KIB-TEK’te yaşananlar…
Bazen bir ülkede nelerin yaşandığını anlamak için devletin yönetimindeki bir kuruma bakmanız yeterlidir.
KIB-TEK’e baktığımızda, ülkenin nasıl yönetil(eme)diğini görürsünüz.
KIB-TEK’e baktığımızda, sadece ülkenin nasıl yönetilemediğini değil, çalışanın iş güvenliği olmayan ortamda çalıştığını da görürsünüz, terfilerin nasıl yapıldığını da, hesapların halka açık olup olmadığına da…
Hatta kurumda örgütlü sendikasının, listeler halinde sunduğu sorulara, Hükümet nezdinden cevap verilip verilmediğine de…
En önemlisi KIB-TEK’e bakarken, nasıl bir düzen içinde yaşadığımızı da görüyorum. Adına düzen denirse, tabii?
***
EL-SEN’in grev ve eylemleri ikinci gününde devam ederken sendika, çalışanların iş güvenliği için gerekli kıyafet ve teçhizatın sağlanmasını, sınavsız ve münhalsiz istihdam ile sınavsız terfilerin durdurulmasını ve bazı yöneticiler hakkında işlem yapılmasını talep ediyor.
Sendika, bu talepler karşılanmadan çalışmaya dönmeyeceğini de açıklıyor.
***
Bu taleplerin hangisi gerçekten toplumun karşısında savunulamayacak bir talep?
Bir emekçinin işine giderken güvenli bir ortam istemesi lüks müdür?
Elektrik üretimi gibi yüksek risk taşıyan bir alanda çalışan insanların gerekli koruyucu ekipmanlara sahip olması bir ayrıcalık mıdır?
Terfilerin liyakat ve sınav temelinde yapılmasını istemek yanlış mıdır?
Kamu kurumlarında istihdamların açık, şeffaf ve denetlenebilir olması neden tartışma konusu haline gelir?
Bunlar yalnızca EL-SEN’in soruları değildir.
Bunlar hepimizin sorularıdır.
Eğer ben elektrik faturasını ödeyen yurttaşsam, bu soruları yüksek sesle sorarım. Cevabını da beklerim.
***
Dolayısıyla KIB-TEK’te yaşananları “sendika ile yönetim arasındaki kavga” diye küçültmek, meselenin özünü kaçırmaktır.
Meselenin özü, elektriğe fahiş ücretler ödeyen yurttaşla, sorulara cevap dahi veremeyen kurum yönetimi arasındadır.
***
Daha birkaç gün önce KIB-TEK’in yıllardır kamuoyuyla paylaşılmayan mali raporları gündeme geldi.
EL-SEN, 2021’den 2025’e kadar olan denetlenmiş mali raporların kamuoyuna açıklanmasını istedi. KIB-TEK yönetimi ise hesapların ilgili kurum ve dairelere gönderildiğini açıkladı ancak raporları kamuoyuyla paylaşmadı.
Kurum eğer halkın kurumuysa, halk neden hesaplarını göremiyor?
“Veremeyeceğimiz hesap yok” demekle, sadece siz birilerini kandırırsınız…
Hesapları yayımlarsınız.
Belgeleri ortaya koyarsınız.
Denetimi gösterirsiniz.
Rakamları herkesin önüne koyarsınız.
O zaman tartışma biter.
Hesabı verirsiniz… Gerisi lafügüzaf!
***
KIB-TEK emekçisi Arif Özkıraç’ın iş kazasında yaralanması ve yoğun bakımda bulunması, bu tartışmayı artık soyut bir sendikal talep olmaktan çıkarmış durumda.
Türk-Sen Başkanı Arslan Bıçaklı, kurumda geçmişten bugüne iş güvenliği konusunda ciddi gerilemeler yaşandığını savunurken, EL-SEN de gerekli koruyucu ekipman ve tedbirler alınmadan çalışmaya dönülmemesi gerektiğini söylüyor.
Ha şunu da söyleyeyim; Bir işçinin ağır yaralanması veya hayatını kaybetmesini bekledikten sonra önlem almanın adı yönetim değildir.
Önlem, kazadan önce alınır.
***
Tüm bu yaşanan gelişmelerin ışığında, şimdi zaman, KIB-TEK’e sahip çıkmak ve burada doğru çalışan bir yönetimi ve tıkır tıkır işleyen bir yapıyı kurmak zamanıdır.






