1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Fil Hamdi’nin etnogenezle imtihanı
Fil Hamdi’nin etnogenezle imtihanı

Fil Hamdi’nin etnogenezle imtihanı

Ulaş Gökçe: Bir süreden beridir etnik kimlik, Kıbrıslılık, Türkiyelilik, Kıbrıs’ta Türk olmak, Türkiye’de Kürd olmak, ‘Hepimiz Türk’üz’ veya ‘Hepimiz Kıbrıslı Türk’üz’ ile ‘Hepimiz Kıbrıslıyız’ g

A+A-

 

Ulaş Gökçe
ulas.gokce@yandex.ru

 

Bir süreden beridir etnik kimlik, Kıbrıslılık, Türkiyelilik, Kıbrıs’ta Türk olmak, Türkiye’de Kürd olmak, ‘Hepimiz Türk’üz’ veya ‘Hepimiz Kıbrıslı Türk’üz’ ile ‘Hepimiz Kıbrıslıyız’ gibi meseleleri yine yoğun olarak tartışılıyor. İlk kez ilkokul birinci sınıfta okumuştum Fil Hamdi’yi… Fil Hamdi’yi herkes farklı tarif ediyordu: sakallı, sakalsız, uzun, kısa, aşırı şişman ve aşırı zayıf, gözlüklü ve gözlüksüz… Etnik kimlik konusunda bir Fil Hamdi oratoryosudur gidiyor. O zaman bizim de söyleyecek iki kıtamız var.

Türk ve Kıbrıslı Türk kime denir?

Deniliyor ki Kıbrıs’ta ve Türkiye’de Türklerin ataları arasında Ermeniler, Grekler ve Araplar var ve bu yüzden de Türk denilen şey pek yok. Bu söylem bir etnosun, bir halkın, bir ulusun nasıl oluştuğunu bilmeyenlerin gevezeliğinden başka bir şey değildir. Kıbrıslı Türk’ün ve Anadolulu Türk’ün atalarının arasında Türk olduğu gibi başka milletlerden insanların olması Türklüğün olmadığı veya bu insanların Türk olmadığı anlamına gelmez. Çünkü bugünkü Anadolu Türkleri işte tam da budur. Kıbrıs Türkleri de tam olarak budur. Anadolu veya Kıbrıs Türklerinin ataları arasında başka milletlerden insanların olması gerçeği bazısına göre kabul edilemez “çirkinlikte” nitelendirileceği gibi bazıları için de Türklerin aslında hiç olmadığının göstergesi olarak kullanılıyor. Bugün adına Türk dediğimiz şey böyle karışık antropolojik-kültürel olgudur. Rus da böyledir, Fransız da, İtalyan da, Yunan da. Diller, milletler, kültürler böyle karışımlardan oluşur. Bugün “Türk” iki manada kullanılır: 1. Türkiye’de ve Balkanlarda yaşayan Türkçe konuşanlar 2. Türki (Turkic) halk.

Biz Türkiye’de ve Kıbrıs’ta yaşayan Türkleri ele alalım. Bu Türklerin iki temel etnik bileşeni var: Göçebe Türki halklar (Oğuzlar, Türkmenler, Tahtacılar, Yörükler, Abdallar) ve Ermeni, Gürcü, Arap, Grekler ve diğer Küçük Asya halkları. Bu etnogeneze bugün Türk diyoruz. Konuştuğu dile de Türkçe diyoruz ama Arapça, Ermenice, Gürcüce, Arapça demiyoruz. Türkçede Arapça, Ermenice kelime yok mu? Çok var. Ama Türk denilen bu etnosun dilinin Türkçe olduğu gerçeğini değiştirmez. Aynı durum Kıbrıslı Türkler için de geçerlidir. Kıbrıslı Türklerin etnogenezinde, Türkiye Türkleri kadar olmasa bile, çok fazla çeşitlilik var. Ama bu olgu, Kıbrıslı Türklerin, Türki bir halk olduğu gerçeğini değiştirmez. Belirtmekte gerekir ki herkesin kendine hangi ismi vereceği onun kişisel meselesidir. Ama Kıbrıs’ta Türki bir halk yok demek yanlıştır. Bilimsel olarak yanlıştır.

Türk yoktur demek ırkçılıktır. Çünkü çeşitli etnik gruplarla kendi etnogenezini oluşturan Türklere Türk diyememek ari bir ırk aramaktır. Aynı söylem Tedor Jivkov’da da vardı. Bilindiği gibi bu aklı evvel sözde komünist, Bulgaristan’da yaşayan Türklerin aslında Müslüman olmuş Bulgarlar olduğu kanısına varmış ve yüzyıllarca dil, din ve geleneklerini yaşatan Türklere saldırmıştır. Bu bağlamda Bulgaristan’da Türk-Müslüman mezar taşları yok edilmiş, insanların isimleri zorla Slav/Bulgar isimlerine çevrilmiştir. Tarih, bölük-pörçük ve karşılaştırmalı olarak ele alınmazsa işte böyle sapıklıklar yaşanır. Bugün ise Bulgarların, bir Türki göçer kabile olduğunu tüm dünya biliyor ama kimse onları “özüne” çevirmek için uğraşmıyor. Irkçılığın karşıtı, tüm “ırklar kardeş olduğu için ırk yoktur” söylemi değildir. Milliyetçiliğin karşıtı “milliyet yoktur” değildir.

Hepimiz Kıbrıslı Türk müyüz?

Son dönemde 'Hepimiz Kıbrıslı Türk’üz' diye bir söylem çıktı. Bu söylemin iyi niyetle ama biraz cahilce kullanıldığını düşünüyorum. Biraz didaktik olacak ama öncelikle belirtmekte yarar vardır ki hepimiz Kıbrıslı Türk değiliz. Çünkü Kıbrıslı Türk denilen etno-lengüistik, kültürel bir tanımlama var. Bu tanımlamanın da bir açılımı var. Ansiklopedik olmadan kısaca bundan bahsedelim. Kıbrıslı Türk, Oğuz Türkçesini belli bir ağızla konuşan, uzun bir süre adada yaşayan, bir dizi kendine özgü dini ve din dışı inanışa sahip insanlara denir. Bu halk, tüm halklar gibi kültür ve dil açısından değerlidir. Dili ve gelenekleri titizlikle korunmalıdır. Burada doğan veya büyüyen bir insanın bir süre sonra Kıbrıslı Türk olması mümkündür. Ancak bugün itibariyle adanın kuzeyinde yaşayan ve vatandaş olanların tümü Kıbrıslı Türk değildir. Eğer tüm vatandaşlara Kıbrıslı Türk dersek bu yalnızca siyasi olarak değil öncelikle etnografik, tarihsel ve lengüistik açıdan yanlış olur. Hepimiz eşitiz, hepimiz eşit muamele görmeliyiz, dışlanmamalıyız, evet doğru. Ama hepimiz Kıbrıslı Türk değiliz ve daha da önemlisi olmak zorunda da değiliz. Farklı ülkelerden gelip Kıbrıslı Türklerin yaşadığı yerde çalışabiliriz, vatandaş olabiliriz ama Kıbrıslı Türk olma zorunluluğumuz yoktur. Kaldı ki bir Ankaralı Türk veya Londralı İngiliz’i hangi akılla Kıbrıslı Türk yapıyoruz? Onlarda böyle bir talep mi geldi? Sokaklara çıkıp eylem mi yaptılar? Bir Kayserili Türk'e Kıbrıslı Türk dediğinizde ona iltifat mı ediyoruz yoksa sınıf mı atlatıyoruz? Bence tam tersi, binlerce yılda oluşan kültürleri küçümsemiş oluyoruz. Üstüne üstlük Kıbrıslı Türk’ü de rencide ediyoruz. Ama en önemlisi doğru söylemiyoruz çünkü bu ülkede yaşayıp Türkçe konuşan herkes Kıbrıslı Türk değil. 40 yıl sonra birleşik Kıbrıs'ın Cumhurbaşkanı bir Adanalı Türk veya Gürcü olabilir ama bu insanlar ne Kıbrıslı Türk ne de Rum olacaklar. Onlar kendi kimlikleriyle var olmaya devam edecekler.

Aklı başında insanlar olarak iki şey istiyoruz: 1. Her halk gibi eşsiz ve özellikle bilim açısından çok değerli Kıbrıslı Türkler saygı görmeli, korunmalı ve ulusların da küreselleştiği, yani yakın etnik grupları asimile ettiği günümüzde hayatta kalabilmeli. 2. Kıbrıslı Türkler ile yaşayan tüm farklı unsurlar saygı ve eşit muamele görmeli, kendi kültürlerini yaşamalı ve yaşatmalıdır. Bu amaçla yapmamız gereken herkesi bir kimlik altına birleştirmek değil tam tersi özgür olmaları ve korunmaları için kimliklere ayrı ayrı önem ve ad vermektir. Bu kötü ve ayrılıkçı bir yaklaşım değildir. Akla, bilime, siyasete uyan budur. Elbette, herkes istediği etnik gruba katılabilir. 40 sene önce adaya gelmiş bir ailenin çocuğu kendine rahatlıkla Kıbrıslı Türk deme hakkına sahip olacağı gibi 10 sene önce gelen 50 yaşındaki insan da bunu söyleme hakkına sahiptir. Kimsenin birini sınava tabi tutacağı yok. Ama Kıbrıslı Türk kime denir, bilmemiz lazım.

Türk olmadan Kıbrıslı olunur mu?

Birileri çıkıp bu toplumla ilgili “Biz Kıbrıslı değiliz, Türk’üz” diyor. Çok garip. Türk’ün memleketi olmaz mı? Yani örneğin Bulgaristan Türkü olmaz mı? Bu garip söylemin karşıtı olan da var: “Ben ne Türk ne de Rum’um. Ben yalnızca Kıbrıslıyım”. Kıbrıslının dili veya etnik kimliği olmaz mı? Bir insanın Kıbrıslı olmasının önünde dil ve etnik aidiyeti engel değildir. Kıbrıslılık, siyasi, kültürel ve coğrafi bir tanımlamadır. Bu tanımlamanın içerisine dâhil olmak için kimsenin dilini, dinini ve etnik geçmişini reddetmesi gerekmez. Bir insan etnik kimliğini kenara koyarsa Kıbrıslı olmaz çünkü bir şey olmaz. Bizi, ağaçların üzerinde muz yiyen primat atalarımızdan farklı kılan yarattığımız kültürdür. Bu kültürün temelinde ise ona derinlik, farklılık ve devamlılık katan etnik aidiyetimiz vardır. Etnik aidiyetin temelinde ise esasen dil vardır ki bundan aşağıda bahsedeceğiz.

Bazıları Türk veya Rum olmakla Kıbrıslı olunamayacağından bahsediyor. Böyle bir yaklaşımı en az milliyetçilik kadar çağdışı görüyorum. Kıbrıslı Rum olmak, Kıbrıs Yunancası konuşmak demektir. Kıbrıslı Türk olmak Kıbrıs Türkçesi konuşmak demektir. Bir dile, bir halka, bir tarihe, bir etnik gruba ait olmak ne gurur ne de utanç vesilesidir. Bu bir gerçekliktir. Bununla ne gurur duyarsın ne de utanç duyarsın. Ama bundan derin bir haz mutlaka alabilirsin. Bir şair çıkar ve der ki; "seni düşünmek güzel şey, seni düşünmek ümitli şey, dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey” ve içini bir sıcaklık kaplar. Bir kıza bunu dersin ve senin yüzünle onun yüzünü alev kaplar, belki ilk kez elleriniz kavuşur. Bir dile ait olmak böyle bir şeydir. Sonra 30 bin kilometre uzağa gidersin, altı tane adam geyik güderken “gittin?” diye sorar ve senin yüzünde tatlı bir gülümseme oluşur, Baf’ı hatırlatsın… Aynı dili konuşmak güzeldir; anlarsın karşındakini… Bazen aynı dili konuşmadan da anlarsın adamı; bu da güzeldir. Bazen hiç konuşmadan da anlarsın adamı; bu en güzelidir. Ama bir dilin parçası olmak hoştur. Bir yazı yazarsın okurlar, bir laf edersin dinlerler, bir türkü söylersin bin yıl okurlar. Türk olmak, Rum olmak, Fransız olmak öncelikle bir dil meselesidir. Sonra bu etnik aidiyetin tarih, zihniyet, sosyoloji, vs. boyutu gelir… Bir etnik gruba ait olmak kötü ve iyi gibi sübjektif kategorilerde değerlendirilirse işin sonu ırkçılığa varır. Kıbrıs’ta etnik kimlik karşıtlarında şovenizmin ve ırkçılığın tüm unsurlarını görüyorum: bir bütün, birleşik ulus (ulus üstü ulus) yaratma, diğerini (ulus) ötekileştirme gibi alışkanlıkları var.  Her ulus, millet, etnik grup, dil önemlidir, eşsizdir ve çok değerlidir. Daha da ötesi dilin ağızları dahi önemlidir ve korunmalıdır. Bırakın etnik grupları ortadan kaldırmayı her bir etnik grubun içinde farklılık gösteren küçücük gruplar dahi çok sıkı bir şekilde korunmalıdır. Aynı dili konuşmamız, aynı etnik gruptan olmamız ancak bir kâbus olabilirdi. Biz farklı dilleri konuşarak, farklılıklarımızı sonuna kadar koruyup anlaşabilmeli ve barış içinde yaşamalıyız. Bugün LGBT konusu hepimizin gündeminde. Neden? Ne yapmaya çalışıyoruz? Onları heteroseksüel yani “düzgün” bireyler mi yapacağız? LGBT’nin varlığı birilerinde sorun yaratıyor mu? Evet. O zaman herkesi LGTB mi yapalım yoksa herkesi heteroseksüel mi yapalım? Hayır, tek yapmamız gereken aynı toplumda kimsenin dışlanmadan, ayrımcılığa uğramadan yaşamasını sağlamaktır. Yani milliyetçiliğin getirebileceği kan ve gözyaşının önlenmesi için kendi etnik kimliğimizi ve dilimizi bir kenara koymamızı bizden istemek en azından haksızlık olur. Haksızlık olsa dünyanın sonu olmaz ama bu sorunlarımızın çözülmesine yardımcı da olmaz. Kıbrıs’ta Rum ve Türklerin çatışmasının nedeni Rum ve Türk olmaları değil, bu çatışmayı çıkaranların aptal olmalarıdır. Bilindiği gibi aptallığın milliyeti ve dini yoktur. Bin tane siyaset bilimci, bin tane uluslararası ilişkiler uzmanı ve sosyolog getirin Kıbrıs’ta kavganın nedenini aptallık dışında açıklayamazlar. Milli kimlikler sorun yaratıyorsa bu sorun milli kimliklerin varlığından dolayı değil bu kimliklerin nasıl kullanıldığıyla ilgilidir. Bir adam çıkar ve “Ne mutlu Türk’üm diyene” deyip bir tek Türk olanın mutlu olabileceğini ima eder, Nazım da çıkıp der ki “Ben bir insan, ben bir Türk şairi Nazım Hikmet, ben tepeden tırnağa insan, tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret...”. Türk olmak Türkçenin çiçek bahçesinde dolaşmaktır, bir Rum’un kellesini almak için hazır halde beklemek değildir.

Sosyalizm adına milyonlarca insan öldü. Ama adaletli, eşitlikçi bir dünya dışında bir şey nasıl isteyebiliriz? Milliyet için insanlar öldü ama bir milletin özgür olmasını, dilini ve dinini özgürce kullanmasını talep etmeden başka ne isteyebiliriz? Kaldı ki bir dil, bir halk, millet, ulus, etnik grup öyle bir yılda oluşmuyor. Bu yüzden de sen “Etnik kimlikleri bir kenara koyalım” dediğinde bu işler olmuyor. Türkiye’de Kürdler kendi dillerinde eğitim istiyorlar. Bu büyük sorunlara yol açıyor ve ülkede kan dökülüyor. O zaman Kürdlere “Bırakın bu ayrıştırıcı işleri, kavga nedenlerini!” neden demiyoruz? Demiyoruz çünkü biz Kürdlerle Türklerin dilleriyle, dinleriyle özgür olmalarını istiyoruz. O yüzden bu “uluslarüstüulus” yaratma fikri gibi olmayacak, olmaması da gereken hayalleri bırakıp ulusların, dillerin ve dinlerin kardeşçe yaşayacağı bir ortam için mücadele edelim.

Türk olmak ayıp bir iş değildir. Türk olmak bir ayrıcalık olmadığı gibi gurur duyulacak bir özel aidiyet de değildir. Türk, sokakta dolaşıp Türkçeyi anadili belleyen adama denir. Türk olmak, Ermeni olmaktan daha iyi veya kötü bir şey de değildir. Türk olmak Türk olmaktan başka bir şey değildir. Bir dilbilimci doğumdan sonra çocuğunu kucağına alıp ona “Yavrucuğum” diyen kadına ve ayağı taşa çarptığında “Anam” diyen adama Türk der. Dilbilimci “Bu benim angonim” diyen kadına da Kıbrıslı Türk der. Bunu bilerek hareket etmemiz lazım.

Milliyetçi gururlar, milliyetçilik, milliyet fetişizmi, şovenizm milliyetleri bastırmakla aşılmaz. Bu işin bastıramayacağını da tarih bize öğretmiştir. Yugoslavya, SSCB, Afganistan, Suriye… Yapmamız gereken tek şey kendimize verdiğimiz cinsel, siyasi, etnik, kültürel kimlikle diğerleri arasında barış kurmanın yolunu bulmaktır. Türk veya Rum Kıbrıslı insanın kavga etmeden yaşamak için Türk veya Rum olduğunu unutması gerekmez. Bizi farklılıklarımızın uyum içinde aynı çıkara hizmet etmesi kurtaracak.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1318 defa okunmuştur