1. YAZARLAR

  2. Serhat İncirli

  3. Yaşasın KKTC ve yaşasın Türkiye!  (Çifte tabancalı çocuk ve benim av tüfeği!)
Serhat İncirli

Serhat İncirli

Yaşasın KKTC ve yaşasın Türkiye!  (Çifte tabancalı çocuk ve benim av tüfeği!)

A+A-

Lefkoşa’da bir oto galeride çalışan iki kişinin tabanca ile vurulmasıyla ilgili olarak aranan erkek zanlı, gerçekleştirilen operasyon sonucu tespit edilerek tutuklandı.

-*-*-

Polis kaynaklarından edinilen bilgiye göre, zanlının yakalanmasının ardından yürütülen soruşturma kapsamında tasarrufunda bulunan İKİ ADET TABANCA emare olarak alındı.

-*-*-

Zanlı’nın 16 yaşında olduğu açıklandı... (2009 doğumlu... Benden 42 yaş küçük...)

-*-*-

İKİ TABANCA!
Yaş?
16 kadar!

-*-*-

İki kişiyi vurdu, yaraladı; araçlara maddi zarar verdi falan ve de filan!

-*-*-

Galeri sahibi, “kimin gönderdiğini biliyoruz” dedi feslikan!

-*-*-

İki tabanca!
Çocuk!
Çocuk be çocuk!

-*-*-

Alakası var veya yok, size bir “masal” anlatayım…

-*-*-

Yeşilırmaklılar çok iyi bilir, bir zamanlar köyümüzde “Amerikalı Amca” diye bildiğimiz çok ama çok bilgili, filozof bir büyüğümüz yaşardı… Gerçek adı İbrahim Afif’ti... 

-*-*-

Kimdi bu büyüğümüz?
Halamın kocasının yani eniştemin amcasıydı… 

-*-*-

İngiliz döneminde, taaa 20’lerde, 30’larda ama 1900’lü yılların 20’lerinde 30’larında, polisti!
Çavuş!

-*-*-

Anlatılanlara göre bir kadına aşıktı ve olmamıştı!
Çok üzülmüş, polislikten ayrılmış ve Amerika’ya göçmüştü!

-*-*-

Yine merhum eniştemin anlattığına göre 1950’lerin ikinci yarısında 20 yıldan uzun süre yaşadığı Amerika’dan geri dönmüş ve köyüne yerleşmişti…

-*-*-

Amerika’da biriktirdiği parayla kendisine iki tane “hanay” ev yaptırmıştı!
İki katlı… 
Biri köyün tam ortasında, öteki ise bahçelerinin olduğu Vula diye bildiğim bölgede, muhteşem bir vadinin içinde…
Bir de bisiklet almıştı ve bahçeleri ile köy içindeki eve ya bu bisikletle ya da yaya olarak gidip geliyordu…

-*-*-

Amerikalı amca başka ne mi yapmıştı?
Köye bir orta okul!
O orta okuldan çok sayıda profesör, doktor, mühendis yetiştiğini gururla, köycülük milliyetçiliği yaparak söylemem lazım!

-*-*-

Amca başka ne mi yapmıştı?
Evinin karşısına bir Atatürk Büstü!

-*-*-

Benim adımın köklerinin Farsça olduğunu ve İran İmparatoru Serxes’ten (Serkhas – Serkhes) geldiğini anlatmıştı bir keresinde…

-*-*-

Yanılmıyorsam, 100 yaşını aşkın süre yaşadı ve kendisine hep halamla eniştem baktı… 
Çok kereler birlikte akşam yemekleri yedik…
Özellikle yaz akşamları, halamda kalırdım ve benim için felsefe – tarih – coğrafya okulu gibiydi çünkü Amerikalı amca çok bilgili bir insandı ve sohbet etmeyi severdi…

-*-*-

Neyse!
Herkes gibi O da ölümlüydü ve tabii ki bir gün o gerçek yaşandı…
Ardından eniştem de gitti…

-*-*-

Amerikalı Amca, Amerika’dan döndüğü dönemde ki hala İngiliz Sömürge dönemiydi ve kimseye silah alma konusunda – silah bulundurma meselesinde ayrıcalıklı davranılmıyordu, çünkü EOKA denen bir de terör örgütü kurulmuştu… 

-*-*-

İngiliz Sömürge Yönetimi, ortamın gergin olduğunu biliyordu; bu gerginliği kendileri yaratmış veya yükseltmiş olsa da!

-*-*-

Ama eski bir polis olan Amerikalı Amca’ya daha kolay silah taşıma ruhsatı verildi!
Amca, hayatında hiç ava gitmedi, farklı bir hayvan sevgisi vardı ama silah almıştı!
Neden almıştı?

-*-*-

“Milli mücadele” maksadıyla tabii ki!
Madem ki fırsatı vardı, av tüfeğiyle de olsa, hem kendini hem de gerekirse köyünü korumak için bir silah bir silahtı!

-*-*-

Silah, 12’lik, side by side, namlu 1 – 2 av tüfeği!
Namlunun 1-2 olması neymiş?
Şaşmaları topluca atıyormuş!

-*-*-

Anlayanlar, anlamayanlara anlatsın; topluca giden şaşmalar, yayılarak giden 3 – 4 namluya göre, elbette daha öldürücüdür!

-*-*-

Fazla detaya gerek yok tabii ki!
Bu silah, sonuçta, Amerikalı Amca’nın Kıbrıs Türk Toplumu’nun müdafaası için satın aldığı bir silahtı!

-*-*-

Amca öldükten sonra, silah enişteme geçti…
Ayıptır söylemesi, 10’lu yaşlarımda; yani galeri kurşunlayan çocuk yaşlarındayken, bu silahla avlanmaya başladım!
Aradan belki de 45 sene geçti, “kaçak avlandık, yasak avlandık” diye polis beni tutar mı bilemem ama “övünmek gibi de olmasın”, çok kekliğim var!

-*-*-

Hatta Erenköy’de birlikte askerlik yaptığım bazı arkadaşlarım iyi bilecek; o kıç içi kadar bölgede, bu tüfekle dilediğim gibi avlanmışlığım da var!
Danimarkalı Barış Gücü askerleri çok kızıyordu; ara bölgeye de giriyordum... 
Şikayetçiydiler!
Çok şikayet etmesinler, yarın Donald Trump Grönland’a saldırırsa, destek istemesinler diyeceğim!
Şaka!

-*-*-

Neyse!
Eniştem çok hastalanmıştı!
Lefkoşa Devlet Hastanesi’ndeydi…
Her akşam gidip bir bakıyor, halama sesleniyordum…
Konuşamıyordu… 

-*-*-

Bir akşam, halama önce beni işaret etti; sonra tüfek atarmış gibi yaptı…
Halam anlamıştı!
Tüfek zaten bendeydi ama tasarrufu, gadohisi, tasarruf belgesi ya da her ne bokuysa, eniştemin adınaydı… 

-*-*-

Ve eniştem öldü…
Halam, o tüfeği, bana vermek istedi; babamla birlikte Güzelyurt Kaymakamlığı’na gittiler yanlış hatırlamıyorsam ve tüfek babamın adına geçmişti ama hala benim yanımdaydı... 

-*-*-

Erenköy’de askerken, hayatımda ilk ve son kez devletten maaş almaya başlamıştım; asteğmen – ardından teğmen maaşı ve o para bana “çok fazla” gelmekteydi!
Gittim kendime yeni bir tüfek daha aldım!

-*-*-

Bende oldu tüfekler iki tane!

-*-*-

Hiç ilgilenmedim!
Tasarrufmuş, şuymuş, buymuş aklıma bile gelmedi!

-*-*-

Babam arada bir “hallettim” derdi; zaten uzun yıllar Londra’daydım ve iki tüfek de babamın odada dolapta kilitliydi o aralar!

-*-*-

Derken 2024 Aralık ayında babam vefat etti…
Ablam tereke falan…

-*-*-

İki tüfekten birinin benim, birinin babamın adına olduğunu iyi biliyorum ama ikisi de benimdi!
Ve ikisi de çok değerli!
Madden olmayabilir ama manen!

-*-*-

Çünkü birinin tarihini anlattım; Amerikalı Amca’dan kaldı!

-*-*-

Öteki de değerli; çünkü hem zıpkınla denizde, hem de tüfekle karada avlanma konusunda ciddi ustalığını yaşadığım merhum iş insanı Necdet Ali Özdinç öteki tüfeği bana çok çok uygun fiyata satmıştı… 
O’nun namlu uçları değişiyor da!
1 – 2 – 3 -4!
İster şaçmaları yay ki kekliğe sıkasın, ister toplu at, tavşan vur!
Ki artık mafiş kurban!

-*-*-

Neyse!
Babam öldü dedik ya!
Meğer, O da yaşlanınca, tüfeklerin tasarruflarını yenilemek aklına gelmemiş!
Birinin tasarrufu bende, ama onu da yenileyemiyorum!
Ötekine polis haklı olarak el koydu!
O’nun tasarrufunu yenilemek mümkün değil(miş)!
Yasa değişikliği veya af uygulaması gerekiyormuş!

-*-*-

“Torpil” yapmak istedim!
Donald Trump’ı aradım!
Değil tabii ki!

-*-*-

Bazı yetkililere anlattım, “bu tüfek, maddi değil ama manevi anlamda çok değerli, lütfen yardımcı olun, tasarruf alayım” dedim!

-*-*-

Kimin MİK’ine!
Herkes kendi derdinde!

-*-*-

Bir tüfeğim şu anda yanımda ama anlamadığım bir şekilde, tasarrufu yenileyemiyorum; öteki tüfek tutuklu!
Tutuklu tüfek bir yıl poliste kalacak!
(16 yaşındaki çocuğun üzerinde iki tane tabanca varken...)
Ve aynı tutuklu tüfek bir yılın sonunda kayıttan düşürülecek!
Sonra devlet Emlak ve Malzeme’nin tasarrufuna girecek!
Onların inisiyatifi ile açık artırmada satılacak ve belki o sırada bana “iltimas” gösterilip, satın almam sağlanabilecek!

-*-*-

Benzer durumda onlarca, yüzlerce tüfek var ülkede!
Benzer şekilde tasarruf sıkıntılı!

-*-*-

Oysa, “kayboldu, tüfek nerededir bilemem” deseydim; galeri işine girseydim…
İkisini de yanımda taşıyıp simit yemeye gitseydim ki diyetteyim simit yemiyorum!

-*-*-

Şimdi beklemedeyiz!
Ne zaman o tüfek açık artırmaya çıkar bilemem!
Çıktığında satın alabilecek param olup olmayacağı ayrı mesele!
Başkasının daha yüksek para ile alması da olasılık!

-*-*-

Bunları neden mi anlattım?

-*-*-

Vallahi bilemiyorum!
Belki de devlete olan saygım ve sevgimdendir!
KKTC çok yaşasın, Anavatan daha çok yaşasın demek için!
Güvenlik ve garantiden asla vazgeçmeyenlerin güvenliği şerefine!

paul-einerhand-gip8wnfjrsu-unsplash.jpg

Bu yazı toplam 1415 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar