada görüyoruz, sizce sorun nerede?
  • Hakan GÜNDÜZ: Gezici son anketlerinin birinde “sol kesimin, sağ kesime göre bilinç ve eğitim düzeyinin daha ilerde” olduğu anlamına gelen tespitte bulundu.  
    Ama seçime gelince geleneksel çekişmelerin yarattığı alt yapı devam ediyor. Biz hala geleneksel    “CTP-TKP” arasındaki ki soldan oy kapma çekişmesini görüyoruz.  Parti isimleri değişti çekişme baki kaldı.
    Bu kesim “haziranda ölmek zor” şarkısını jargona sokan kesim. Bu kesim parti mührünü kırıp rakip parti ile ittifaka giren kesim. Bu kesim parti arkadaşlarını sandığa gömmek uğruna liste dolaştıran kesim. O kadar olağanlaşmış ki Parti başkanları, parti merkezleri bile müdahale etmiyor. Hatta son dönemde bu kumpasların içinde Parti başkanlarını gözlemledik.
    Bu ilkesiz duruşa sahip bir kesim de var sol kesimin içinde. Sayıca da az değil gibi gözlemleniyor. Üstelik sağ partilere göre çok daha yoğun yaşanıyor bu ilkesizlikler. “Seçimi ben kazanayım da gerisi önemli değil. Partim kaybetse de önemli değil”.
    Aslında bu anlayış la Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşandığı iddia edilen olaylarla ilkesel hiçbir farkı yok. Seçimi kazanmak için her yol mubahtır. Machiavelli tanık olsa küçük dilini yutar, Prensi sil baştan yazar.

 

 “Zaten bir yara vardı. Üzülerek söylüyorum, yara daha da derinleşti ve son dönemde bu yaradan çok kan aktı ve belli ki bu yaradan kan akmaya devam edecek.

Sonuç olarak sol kesim ikinci turda birleşmek yerine, birbiriyle çirkin mücadele ye devam etti. O kadar etkili oldu ki benim aklıma “bunların arasında acaba ‘provokatörler mi var?” sorusunu getirdi. O yüzden Cumhurbaşkanlığı seçiminde solda tam bir birliktelikten bahsetmek çok kolay değil.
Akıncı’nın ikinci turda aldığı oyu, alt alta toplayıp, CTP, TDP eksiksiz %48,26. İçinde demek doğru değil.
 İlk turun sonuçlandığı gece, ‘Akıncı bu işi bitirdi’ deyip alt alta toplayıp yüzde 60-65 bulunmuştu.
O nasıl doğru çıkmadıysa, bu da doğru değil. Tufan Erhürman’a oy verenlerin bir bölümü ikinci turda aynı iradeyi Akıncı için göstermemiş bu belli. Bu taraftan sandığa gitmeyen bir bölüm eklenmiş, Serdar Denktaş’a oy verenlerden, HP’den gelen oylar olmuş, TDP oylarının bile tümüyle akıncıya gittiğini düşünmüyorum.
Onun için %48,25 bölüştürüp ‘solda birlik’ algısı çok iyimser olur. Üstelik genel seçimlerde de solun nasıl davrandığını gördük. Seçim ittifaklarından, parti için kesmelere kadar sağ partilerde olmayan mücadeleler, yanlış tarzların CTP ve TDP içerisinde de sağdan çok daha fazla yaşandığını görüyoruz.
Solda birliktelikten bahsedemeyiz, sanırım bahsedemeyeceğiz de… Süreç bizi zorlar mı? Zorladığında göreceğiz.

 

 “Bu seçime anlamlar yüklendi. Hayatiydi, beka söz konusuydu, ölüm-kalım meselesiydi, toplumsal irade tehlikedeydi, öznenin kim olduğu belli olacaktı yani bu seçim bir milattı. Ama katılım ilk turda %58.21 ve ikinci turda % 67.29. Demek ki topluma göre bunların hiç biri çok büyük anlam taşımadı. 

 

Toplum koma halinde

 

“Demek ki toplum gözünde ne varoluş sorunu, ne çözüm noktasında yol ayırımı var. Demek ki bizim sorunumuz yok. Sadece şahsı değiştirdik. Ama bu algılama bence koma durumundadır.”

 

  • YENİDÜZEN: Sandığa gitme oranları da konuşuldu. Toplum tepki içerisinde mi, boş vermişlik içerisinde mi?
  • Hakan GÜNDÜZ:  Yaşadığımız pandemi ve ekonomiden dolayı olumsuz bir süreç var. Buna çözüm olamayan da bir siyasal yapı var. Aslında siyasi yapı bu noktalarda meşruluğunu da sorgulatıyor. Ne olması gerekirdi? Tüm bunlar yaşanırken, toplum tepki vermeliydi. Değişim veya devam yönünde tepki vermeliydi. Sizinle röportajlarımızda söylemiştim koma hali devam ediyor.
    Bu seçime anlamlar yüklendi. Hayatiydi, beka söz konusuydu, ölüm- kalım meselesiydi, toplumsal irade tehlikedeydi, öznenin kim olduğu belli olacaktı yani bu seçim bir milattı. Ama katılım ilk turda %58.21 ve ikinci turda % 67.29 Demek ki topluma göre bunların hiç biri çok büyük anlam taşımadı.  Demek ki toplum gözünde ne varoluş sorunu ne çözüm noktasında yol ayırımı vardı.
    Ya da toplumsal koma durumumuz devam ediyor. Bana göre bence her ikisi de. İşin açıkçası başımıza neler geleceğini hiç düşünmedik. Umursuzluğun, kayıtsız kabullenmenin olduğu sözde demokrasilerde toplum bunun bedelini her zaman ağır öder
     
  • YENİDÜZEN: Toplumsal koma devam eder mi? Bir felaketle mi bu komadan uyanacağız? Öngörünüz nedir?
  • Hakan GÜNDÜZ: Bir kesim örgütsel mücadele ile uyandırıldı. Diğer kesim uyuyor.  Halihazırda var olan “Türkiye her şeyi belirler, bize gerek yok” algısı son olaylarla daha da kendini gösterecek. Üstelik tam tabir ile “kimse bıçağa yumruk sallamayacak”
    Sonuçta herkes meclisin de bakanlıkların da gerekliliği sorgulayacak. En azından bunlar aradan çıksın, seçim yükü olmasın, işler daha hızlı ve seri gitsin, burada tek bir yönetici olsun, Türkiye ilişkileri sağlasın. Oradan gelen politikalar neticesinde de iç siyaseti şekillendirelim. Dış siyaset zaten hali hazırda Türkiye ile ayrı düşünülemez” mantığı daha yoğun zihinlerde belirecek. İç siyasetin gerekliliği daha da sorgulanacak. İki devlet, özerk yapı, KKTC, Türkiye, Azerbaycan, Nahçıvan kelimeleri sık sık ayni cümlede kullanılmaya başladı. Bunlar tesadüf değil. Ama koma halinin devamında bunlar algılanmayacak.

 

 “Çok kısa zaman sonra bir genel seçim var. Bu örgütlü yapı karşısında durabilmek zor. Özellikle siyasal partiler başta tüm toplumsal örgütlenmeler, kendine çeki düzen verip yeniden organize olmazlarsa Bu yapıya boyun eğmek zorunda kalacaklar.”

  • YENİDÜZEN: Önümüzdeki sürece dair gördüğünüz toplumsal riskler nelerdir?  
  • Hakan GÜNDÜZ: En fazla ayrışma üzerinde duruyorum. İkincisi de iradenin boşunalığı, siyaset yapma tarzının değişmiş olması, siyasal partilerin örgüt yapılarının ne kadar aciz olduğu… Örgütlü bir propaganda ekibi geliyor ve seyri değiştiriyor. Bazı iddialar var. Bu iddiaların doğruluğu veya yanlışlığı ortaya konamıyor. YSK’ya şikâyet edilmiyor. Bu emareleri takip edecek, parti örgütlenmeleri yok. Var ise daha kötü sineye çekiliyor.  
    Bir kere parti örgütlenmeleri süreci taşıyamıyor. Son 3 yılda genel, yerel ve CB seçimi yaşadık. Eğer bir ekip gelip mükemmel bir çalışma yapıp, bütün envanterleri ev ev çıkarıp nokta atışı yapabiliyorsa, bunu yaparken de bu stratejileri yine size yaptırıyorsa, demek ki siyasal parti   örgütlenmelerinde ve strateji noktasında da ciddi eksiklikler var demektir. Siyasal akıl da sorgulanabilir.
    Son seçimde ortaya konan iddialara ‘var’ ya da “yok” bile diyemiyorsa, geçiştiriyorsa siyasal partiler de kendilerini oturup iç değerlendirmelerini yapacak.  
    Çok kısa zaman sonra bir genel seçim var. Bahsi geçen örgütlü yapı karşısında karşı durabilmek zor. Özellikle siyasal partiler başta tüm toplumsal örgütlenmeler, kendine çeki düzen verip yeniden organize olmazlarsa. Bu yapıya   boyun eğmek zorunda kalacaklar.
     
  • YENİDÜZEN: Erken seçimde de mi bir müdahale beklentisi var?
  • Hakan GÜNDÜZ: O bir tercihtir. Siyasal partiler, sağlam bir zemin, örgüt üzerine oturmazsa onu gösterecek. Kimse kendini ayırmasın. ‘Küçük olsun benim olsun, ben milletvekili seçileyim onun için 3’ncü sıradayım, 2’nci sıradakini keseyim, karşı parti ile oy ittifakına gireyim’ gibi bu ilkesiz işler her zaman yapılıyor. Bunlar yapılmaya devam edilirse, bu örgütlü güç her istediğini yapabilir.
     
  • YENİDÜZEN: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de sizin de işaret ettiğiniz diğer alanlarda da müdahale deniliyor. Nedir tam olarak söylenmek istenen?
  • Hakan GÜNDÜZ:Bir taraf diyor ki ‘her zaman müdahale’ vardı. Bir taraf diyor ki ‘böylesi hiç olmadı.’ Müdahale dediğimiz şey başka bir ülkeden gelen bir ekibin bu iradeyi belirlemesidir ve bu propaganda tarzını fiiliyata da dönüştürmesidir.  ‘Ne var biz profesyonel bir ekip tuttuk’ ya da “bizim ayrımız gayrımız mı var” denilebilir ama bunu bu şekilde açıklamak doğru değil.  
    Ortada siyaseten bir müdahale vardır.  İddialar nedir?
    Tehdit edildik, maddi anlamda büyük vaatler alındı, işletmenizin devamı için taraf olun argümanlarının ortaya konulduğu iddia edildi. Serdar Denktaş ve Mustafa Akıncı bu iddiaları ortaya koydu. Tufan Erhürman ve Kudret Özersay ‘irade bizimdir’ dedi, ayrıntılara girmedi. Bunlar yaşandı mı yaşanmadı mı çıkıp açıklamaları gerekirdi.
    CB Tatar ‘ayrı gayrı yok’ dedi, Arıklı ‘olduysa da hakkı var’ dedi.
     
  • YENİDÜZEN: Sayın Akıncı ve Denktaş ‘müdahale var’ dedi ama bunu ileri seviyeye götürmedi. YSK’ya iletilmedi. İddia sahipleri bunu ileriye taşıması gerekmez miydi?
  • Hakan GÜNDÜZ: Yargı diyor ki ‘ben şikayete göre iş yaparım’ da ama oy kutularını ve pusulaları düzenlemek de onların işidir. Oyu sandığa attığınızda hepsi bir bir görüldü. Hassas durumlarda çok daha dikkatli davranılması gerekirdi.
    Ama bunları ayrıntılayacak devlet ve parti örgütleri olmadığı için şikayet de olmadı.
    Denktaş da Akıncı da ‘tehdit ediliyoruz, paralar dağıtıyor’ dedi. Erhürman ve Özersay ayrıntılara görüş bildirmedi. Tatar zaten ‘bu her zaman olur, niçin şikâyet edersiniz’ tavrındaydı. Arıklı ise ‘tabi ki yapacak’ diye destek verdi.  
     
  • YENİDÜZEN: Günün sonunda siyaset yapma tarzımızda ne değişti?
  • Hakan GÜNDÜZ: “Siyaset yapma boşuna, icazet almak yeterli” ilkesi temel olacak gibi duruyor.
    En büyük etki bu olacak. Bu irade devridir.  
    Siyaset etiği değişecek. Zaten sıkıntılı bir durum varken, bu vakitten sonra her rakip bir diğerine istediği yakıştırmayı yapabilecek ve kendinin tercih edilmesi için her şeyi yapabilecek. Örneğin, CB seçim sürecinde, bir taraf ‘pazartesi orta çağ karanlığına uyanacaksınız’ argümanı ortaya koydu, bunu sorgulamadık ‘acaba kapanacak mıyız’ gibi garip sorular soruldu. Diğer taraf da ‘Akıncı topraklarımızı satacak, haindir, yabancı güçlerin etkisi altındadır’ söylemlerine inandı. Kimse de gerçekliğini sorgulamadı. İnandı.
    Aklın yerine inanç gelirse neler olacağı belli.
    İlk sınav UBP kurultayı, izliyoruz.  Bu tarz kendini Kurultayda da genel seçimde de gösterecek. Buna şikayet etmeyeceğiz, çağırdık, istedik. Günün sonunda da seçim sonucuna göre kabul ettik. Tekrar oturup değiştirene kadar bu siyaset yapma tarzı varlığını devam ettirecek. “Ayarını bozduğun kantar gün gelir seni tartar”, bozduysak ceremesini çekeceğiz.

 

 

Bu haber toplam 1979 defa okunmuştur
Etiketler : ,