1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Mammari olayı, suçlama oyununun ne kadar tehlikeli hale geldiğini gösteriyor…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518

“Mammari olayı, suçlama oyununun ne kadar tehlikeli hale geldiğini gösteriyor…”

A+A-

Cyprus Mail gazetesi “Bizim Görüşümüz” başlığı altında yayımladığı makalede, “Mammari olayı, suçlama oyununun ne kadar tehlikeli hale geldiğini gösteriyor” diye yazdı…

Cyprus Mail gazetesinde geçtiğimiz Cumartesi günü (3 Ocak 2026) yayımlanan bu yazıyı okurlarımız için derleyip özetle Türkçeleştirdik. Makalede şöyle deniliyor:

“Bir Kıbrıslırum baba ve oğulun topraklarını ekerken ara bölgede, Mammari yakınında 30 Aralık’ta meydana gelen olayı Birleşmiş Milletler en azından geçtiğimiz Cuma gününe dek tüm ağırlığıyla henüz değerlendirmemişti… 

Bu durum, her iki tarafın da birbirleriyle rekabet eden anlatılarını beslemesine olanak sağlamıştır. Kıbrıslırum çiftçi Gabriel Yerolemu, tarlalarında çalışırken 20’den fazla Türk askeri ile polisin kendisiyle babasını tutuklamaya çalıştığını ve ayrıca traktörlerine de zarar verdiklerini söyledi. Kıbrıslıtürk tarafı ise sözkonusu iki kişinin kuzeye “yasadışı” biçimde girmiş olduklarını belirtti.”

ncelikli-s-17-mammaride-ara-bolgeden-gorunum-foto-ant.jpg

BM DEĞERLENDİRMELİ… 

“Varolan video görüntüleri ise ateşkes hatlarının sınırlarıyla ilgili herhangi biçimde net bir görüntü sağlamamaktadır. O nedenle Birleşmiş Milletler’in gerçekte tam olarak ne olduğunu ağırlıklı biçimde değerlendirmesine ihtiyaç bulunmaktadır. 

Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, olayın meydana geldiği gün yaptığı açıklamada, Türk askerlerinin eyemlerini “bir korsanlık eylemi” olarak tarif etti. Birleşmiş Milletler’e bu konuda başvuruda bulundu. 

Geçtiğimiz Cuma günü Kıbrıslıtürk lider Tufan Erhürman ise diyalog çağrısında bulunarak olay sonrası Birleşmiş Milletler’le de temasa geçtiğini söyledi. Erhürman, Hristodulidis’i “olaydan hemen sonra kabul edilemeyecek sözcükler içeren suçlayıcı açıklamalarda bulunduğu için” eleştirdi. 

Her ne kadar da Erhürman çiftçilerin hatalı olduğunu doğrudan söylememiş olsa dahi, kuzeyin “dışışleri bakanlığı” ondan önce yaptığı açıklamada, babayla oğulun “kuzeye yasadışı biçimde girdiklerini” belirtmişti.”

“BİR BABA VE OĞUL NE YAPACAKTI?”

“Yani Türk askeri kuvvetlerinin kabus senaryosuna göre bir baba ve oğlu ne yapacaklardı? İşgal altındaki bölgeleri bir traktör ve birkaç tarım aletiyle geri almaya mı kalkışacaklardı? Elbette açıktır ki tüm bir orduya karşı bir tehdit değillerdi ve sağ olarak geri dönebildikleri için şanslıydılar. 

Belki de gerçekten ihlalde bulundular. Belki de kazaen olmuştu bu. Belki de bilinçli olarak provokatif bir olaydı ancak geçmişte iyice belgelenmiş çeşitli olaylara bakıldığında, Türk ordusunun ani tepkilerini bilerek kendi hayatlarını tehlikeye atacak kadar gerçekten aptal olabilirler miydi?”

“RUS RULETİ…”

“Tarihin bize pek çok kez göstermiş olduğu gibi – ki bunlar arasında en dikkat çekici olanı bundan 30 sene önce meydana gelen olay vardır – Türk askerlerini bilinçli biçimde provoke etmek, rahatlıkla öldürülmekle sunuçlanabilir. Ve nihayetinde adalet de sağlanmaz sonrasında. Herhangi birisinin oynayacak kadar deli olmadığı bir Rus ruletidir bu ve Kıbrıslırum tarafında da bunu kanıtlayacak cesetler mevcuttur.”

oncelikli-s-17-mammari-koyu-foto-ant.jpg

“BM ZAMANINDA PAYLAŞMALIYDI…”

“Karşılıklı suçlama oyununu şu veya bu şekilde bitirecek olan şey, Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün zamanında olayla ilgili soruşturma sonuçlarını kamuoyuyla paylaşması olurdu ve bunu yaparken de ille de bir tarafı suçlaması gerekmezdi. Gerçekler zaten herşeyi ortaya koyacaktı…

Ancak Birleşmiş Milletler kendi “eşit mesafe doktrini” çerçevesinde kimi zaman olayların çevresinden dolanmakta ve bunun her iki tarafı ve özellikle de Türkiye’yi “tatlı ve işbirlikçi” halde tutacağına inanmaktadır.

Bu her zaman çalışmamaktadır ve gerginlikleri daha da arttırmaya hizmet edebilir çünkü her iki tarafın da birbirleriyle yarışan anlatılarında sonsuza dek ısrar etmelerine olanak tanır…”

YARIM ASIR SONRA DEĞİL… 

“Mammari’de olup bitenlerle ilgili Birleşmiş Milletler kayıtlarında her ne varsa, bir ateşkesten hemen sonra olması bekleyen gerginlik arttırıcı bir durum şeklindeydi – ateşkesin üstünden yarım asır geçtikten sonra değil… Ki bu da bize, Kıbrıs’ta ne kadar uzun bir yol katedilmesi gerektiğini göstermektedir. 

Ancak temelde Türk ordusunun iki adama ve bir traktöre karşı aşırı reaksiyonu, okul avlularında zorbaların sergilediği türde, tümüyle gereksiz bir güç gösterisiydi…” 

(Cyprus Mail’de 3.1.2025’te yer alan yorumu özetle derleyip Türkçeleştiren: Sevgül Uludağ/YENİDÜZEN. Sayfadaki tüm resimler Antenna TV’nin konuyla ilgili haber videosundan alınmıştır…) 


“Venezuela’da petrol için savaşın yolu nasıl döşendi?”

Kavel Alpaslan/EVRENSEL

Beklenilen oldu ve ABD, uzun süren tehditlerin ardından Venezuela’nın başkenti Caracas’ı havadan bombaladı. Petrol zengini Latin Amerika ülkesi Venezuela, Ağustos ayından bu yana ABD’nin kuşatması altındaydı. 3 Ocak sabahı bu kuşatma gerçek bir bombardımana dönüştü. Venezuela hükümetinden yapılan açıklamalara göre petrol tesisleri ve stratejik noktalar hedef alındı. Dahası ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun evinden alınarak ülke dışına çıkarıldığını açıkladı.
Peki ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin göz göre göre açtığı bu savaşın ardından gelecek süreç nasıl işleyecek? Bu soruyu düşünmeden önce 3 Ocak saldırılarına nasıl gelindiğini hatırlamak gerekiyor.

Uzun soluklu kuşatma

ABD, uzun yıllardır Venezuela’ya yönelik ağır ekonomik yaptırımlar uyguluyordu. Ağustos ayında Beyaz Saray, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu cılız gerekçelerle kurulmuş bir uyuşturucu karteli lideri olarak nitelendirdi. Bu kararın ardından destroyerler, nükleer denizaltılar ve uçak gemilerinden oluşan dev bir ABD filosu Venezuela karasularının hemen yanı başına demirledi. 

Altı ay içerisinde Bölgeye 15 bin ABD askeri sevkedildi, bombardıman uçakları Venezuela sınırında devriyeye başladı, Karayipler’deki ABD üsleri bakıma alındı, Venezuela’nın yanı başındaki Trinidad ve Tobago’ya radar üsleri inşa edilmeye başlandı. Trump ise Venezuela’ya yönelik saldırı tehditlerini geri adım atmadan sürdürdü. 

ABD yığınağı sadece bir gövde gösterisinden ibaret değildi. ABD ordusu, Pasifik ve Karayip Denizinde onlarca tekneye ‘uyuşturucu kaçakçısı’ olduğu iddiasıyla bombalı saldırı düzenledi. Venezuela’nın yanı sıra Meksika ve Kolombiya gibi bölge ülkeleri uluslararası sularda gerçekleşen ve ölümlerle sonuçlanan bu saldırıları ‘suçluluğu kesinleşmemiş kimselere yönelik yargısız infaz’ şeklinde tanımladı ve ‘hukuksuz’ olduğunu dile getirdi.

sayfa-16-resm-018.jpg

Venezuela petrolünde hak iddiası

Beyaz Saray bu süreçte casus belli olarak görünürde ‘uyuşturucu kaçakçılığını’ seçse de Venezuela Hükümeti, ülkenin petrol kaynaklarının hedeflendiğini savundu. Nitekim geçtiğimiz ay Trump da ağzındaki baklayı çıkartarak Venezuela petrolleri üzerinde açıkça hak iddia etti. Venezuela’nın petrol rezervlerinden bahsederken ‘kendilerine ait olanı geri istediklerini’ söyledi. 

Aralık ayında Karayip Denizinde Venezuela petrolü taşıyan iki gemiyi ABD’nin askeri bir operasyonla ele geçirmesi, ablukanın asıl nedenini net bir şekilde gösterdi. Üstelik Trump, el koydukları petrolü ‘belki satacaklarını, belki kendilerine saklayacaklarını, kısacası diledikleri gibi kullanacaklarını’ ifade etti. 

Kas gücünün dokunulmazlığı

Korsanlıktan uluslararası sularda yargısız infazlara, tehditten hava saldırılarına... ABD’nin uluslararası deniz hukukundan Birleşmiş Milletler (BM) Tüzüğüne pek çok açıdan hukuksuz sayılabilecek işlediği tüm suçlar büyük bir sessizlik içerisinde gerçekleşti. Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro BM kürsüsünden Trump’ın Latin Amerika işlediği suçlardan dolayı cezalandırılması gerektiğini söylemiş, ardından bir dizi tehditle de kendisi karşılaşmıştı.

Hatta adına ‘uluslararası kamuoyu’ denilen fakat fiilen ‘emperyalist uydular ekseni’ olarak görülebilecek alanda işgale alkış tutan çarpıcı gelişmeler yaşandı. Örneğin prestijini çoktan kaybetmiş Nobel Barış Ödülü bu sene Venezuela burjuvazisinin en vahşi figürlerinden birine, aşırı-sağcı Trump müttefiki Corina Machado’ya verildi. Kendi ülkesine yönelik ABD’nin askeri saldırılarını canı gönülden ve açıkça savunan Machado’nun işbirlikçiliği işgale yol yapmakla da sınırlı kalmadı; kendi iktidarlarında Venezuela petrollerini özelleştirerek başta ABD olmak üzere dünya pazarına açacaklarını ‘müjdeledi’. 

Hatta 3 Ocak saldırılarından sonra Gazze’deki soykırımı ele alış şeklini çok iyi bildiğimiz Batı merkezli burjuva medyanın haberlerinde özne silinerek “ABD hava saldırıları” yerine “Caracas’ta patlamalar” ifadeleri manşetlere çekildi. Sanki nedeni, faili bilinmeyen bir dizi olay yaşanmış gibi! 

ABD petrolü yok pahasına ele geçirmek istiyor

Evrensel Gazetesi’nde Cuma günü, yani saldırıların başlamasından hemen önce York Üniversitesinde uluslararası siyasi ekonomi alanında çalışan Guyanalı Öğretim Üyesi Dr. Tamanisha John ile yaptığımız bir söyleşi bize ABD’nin Venezuela’dan beklentisine “Rejim değişikliği baskılarının bir parçası da Venezuela’dan neredeyse bedavaya veya doğrudan bedavaya ağır ham petrol elde etmektir” sözleriyle dikkat çekiyordu. 

John, ABD’nin ürettiği petrolle Venezuela’nın petrolü arasında farka dikkat çekerek Washington’un ağzını sulandıranın ‘ağır ham petrol’ olduğunu dile getiriyor: “Kısa süre önce öğrendim ki ABD, her ne kadar petrole sahip olsa da’ aslında petrollü şeyl üretiyor. Bu da hem daha hafif hem de ABD’li tüketicilerin ödemek istediğinden daha maliyetli.  ABD’nin sahip olduğu işleme tesislerinin çoğu ise aslında Venezuela’nın ürettiği gibi ağır ham petrolü işliyor ve bu da tüketicilerin cüzdanına çok daha uygun.”

sayfa-16-resm-2-006.jpg

Şimdi ne olacak?

Saldırıların en sıcak anlarında geleceğe dair büyük ve iddialı öngörüler son derece tehlikelidir. Biz de bu hataya düşmemeye çalışarak yaşanan ABD bombardımanını ele almaya çalışalım.

Uzmanlar ABD’nin Venezuela topraklarında askeri bir saldırıya girişmesini Ağustos ayından bu yana tartışıyordu. Giderek daha ciddi bir ihtimale dönüşen savaş ihtimali konusunda herkes hem fikir olsa da bu savaşın nasıl bir savaş olacağı ya da emperyalist saldırganlık karşısında Maduro hükümetinin teslim olup olmayacağı tartışma konusuydu. 

En sık şekilde dile getirilen ihtimal, ABD’nin Haziran ayındaki İran-İsrail Savaşı’na bizzat dahil olup İran’da yaptığı saldırılara benzer şekilde uzaktan müdahalede bulunabileceğiydi. Zira bölgedeki 15 bin civarı ABD askeri personeli her ne kadar çok olsa da Venezuela gibi büyük bir ülkede düzenlenecek geniş çaplı bir kara harekatı için yüz binlerin gerektiği vurgulandı. 

ABD son bir yıl içerisinde Yemen, Nijerya, İran, Suriye gibi pek çok noktada saldırılar düzenledi. Bu yıl emperyalist savaş gündeminin tüm dünyada sıcaklığını arttıracağı da tahminler arasındaydı. Şimdilik Venezuela özelinde nereye varacağını kestirmek güç ancak uzun bir süre gözümüz kulağımız ABD’nin kendi ‘arka bahçesi’ olarak gördüğü Latin Amerika’da olacak.

(EVRENSEL – Kavel ALPASLAN – 3.1.2025)

Bu yazı toplam 765 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar