İlksoy Aslım

İlksoy Aslım

Kıbrıs’a NATO-ABD Askerleri!               

A+A-

Son dönemde “Kıbrıs Cumhurbaşkanı” Nikos Anastasiadis çok mutlu olmalı. Nasıl mutlu olmasın? ABD önce, Güney Kıbrıs’ın Milli Muhafız Ordusunu eğitme ve onunla ortak askeri tatbikatlar yapmaya karar verdi, daha sonra da 33 yıldır uyguladığı silah ambargosunu büyük ölçüde kaldırdı. Bundan on yıllar önce Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı Sarayında oturan Makarios ise, 1964 yılı başında stresli ve endişeliydi. Kıbrıs’ın 1964 kışı siyasi olarak çok sıcaktı. 1963 sonu başlayan toplumlararası çatışmalar devam ediyor, Türkiye adaya askeri müdahale tehditleri yapıyor, NATO ve Batılı güçler sorunun “aile” içinde çözülmesi için neler yapılması gerektiğini tartışıyorlardı.

Makarios sorunu Birleşmiş Milletlere (BM) taşımayı düşündüğünde ise, ABD sorunun büyüyüp Türk-Yunan çatışmasına dönüşmemesi için devreye girmişti. Önce NATO’yu ve kendi yetkililerini alarma geçirmiş ve Makarios’u ikna etmek için ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı George Ball’u Kıbrıs’a göndermişti. Ball, adada kaldığı süre içinde hem bireysel, hem de Birleşik Krallık Yüksek Komiseri ile birlikte Makarios’a bayağı zor günler yaşatmıştı. 1964’te Kıbrıs sorunu nedeniyle gerilimli günler yaşanmış ve dış güçler soruna karışmışlardı.

Günümüzde de, adanın çevresinde Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklanan büyük bir gerilim yaşanıyor. 1964’te olanları hatırlayıp o günden bugüne bakmak, ABD’nin Kıbrıs politikasının nereden nereye dönüştüğünü anlamak açısından aydınlatıcı olabilir.

Kıbrıs Garantörlerin Denetiminde

1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken adadaki iki toplumun güvenlik ihtiyacının Yunanistan ve Türkiye tarafından karşılanacağı konusu iki ülke tarafından anlaşılmıştı. ABD’nin yaptığı çalışmaya göre, Yunanistan Kıbrıslı Rumlardan, Türkiye ise Kıbrıslı Türklerden sorumlu olacaktı. 1960’ta ilan edilen Kıbrıs Cumhuriyeti garantörler devletlerin kontrolünde “bağımsız” bir devletti ve ABD Kıbrıs’la ilgili tüm konuların çözümünü garantör ülkelerin sorumluluğunda görüyordu.

Bu bağlamda toplumlararası çatışmalar başladığında garantör ülkelerden Birleşik Krallık’ın komutasında bir barış gücü kuruldu. Kısa süre sonra çatışmaları kısmen kontrol altına alındı ama Birleşik Krallık adadaki bu yükü tek başına uzun süre taşımak istemediğini de dile getirmeye başladı. ABD bu sorunu çözmeye çalışırken, ikinci olumsuz haber Atina’dan geldi.  ABD Büyükelçisi Henry Labouisse, Atina’nın Kıbrıslı Rumları yeterince kontrol edemediğini yazıyordu. Labouisse’e göre, Yunanistan Hükümetinin Kıbrıslı Rumları kontrol etme niyeti olmasına rağmen yeterli kapasitesi bulunmuyordu. Türkiye de, Kıbrıslı Türklere saldırıların devam etmesi durumunda adaya askeri müdahalede bulunacağını açıklayınca ABD’nin yeni cumhuriyet için oluşturduğu yapı temelinden sallanmaya başladı. ABD’ye göre bunun nedeni garantör devletlerin görevlerini yeterince yerine getirmemeleriydi.      

ABD ve Birleşik Krallık Temsilcileri Buluşuyor

Birleşik Krallık’ın Washington Yüksek Komiseri Sir David Ormsby Gore ile ABD Dışişleri Bakanı Dean Rusk 24 ve 25 Ocak’ta iki kez görüştüler. Görüşme talebi Birleşik Krallık’tan gelmişti. İlk toplantıda Gore, adadaki çatışmaların başlamasından sonra 15 Ocak’ta başlayan Londra Konferansı hakkında bilgi verdi. Gore’a göre Londra’da işler iyi gitmiyordu ve toplantının başarısızlığa uğraması durumunda Kıbrıs’ta çok sert tedbirler alınmalıydı. Gore Rusk’a, yükünü büyük ölçüde Birleşik Krallık’ın çektiği barış gücü yerine, bir NATO barış gücü oluşturulması önerisinde bulundu ve ABD’nin desteğini istedi. Rusk ise farklı düşünüyor, konunun NATO bünyesinde görüşülmesini ve Türkiye ile Yunanistan’a baskı yapılmasını öneriyordu. Bu arada Rusk, eğer “garantör devletler ile Kıbrıs Cumhuriyeti” talep ederlerse NATO askerleri adada kullanılabileceğini belirtti. Rusk’ın adaya gönderilmesi düşünülen askerler için Kıbrıs Cumhuriyetinin talepte bulunmasının gerektiğini söylemesi önemli bir ayrıntıydı.

25 Ocak’ta gerçekleşen ikinci görüşmede Gore, Bakanlık Müsteşarı Ball’a Londra’nın Kıbrıs’taki sorumluluğu tek başlarına taşımak istemediğini ve Kıbrıs’a gönderilmesi düşünülen NATO askerlerinin içinde ABD’nin birliklerinin de olmasını gerektiğini söyledi. Yunanistan’ın da ABD askerleriyle ilgili benzer bir talebi olunca durum iyice ciddileşti. Çünkü bu talebi gerçekleşmezse, Birleşik Krallık sorunu Birleşmiş Milletlere (BM) taşıyacaktı. Böylece Kıbrıs sorununu BM taşımayı düşünenlere Birleşik Krallık da eklenmişti.  

ABD Asker Gönderme Konusunu Tartışılıyor     

Soğuk Savaşta ABD’nin rakibi Sovyetler Birliği (SSCB) Londra Konferansını kınadı ve onun bir NATO organizasyonu olduğunu iddia etti. Sovyet Tass Ajansı da, Batıyı Kıbrıs’ın içişlerine karışmakla suçladı ve Kıbrıs’ın bağımsızlığını koruma görevinin BM Güvenlik Konseyinde olduğunu vurguladı. SSCB ile Makarios’un pozisyonları paralellik taşıyordu. Londra Konferansı Şubat ayı başında çökünce, Makarios çözümü NATO yerine BM çatısı altında aramayı tercih ettiğini açıkladı. ABD’nin hegemonya alanında olan ve NATO kapsamında çözülmesi gereken bir sorun uluslararası platforma, yani SSCB’nin de önemli bir aktör olduğu BM’ye taşınıyordu.

ABD’nin Askeri Acil Durum Planlaması

1960’larda Soğuk Savaş, Berlin Duvarının inşası ve Küba Füze Krizi nedeniyle doruğa ulaşmıştı. ABD’nin küresel sorumlulukları artıp SSCB ile mücadelesi keskinleşirken Doğu Akdeniz’deki iki müttefiki, Yunanistan ve Türkiye arasında gerginlik sürekli artıyordu. Kıbrıs’taki gelişmeler nedeniyle Türkiye ve Yunanistan savaşabilirlerdi. Ayrıca Makarios, BM’yi, Kıbrıs’a müdahale etmesi için davet edebilir ve gelecek olan birliklerde komünist unsurlar olabilirdi.

ABD yukarıda belirtilen sıkıntılarla boğuşurken, Dışişleri Bakanlığında Kıbrıs’a asker gönderilmesi durumunda kullanılacak bir “ABD-Kıbrıs Görev Gücü”  planlaması yapıldı. 28 Ocak’ta Başkan Johnson’a iletilen taslağa göre 10.000 kişilik NATO barış gücünde, 1.200 ABD askeri olmasının tasarlanıyordu. 2-3 Şubat tarihlerinde ise, ABD ve Birleşik Krallık’ın ortak askeri planlama toplantıları yapıldı. Buna göre, planlama ve uygulama 1964’ün Bahar ve Yaz aylarında yoğunlaşacaktı.

Bu çalışmalar devam ederken Johnson, Lefkoşa’daki taraflara özel bir mektup göndererek Kıbrıs’a yönelik yapılan önerinin kabul etmesini tavsiye etti. 3 Şubat’ta Büyükelçi Wilkins, Johnson’un mektubunu Makarios’a verdi. Makarios, “kamuoyunun duygusal durumu nedeniyle” NATO ve ABD birliklerinin Kıbrıs’a gelmesini istemiyordu. Makarios’a göre, ABD askerlerinin Kıbrıs’a gelmelerine karşı olması onların güvenliğiyle ilgiliydi. Çünkü yanlışlıkla bazı ABD askerlerinin öldürülmesi, Kıbrıs-ABD ilişkilerini de olumsuz şekilde etkileyecekti. Makarios’un aksine, Küçük öneriyi desteklediğini bildirmişti.

ABD’nin Diplomatik Girişimleri

ABD’nin sorunu yatıştırmak için NATO Müttefik Kuvvetleri ile Avrupa’daki ABD Güçleri Başkomutanı olan General Lyman Lemnitzer’i 28 ve 29 Ocak tarihinde Atina ve Ankara’ya gönderdi. Lemnitzer tarafları bir ölçüde yatıştırdı ve onlardan tek başlarına hareket etmeme sözü aldı.

Kişisel olarak Kıbrıs sorununa odaklanan Ball ise, 9-16 Şubat tarihleri arasında Londra, Lefkoşa, Ankara ve Atina’yı ziyaret etti. Ball 9 Şubat’ta Londra’daki görüşmelerde Birleşik Krallık’la ortak pozisyona ulaştı. Ball, 10 Şubat’ta Atina’da toplanan Yunanistan, Türkiye ve Kıbrıs büyükelçileriyle görüştü. Ball, Atina’da ABD’nin, Kıbrıs’a küçük bir birlik bile göndermemesi gerektiğini kavradı. Çünkü oluşan yeni atmosferde ABD askerleri “özel hedef” haline gelmişlerdi. 11 Şubat 1964’te Ball, Türkiye Başbakanı İnönü ve Dışişleri Bakanı Erkin’le ayrı ayrı görüştü. Ball Türkiyeli yetkililere, ABD ve garantör olmayan ülkelerin Kıbrıs sorununa katılımlarının ancak Makarios’un iznine bağlı olduğunu açıkladı. Makarios’un BM’den geçirmeyi hedeflediği önergeyi konusunda ise, ABD’nin onu engellemek için elinden gelen her şeyi yapacağının garantisini verdi. Türkiye’nin politikasının Kıbrıslı Türklerin hayatını güvence altına almak olduğuna dikkat çeken İnönü, Makarios’un saldırılarının durdurulması için uluslararası gücün gecikmeksizin adaya gelmesinin önemini vurguladı.

Türkiye’nin mesajını alan Ball 12 Şubat’ta, Kıbrıs’a barış gücünün gelebilmesi için onayının alınması gereken Cumhurbaşkanı Makarios ile buluştu. Ball, üç gün süren yoğun görüşmelerde barış gücünün NATO ülkelerinden oluşturulması konusunda Makarios’u büyük baskı altına aldı. Ancak Makarios, NATO gücünün adaya gelmesine sert bir şekilde karşı çıktı. Makarios’un elindeki en önemli koz onun onayının gerekliliğiydi. Bu görüşmeler devam ederken Kıbrıs’taki çatışmalar adanın çeşitli bölgelerinde devam ediyordu. Ball’un tüm baskısına rağmen Makarios, (Ball’un nitelemesiyle) aptal planını uygulamak için Güvenlik Konseyine başvurup Garanti Antlaşmasının geçersiz kılmayı istiyordu. Makarios’un hedefi, BM Güvenlik Konseyinde Kıbrıs’ın toprak bütünlüğü ve siyasi bağımsızlığını yeniden teyit edecek bir karar çıkartmaktı.

Ball’un elindeki kozlardan biri de, Türkiye kartıydı. Ball, Türkiye’nin her an Kıbrıs’a yönelik askeri harekâta başlatacağını iddia ediyordu. Bunun karşısında Yunanistan sessiz kalmayacak ve büyük bir felaket yaşanacaktı. 14 Şubat 1964’te Ball baskısını daha da artırmak için Birleşik Krallık Yüksek Komiser Vekili Cyril Pickard’ı da yanına alarak Makarios’la görüşmeye gitti. Bu çaba da yetersiz kaldı ve Makarios NATO barış gücü önerisini reddetti.

            Makarios’un bu kararından sonra, Birleşik Krallık 15 Şubat’ta Kıbrıs sorununu görüşmek üzere Güvenlik Konseyine başvurdu. Özellikle ABD-SSCB arasında yapılan zorlu bir pazarlık sonunda Kıbrıs’a barış gücü gönderilmesi kararı alındı. Barış gücü BM denetiminde olacak ancak bu güce NATO üyeleri asker verirken Varşova Paktı üyeleri bunu yapamayacaktı.

Kıbrıslı Rumlar o dönemde Sovyet Bloku ile Kıbrıs’ın üye olduğu Bağlantısızlar Hareketinden büyük destek almış ve BM barış gücü iki blok arasında yapılan pazarlıklar sonucunda oluşturulabilmişti. O dönemde Makarios bağlantısız olmanın avantajıyla, ABD ile SSCB’yi birbirine karşı kullanabiliyordu. Bugün de Anastasiadis Rusya ile ABD’yi kendi politikası çerçevesinde kullanmaya çalışıyor. Bu tür politikalar Soğuk Savaş döneminde Bağlantısız ülkelere belli avantaj sağlayabiliyordu ama risk faktörü de mevcuttu. Makarios bu riski göz ardı ettiğinden, yumuşama dönemi olan 1970’li yıllarda Türkiye’nin adaya müdahale etmesine imkân sağlamıştı.

Anastasidis kendi halkının çıkarının gerginliği artırmaktan değil ortak çıkarları buluşturmaktan geçtiğini anlamalıdır. Uluslararası örgütler, küçük devletlerin üyelikle birlikte kendilerini daha güçlü ve güvende hissettikleri yapılardır. Güney Kıbrıs tüm ada adına 2004’ten beri Avrupa Birliği (AB) üyesidir ve kendini daha güçlü ve güvendi hissetmesi mümkündür. Ancak uluslararası örgütleri büyük devletlerin kendi çıkarları için kullanmaya çalıştıklarını realist bakış açısı bize anlatmaktadır. Günümüzde büyük devletlerin liberal bakış açısından daha fazla realizme yönelme eğilimi oldukları hatırlanırsa, uluslararası örgütlerin sağladığı güç ve güvenin sonsuz olmadığı daha iyi anlaşılabilir. Güney Kıbrıs, AB üyeliği dışında, son dönemde Doğu Akdeniz’de oluşan ittifak içinde de kendisini güvende hissedebilir. Ancak yakın zamana kadar İsrail-Türkiye birlikteliğinin ne denli güçlü olduğu anımsanırsa, 21. Yüzyıldaki ittifakların Soğuk Savaş döneminde olduğu kadar kalıcı olmayabileceği de öngörülebilir. Bu nedenle Kıbrıs ve Doğu Akdeniz barışın hakim olacağı bir alan olacaksa, en fazla sayıda ülkenin/paydaşın bir araya getirilmesi gerekmektedir. Tarihin gösterdiği gibi, barışın yolu diğer tarafı dışlamaktan değil ortak çıkarları ve birliktelikleri çoğaltmaktan geçer. Bunun aksi Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’in daha fazla silah ve askerle dolması sonucunu doğurur.  

             

Bu yazı toplam 4844 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar