1. HABERLER

  2. HABERLER

  3.  Abaküsten Yapay Zekâya Teknolojideki Paradoksal Dönüşümün İstihdam Üzerindeki Etkileri
 Abaküsten Yapay Zekâya Teknolojideki Paradoksal Dönüşümün İstihdam Üzerindeki Etkileri

 Abaküsten Yapay Zekâya Teknolojideki Paradoksal Dönüşümün İstihdam Üzerindeki Etkileri

Prof. Dr. Hasan Amca yazdı: Abaküsten Yapay Zekâya Teknolojideki Paradoksal Dönüşümün İstihdam Üzerindeki Etkileri

A+A-

Prof. Dr. Hasan AMCA

Bu çalışmada, abaküsün icadından başlayarak tarım ve sanayi devrimleri, dijital dönüşüm ve nihayet yapay zekâ çağına uzanan süreçte teknolojik ilerlemenin iki-yüzlü doğasını analitik bir çerçevede inceleyeceğiz. Temel argüman olarak teknoloji, üretkenlik ve konfor sağlarken, aynı zamanda yeni riskler, bağımlılık ve sistemsel kırılganlıklar da yaratmaktadır. Bu ilişki, Jevons Paradoksu bağlamında değerlendirildiğinde, verimlilik artışı çoğu zaman toplam kullanım ve talebin artmasıyla sonuçlanmaktadır. Bu durumda yeni talepler ve verimlilik artışı, dolayısıyla da yeni insan kaynağı ihtiyacı ortaya çıkacaktır. Bu araştırmada genelde teknolojinin bu iki-yüzlü yapısını uzak geçmişten günümüze kadar örneklerle ele alacağız. Özelde de yapay zekâ dönüşümünün etik, yönetişim, açıklanabilirlik ve iş gücü üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini irdeleyerek, kurumsal denetimin zorunluluğunu değerlendireceğiz. Makale boyunca somut olarak, ‘yapay zekâ işlerimizi elimizden alıp bizi işsiz bırakacak mı’ sorusuna geçmişten örneklerle yanıt arayacağız. Bunu yaparken de önceki teknolojik devrimlerin ekonomik büyüme ve yeni iş sahaları yaratılması üzerindeki potansiyel etkileri değerlendirilirken elde edilen verilerden yararlanarak, yapay zekânın işsizlik yaratma üzerindeki etkileri konusunda ileriye dönük eğitimli tahminler yürütüleceğiz.

Teknolojik Gelişmeler İki-Yüzlüdür

Teknoloji, insanlığın çevresini dönüştürerek yaşam koşullarını iyileştirme kapasitesine sahip bir araçtır. Fakat tarihsel gelişmeler irdelendiğinde, her teknolojik gelişmenin çözüm üretirken aynı zamanda yeni sorunlar ve yönetilmesi gereken riskler ortaya çıkardığı da görülmektedir. Bu sebeple burada teknolojik gelişmelerin iki-yüzlü yapısı bir paradoksal çerçevede incelenecektir. Bir yüzü ekonomik büyüme ve üretkenlik artışı yaratırken, diğer yüzü de belirsizlik ve sistemsel karmaşıklık yaratmaktadır. Geliniz birlikte, teknolojinin sosyal yapıyla bütünleşik bir bileşen olarak toplumu ve kurumları nasıl etkilediğini, ekonomik teşvikler, politik düzenlemeler ve davranış kalıplarıyla nasıl etkileşime girdiğini tarihsel bir süreç içinde analiz edelim.

Abaküs ve Hesaplama Kapasitesinin Yaygınlaşmasının Sonuçları

M.Ö. 2000’li yıllarda ortaya çıkan abaküs ve benzeri gereçler, hesaplama yeteneğini büyük kitlelere ulaştırarak önemli bir dönüşüm yaratmıştır. Henüz kâğıt ve kalem kullanımının yaygınlaşmadığı abaküs öncesi dönemde aritmetik bilgi sınırlı bir elit kitlenin kontrolündeyken, abaküs pratik hesaplama imkânını daha geniş kitlelere yaymıştır. Bu gelişmelerin doğrudan sonuçları olarak da ticaret ağlarının genişlemesi, mali kayıtların sistematikleşmesi ve düzenli vergi toplama enstrümanı sayesinde devletlerin mali kapasitesinin artırılması ortaya çıkmıştır. Ancak hesaplama işlemi kolaylaştıkça ekonomik ilişkiler karmaşıklaşmış ve daha büyük ticaret ağları, daha karmaşık finansal mekanizmalar zorunlu kılınmıştır. Burada bir paradoks ortaya çıkmıştır. Mikro düzeyde basitleştirme sağlayan abaküs teknolojisi, hesaplama yeteneğinin daha geniş kitlelere ulaştırılması sayesinde makro düzeyde karmaşıklığı artırmıştır. Karmaşıklık arttıkça hesaplama metotları gelişmiş ve daha karmaşık hale gelerek bir kısır döngü içerisine girmiştir.

Verimlilik ve Jevons Paradoksu

Teknolojik gelişmelerin paradoksal doğasını anlayabilmek için en güçlü kavramlardan biri Jevons Paradoksudur. 19. yüzyılda William Stanley Jevons, kömür kullanımındaki verimliliğin artırılmasının kömür tüketimini azaltmak yerine daha da artırdığını gözlemlemiştir. Bu yaklaşım, temel ilke olarak bir kaynağın

verimli kullanımı, maliyeti düşürerek talebi artırdığını, talep arttıkça da toplam tüketimi artırdığını gösterir. Jevons Paradoksu uyarınca verimliliğin artışı kullanımı ucuzlatır ve daha çok kullanım nedeniyle çoğu zaman tasarruf yerine üretim kapasitesinin büyümesi ile sonuçlanır. Üretim kapasitesinin büyümesi sonucu da ekonomik büyüme ve yeni iş sahalarının ortaya çıkmasıyla sonuçlanır. Jevons Paradoksu, verimlilik artışının toplam tüketimi azaltması beklenirken, artırabileceğini ortaya koyar. Böylece, bir kaynağın daha verimli kullanılması maliyeti düşürür, düşen maliyet talebi artırır, artan talep ise toplam tüketimi yükseltir. Bu paradoksal mekanizma, enerji, tarım, ulaşım ve sanayi gibi pek çok sektörde gözlemlenmektedir. Örneğin otomobil ulaşımı hızlandırmak ve özgürleştirmek vaadiyle ortaya çıkmıştır. Ancak şehirleri otomobil merkezli altyapıya bağımlı hale gelmiş, trafik sıkışıklığı, hava kirliliği, kentlerin yayılması ve otopark/altyapı maliyetleri gibi yeni sorunlar doğurmuştur. Ulaşım demokratikleştikçe toplam yolculuk miktarı artmış, bu da toplam enerji tüketimini artırmıştır. Sınırsızca artan araç sayısı sonucu enerji tüketimini ve çevresel etkileri artırmış, trafik sıkışıklığı ise ulaşımı demokratikleştirme yerine yollarda uzun süren gecikmelere yol açmıştır.

Tarımsal Teknolojilerle Verimliliğin Artışı Kıtlığı Azalırken, Kaynak Baskısını Da Artırmıştır

Sulama, gübreleme, tohum üretimi ve makineleşme gibi tarımsal teknolojiler üretkenliği artırmış, kıtlık riski azaltmıştır, gıda arzını daha karmaşık bir hale getirmiştir. Fakat tarımda üretkenliğin artışı, nüfus artışına neden olarak toplam tüketimi ve kaynak ihtiyacını da artırmıştır. Tarımda verimliliğin artışı, daha az kaynakla aynı üretimi sağlamak yerine daha büyük ölçekli üretim ve tüketim sistemlerine ihtiyaç anlamına gelmiştir. Bu gelişmeler, kaynak sürdürülebilirliği ve çevresel sınırlar açısından su stresi, toprak yorgunluğu, biyolojik çeşitlilik kaybı ve yoğun tarımın ekosistem üzerindeki baskı gibi yeni risk faktörleri doğurmuştur. Burada ortaya çıkan paradoks (Tarım Paradoksu), verimlilik artışı kıtlığı azaltırken, nüfusu büyütmüştür. Nüfus arttıkça daha fazla üretim ihtiyacı doğmuş ve ekosistem üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Böylece aranan çözüm, talebi artırarak problemi çözmek yerine farklı bir biçime dönüştürmüştür. Üretim kapasitesinin büyümesi sonucu da yine ekonomik büyüme ve yeni iş sahalarının ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır.

Sanayi Devriminin Çift Yönlü Etkileri

Sanayideki gelişmeler üretimin ölçeğini ve hızını dramatik biçimde artırırken, sosyal eşitsizlikleri de derinleştirmiştir. Seri üretim, makineleşme ve iş bölümü malların maliyetini düşürmüş ve erişimi genişletmiştir. Ancak sanayileşme aynı zamanda yoğun kentleşme, işçi sağlığı sorunları, gelir eşitsizliği ve iş güvencesizliği gibi yeni toplumsal bedeller üretmiştir. Fakat üretkenlik kazançları, refah artışı eşit dağılmamış, kurumlar ve politikalar aracılığıyla geniş tabana yayılmadığında toplumsal gerilimler yükseltmiştir. Sanayi devrimi, teknolojinin hem ekonomik hem de siyasal ve sosyal kurumlarla birlikte ele alınması gerektiğini gösteren iyi bir örnektir. Burada oluşan Sanayi Paradoksu, üretim arttıkça fiyatlar düşer, talep artar; talep arttıkça daha fazla üretim ve daha fazla kaynak tüketimi gerçekleşir. Aynı anda üretimin artışı, iş gücü piyasasında kırılganlığı ve eşitsizliği de daha riskli hale getirir. Buradaki net sonuç da üretimin artmasıyla ekonomik büyüme ve yeni iş sahalarının ortaya çıkmasıyla sonuçlanır.

Benzer bir zıtlık durumu Endüstri 4.0’dan Endüstri 5.0’a geçişte yaşanmıştır. Endüstri 4.0 kavramı 2011’de Almanya’da ortaya atılmış ve AB komisyonu tarafından 2011 yılında resmileşmişti. E4.0 temel olarak siber-fiziksel sistemler, nesnelerin İnterneti ve bulut bilişim sayesinde ileri düzeyde kişiselleştirilmiş ürünler üreterek pazarda başarı elde etmeyi hedeflemekteydi. E4.0, 7x24 insansız olarak çalışan karanlık fabrikalar konseptini de yaratmıştı. Fakat insanın üretim-dağıtım sisteminden çıkarılması E4.0’dan beklentilerin elde edilememesi ile sonuçlandı. AB Komisyonu 2021 yılında yeni bir açıklamayla E4.0’ı yeniden gözden geçirmiş, insanı E4.0 çerçevesinde geliştirilen üretimin merkezine yerleştirerek Endüstri 5.0’ı yürürlüğe

koymuştu. Burada da amaç ekonomik büyümeden, ekonomik büyüme ve yeni iş sahaları yaratmaya çevrilmişti.

Mouse’un Kullanılmaya Başlanması ile Bilgisayarların Yaygınlaşması

Özellikle 1990’lı yılların başında Mouse’un ticari bir ürün olarak satılmaya ve kullanılmaya başlanması ile bilgisayarların kullanımı da tahminlerin ötesinde yaygınlaşmış, kısa vadede de bazı meslekleri önemli oranda bilgisayar kullanıcıları tarafından kolaylaştırılıp hızlandırılması, bu mesleklerin önceki formlarını ortadan kaldırmıştır. Fakat uzun vadede toplam istihdamı azaltmaktan çok önemli oranda dönüştürmüştür. 1960–1980 yılları arasında daktilograflar, muhasebe memurları, veri giriş elemanları ve santral operatörleri gibi rutin ve tekrarlanan işlerin büyük bir bölümü otomasyonla azaldı. Üretim ve büro işlerinde verimlilik artışı, aynı işlerin daha az elemanla yapılabilmesine olanak sağladı. Bu durum o yıllarda dünya çapında ciddi bir işsizlik korkusu yaratmıştı. Ancak, kısa sürede bilgisayar tabanlı birçok yeni sektör ortaya çıkmıştı. Bunların başında bilgi teknolojileri destek hizmetleri, ağ yönetimi, siber güvenlik, yazılım geliştirme, veri analizi, dijital tasarım, e-ticaret ve en sonunda da mobil uygulama endüstrisi. 1990’larda internetin yayılmasıyla yeni bir dalga oluştu, çevrimiçi (online) medya, internet bankacılığı, eğitim ve perakende satış alanlarında milyonlarca yeni iş ortaya çıktı. Dünya Bankası ve OECD verileri, teknolojinin bazı meslekleri yok ederken gelişmiş becerilere ihtiyaç duyan yeni meslekler ortaya çıkardığını ve uzun vadede toplam iş hacmini artırdığını birlikte görmüştük.

Sonuç olarak bilgisayarların yaygınlaşmasının işsizliği önemli oranda artırması yerine birçok işin yapısını ve uygulama biçimini değiştirdi. Düşük beceri gerektiren rutin işler azaldı, analitik düşünme, dijital yetkinlik ve karmaşık problem çözme gerektiren işler çoğaldı. Bugün geriye dönüp baktığımızda, bilgisayarların yaygınlaşması sonucu birçok sektörde ekonomik büyüme ve sürekli beceri geliştirmeyi zorlayan yeni iş sahalarının yaratıldığını gördük.

Dijital Dönüşümün Çift Yönlü Etkileri

Dijital dönüşüm ve Internet bilgiye erişimi kolaylaştırmış ve geniş kitlelerin erişimine sunarak eğitim, finans, iletişim ve kamu hizmetlerini dijital platformlara taşımıştır. Ancak bu dönüşüm sonucu veri ihlalleri, siber güvenlik, mahremiyet ve bilgi çarpıtma gibi yeni risk alanları yaratmıştır. İletişimin yaygınlaşması, bir yandan doğru bilginin yayılımını kolaylaştırırken diğer yandan da yanlış bilgi ve manipülasyonun artmasına yol açmıştır. Bu nedenle dijital teknolojiler de iki-yüzlüdür. Bir yandan bilgi demokrasisi yaratırken diğer yandan da algı yönetimini ve kutuplaşmayı kolaylaştırmıştır.

Burada adına Dijital Paradoks diyebileceğimiz bir olay gelişmektedir. Şöyle ki, bilgiye erişim kolaylaştıkça bilgi miktarı ve bilgi kirliliği artmış, Internet bağlantısı arttıkça bağımlılık ve mahremiyet riski büyümüştür. Açıklık vaadi, aynı anda riskleri ve gözetim kapasitesini de artırmıştır. Bu örnekler de teknolojinin tek boyutlu bir ilerleme süreci değil, çok boyutlu kurumsal yapı ve düzenlemelerle birlikte değerlendirilmesi gereken bir süreç olduğunu göstermektedir.

Yapay Zekânın Stratejik Avantajlar, Doğru Karar Verme Gücü ve Fırsat Eşitsizliği

Yapay zekâ veride gizli örüntüleri ortaya çıkararak veriden öğrenen, veriye dayalı karar verme süreçlerini güçlendiren ve kurumların stratejik karar verme kapasitelerini geliştiren bir ileri teknolojik sistemdir. Yapay zekâ uygulamaları kamu yönetiminde kaynak planlaması, yüksek verimlilik ve geniş kapsamlı çözümler geliştirme, sağlıkta gelişmiş teşhis ve tedavi yöntemleri, finans alanında sahtecilik tespiti, geniş kapsamlı öngörüler üretme, eğitimde kişiselleştirilmiş öğrenme gibi daha etkili ve doğru kararlar verme avantajları yaratmaktadır. Tüm bu avantajlara ek olarak işgücü piyasasında yapısal dönüşüm, algoritmik öngörü ve

yüksek oranda hata riskleri gibi unsurlar da dikkatle ele alınmalıdır. Yapay zekânın yaygınlaşması ile yine bir paradoksal durum ortaya çıkmaktadır. Kapasite yükseldikçe yönetişim ihtiyacı artırmaktadır. Teknolojinin sağladığı güç, ayni zamanda etik ve kurumsal sorumluluğu da birlikte getirmektedir. Yapay zekâyı etkili bir şekilde kullanan toplumlar rekabet avantajı elde edeceklerdir. Fakat bu avantaj, denetimsiz bir yayılımı da beraberinde getirecektir. Şeffaflık, açıklanabilirlik, hesap verebilirlik ve etik ilkeler, insan gözetimi mekanizmaları ve sürdürülebilir bir teknoloji yönetiminin esasını oluşturmalıdır. Yapay zekâ kaynaklı otomasyonla verimliliğin artması da yine ekonomik büyüme ve yeni iş sahalarının ortaya çıkmasıyla sonuçlanacaktır.

Yapay Zekânın Avantaj ve Dezavantajlarını Yönetmek

Yapay zekâ uygulamaları, avantajları ve dezavantajları dengeli olacak şekilde kanunlar ve düzenlemeler ile kontrol altına alınmalıdır. Nitekim doğru tasarlanan ve doğru kullanılan yapay zekâ uygulamaları hız, verimlilik, kalite ve stratejik öngörü üretir. Fakat buradaki kritik oluşum, yapay zekâyı kullanabilenler ile kullanamayanlar arasındaki farkın hızla artmasıdır. Dolayısıyla yapay zekâyı kullananlar, kullanamayanlara oranla daha avantajlı konumda olacaklardır. Bu durum hem kişiler, hem şirketler hem de ülkeler ve toplumlar için geçerlidir. Tehlikelerin bilincinde olan yönetimler ve kurumlar, yapay zekâ kullanımına gerekli denetimleri ve kontrolleri getirmelidir. Burada esas amaç innovasyon durdurmadan riskleri azaltarak fırsatları güvenli biçimde artırmaktır. Aşağıdaki alanlarda politikalar geliştirilerek genel olarak kapasite artışı gerçekleştirilmelidir:

- Etik İlkeler ve Hesap Verebilirlik: Kanunlar nezdinde yapay zekâ kararlarının sorumluluğunun kimde olduğu net bir şekilde belirlenmelidir.

- Şeffaflık ve Açıklanabilirlik: Eğitim, sağlık, açıklanabilirlik, adalet ve finans gibi kritik alanlarda ‘neden böyle karar verildi?’ sorusu yanıtlanabilmelidir.

- Veri Yönetişimi: Veri kalitesi, güvenliği, mahremiyet ve minimizasyon ilkeleri ciddi bir şekilde uygulanmalıdır.

- Denetim ve Sertifikasyon: Yüksek riskli uygulamalar bağımsız denetçiler tarafından denetime tabi olmalıdır.

- Sınırlar ve Kısıtlar: Toplumsal zarar riski yüksek olan uygulamalarda otomatik karar verme ve gözetim gibi sınırlamalar açıkça belirlenmelidir.

- İnsan Gözetimi (Human-in-the-Loop): Toplumu, geniş kitleleri veya bireyleri ilgilendiren kritik kararlarda insan onayı ve itiraz mekanizmaları bulunmalıdır.

- Eğitim ve Yetenek Dönüşümü: İnsanların yapay zekâ ile birlikte çalışabilmesi için yeniden beceri kazandırma programları güçlendirilmeli ve tüm kesimlerin erişimine fırsat yaratılmalıdır.

- Görülmeyen Riskler: Facebook reklam almaya başladığında bağımlılık tasarımlı algoritmalar kullanılmaya başlandı, manipülasyon, kutuplaşma, yanlış bilgi, medya bozulması, ayrımcı hedefleme, dolandırıcılık ve gözetim algısı arttı. En önemlisi de kullanıcı verisinin metalaşmasıyla platform sosyal ağdan çok dikkat ekonomisi platformuna dönüştü. Son zamanlarda teknoloji haberlerinde yer alan “yapay zekâ modelleri reklam alacak” konusunun da yepyeni ve bilinmeyen riskler getirmesi beklenmektedir.

Bu çerçevede yapay zekâ gibi ileri teknolojilere yaklaşım, ‘ya hep ya hiç’ şeklinde değil, teknolojik gelişmelerin iki yüzü de dikkate alınarak doğru yönetişim ile olumlu yüz geliştirilmeli, olumsuz yüz ise sınırlanmalıdır.

Yerel ve Ulusal Verilerle Desteklenen Yapay Zekâ

Küreselleşen dünyada toplumlar hem ekonomik, hem de sosyal ve kültürel bir rekabet içerisindedirler. Bu rekabetin en sıcak olduğu alanlardan birisi de veriden öğrenerek veriye dayalı karar verme yeteneği sayesinde üretimde otomasyon, verimlilik, süreçleri hızlandırma gibi avantajlar sağlayan yapay zekâdır. Yapay zekâ dönüşümünü gerçekleştirebilmek için gerekli strateji, veri, yetenek, altyapı, yönetişim ve kültür olarak sıralanan altı boyuttan en önemlisi ve olmazsa olmazı veridir. Yapay zekâ algoritmalarını eğiterek modeller oluşturmak için gerekli verisetleri Kaggle, Hugging Face, Github gibi repositorilerden elde edilebilir ama bu tip ortak kullanıma serbestçe açık veriler genellikle şikelidir (biased). Bu nedenle her toplum, sorunlarına yapay zekâ yardımıyla çözüm üretebilmek için kendi milli verisetlerine ihtiyaç duymaktadır. Kendi milli veri setlerine sahip olmak aşağıdaki avantajlara sahip olmasını sağlayacaktır.

- Veri Gizliliği ve Güvenliği: Hassas toplumsal veya kurumsal verilerin yapay zekâ platformlarının konumlandırıldığı bulut sunucularına gönderilmeden işlenmesi, veri gizliliği ve güvenliği risklerini ortadan kaldıracaktır.

- Yüksek Yerel İşlem Kapasitesi ve İletişim Nedeniyle Düşük Gecikme (Latency): Çok hızlı uluslararası İnternet bağlantısına ihtiyaç duyulmadan, çok yüksek hızlarla doğrudan veri merkezlerinde konumlandırılmış CPU, GPU, TPU veya NPU üzerinde çalışan modeller, anında sonuç üreterek iş akışını hızlandıracaktır.

- Süreklilik ve Düşük Maliyet: İnternetin yeterince hızlı olmadığı coğrafyalarda da çalışma imkânı tanırken, bulut kaynaklı yapay zekâ servislerinin yüksek abonelik ücretlerinden muaf olunacaktır.

Sonuç olarak yerli yapay zekâ, son kullanıcıya bütünlüklü yönetim ve denetim hâkimiyeti, çok yüksek hız ve tam dijital bağımsızlık kazandırarak yapay zekâ teknolojisini daha güvenli bir ulusal yardımcıya dönüştürebilir. Bu tip uygulamalar özellikle gizlilik gerektiren resmi kurumlarda ve işletmelerde çok büyük önem taşır. Fakat bu tip uygulamaların gelişebilmesi için yerli veri-setlerine (datasets) ihtiyaç duyulmaktadır. Bu tip kaynaklar da kişisel girişimden fazla devlet düzeyinde çalışma gurupları yardımıyla elde edilebilir. Bu da yine ekonomik büyüme ve yeni iş sahası yaratılması anlamına gelir.

Kişisel Yapay Zekâ Uygulamaları

Kişisel bilgisayarların donanımlarının hızlanması Neural Processing Unit (NPU’) denilen yeni bilgisayar yongaları, küçük dil modelleri ve verimli sıkıştırma tekniklerinin kullanıma girmesi sayesinde uç bilişim (edge computing) terminalleri üzerinde çalışan kişisel bağımsız yapay zekâlar birkaç yıl içerisinde yaygınlaşması beklenmektedir. Kişisel yapay zekâ uygulamaları dizüstü bilgisayarlar, tabletler, akıllı telefonlar, araç içi sistemler ve giyilebilir cihazlar üzerinde buluta ihtiyaç duymadan çalışacaklar. Bugün bilinçsiz olarak paylaştığımız kişisel verilerimizin nasıl ve kimler tarafından ne gibi uygulamalarda kullanıldıklarını düşünürsek, kişisel yapay zekânın ne anlama geleceğini daha iyi anlarız. Bu tip uygulamaların başlıca avantajlar:

- Veri ve Kullanım Gizliliği: Özel iletişim güvenliği, sağlık, finans gibi alanlarda kullanılacak tüm veriler ve elde edilen sonuçlar cihazınızdan çıkmayacak.

- Uygulama Kişiselleştirme: Tek kullanıcıya özel geliştirilecek yapay zekâ modeli sadece sahibinin istediği şeyleri öğrenecek.

- Yanıt için Sıfır Gecikme: İnternet bağlantısına ihtiyaç olmadan gerçek zamanlı karar ve asistan deneyimi sunacak.

- Maliyet Düşüklüğü: Bulut uygulamaları işlem ücretleri ortadan kalkacak.

- Dayanıklılık: Ağ olmadan çalışabilecek olan bu uygulamalar, ameliyathane, araç veya fabrika gibi her türlü ortamda çalışabilecekler.

- Enerji Verimliliği: Veri merkezlerine veri gönderme ihtiyacı olmadığından enerji kullanımı önemli ölçüde azalacaktır.

Her bireyin kendi “yerel zekâsı” olarak gelişecek olan bu teknoloji sonucu yapay zekâ bir servis olmaktan çıkarak kişisel dijital organ haline dönüşmesi beklenmektedir. O zaman da özellikle güvenlik konusunun ne denli önemli olacağı daha da belirginleşmektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

Abaküsten yapay zekâya uzanan süreç, teknolojinin sağlayacağı ilerleme, getireceği yeni bağımlılıklar ve riskler arasında sürekli bir denge arayışı içinde olunduğunu göstermiştir. Çoğu zaman teknoloji mutlak bir kurtarıcı olurken, kaçınılmaz bir tehdit de olabilmektedir. Burada belirleyici olan, teknolojinin kimler tarafından, hangi kurallar çerçevesinde ve hangi etik sınırlar dâhilinde kullanıldığı ve yönetildiğidir. Bu durumda en akıllı çözüm, teknolojideki gelişmelerin iki-yüzlü doğasını kabul ederek, daha bilinçli, ölçülü ve kurumsal temelli bir yönetişim anlayışı geliştirmektir. Gelişmeleri yapay zekâ özelinde değerlendirirsek, bazı görevlerin otomatikleştirilmesi maliyetleri düşürürken, bazı mesleklerde de hem tanım hem de yer değiştirme etkisi yaratmasını bekleyebiliriz. Ayrıca güvenlik açıkları, algoritmik önyargı (bias), açıklanabilirlik eksikliği ve hatalı kararların doğuracağı ciddi riskler taşıyacağı olasılığı de dikkate alınmalıdır.

Uygulamaların yapay zekâda yaşanan Yapay Zekâ Paradoksu, yapay zekâ verimliliği artırdıkça daha fazla veri toplanır; veri arttıkça yapay zekâ modelleri güçlenir; modeller güçlendikçe kararların toplumsal etkisi artar ve kontrol/denetim ihtiyacı da artar. Yani kapasite artışı, aynı zamanda yönetişim yükünü de artıracaktır. Tüm bu gelişmeler yaşanırken ortaya çıkan yeni görevler ileri düzeyde ve yoğun bir insan-makine işbirliğini gerektirecektir. Burada ticaret hala bildiğimiz ticaret, pazar hala bildiğimiz pazarsa sorun kontrol edilebilir düzeyde olur. Ama müşterilerin önemli ölçüde insan değil de dijital yaşam formlarından oluşması sonucu pazardaki beklenmedik kaymalar sorunu daha karmaşık hale getirebilir. Yine de her halde çok sayıda insan tarafından yürütülmesi gereken yeni mesleklerin ortaya çıkacaktır.

Jevons Paradoksu, teknolojik gelişme ile oluşan dinamiğin temel mekanizmasını “verimlilik artıkça toplam kullanım ve tüketim de artar. Sonuçta teknoloji, tasarruf beklerken çoğu zaman genişleme ve ölçek büyütme ile sonuçlanır” şeklinde açıklar. Genişleme de yine ekonomik büyüme ve yeni iş sahalarının ortaya çıkmasıyla sonuçlanır. Bu nedenle yapay zekâ gibi teknolojik gelişmelerin iki-yüzlü olduğu ileri sürülür. Tabii ki sorunlar yaratan bu ikinci yüz kader değildir. Yöneticiler süreçleri değerlendirerek teknolojiyi kullanabilme kapasitesini toplum geneline yayarken aynı zamanda etik ve denetim mekanizmalarını güçlendirerek riskleri azaltabilir ve fırsatları artırabilirler. Yapay zekâ dönüşümünden sonraki yaşamın ne olacağı teknolojik gelişmelerden çok bize bağlı. Kayıtsız kalarak yolcu koltuğuna değil, sorumluluk alarak şoför koltuğuna oturacağız. Ya da mağduru oynayıp sürekli şikâyet edeceğiz.

Kaynaklar:

Breque, M., De Nul, L., & Petridis, A. (2021). Industry 5.0: Towards a sustainable, human-centric and resilient European industry. European Commission, Directorate-General for Research and Innovation. https://doi.org/10.2777/308407

Federal Government of Germany. (2014, April 7). The factory of the future (Hannover Messe opening speech by Agnela Merkel). Bundesregierung.

Jevons, W. S. (1865). The coal question: An inquiry concerning the progress of the nation, and the probable exhaustion of our coal-mines. Macmillan.

World Bank. (2019). World Development Report 2019: The changing nature of work. Washington, DC: World Bank. https://doi.org/10.1596/978-1-4648-1328-3.

Zhenya Oliinyk (2026). OpenAI Is Making the Mistakes Facebook Made. I Quit. The New York Times, 11 Şubat 2026.

Zuboff, S. (2019). The age of surveillance capitalism: The fight for a human future at the new frontier of power. PublicAffairs.

Not: Bu çalışma yaklaşık %20 oranında yapay zekâ bilgileri içermektedir

Bu haber toplam 381 defa okunmuştur