1. YAZARLAR

  2. Serhat İncirli

  3. İnsan, sahip olmadığı bir niteliğe sahte diploma ya da unvanla sahip çıkabilir mi?
Serhat İncirli

Serhat İncirli

İnsan, sahip olmadığı bir niteliğe sahte diploma ya da unvanla sahip çıkabilir mi?

A+A-

Bir insan neden sahte bir unvanın, sahte bir diplomanın ya da gerçekte sahip olmadığı bir akademik sıfatın peşinden koşar? 

-*-*-

Kişisel hırs mı?
Psikoloji bilimi ile alakalı bazı kompleksler mi?

-*-*-

Açıklamak çok kolay değil elbette… 

-*-*-

Ama gayet açıktır ki, içinde yaşadığımız toplumda, “Prof” veya benzeri akademik unvanları taşımak – bilim yaparak insanlığa hizmetin dışına çekilebilmektedir…

-*-*-

İnsan, sahip olmadığı bir niteliğe diploma ya da unvanla sahip çıkamaz ki!
Hele o diploma sahteyse!

-*-*-

Peki, bir insan mesela geçtiğimiz gün sahte diploma nedeniyle 5 yıl hapse mahkum edilen kardeşimiz, neden bir niteliğe sahipmiş gibi görünmeye ihtiyaç duymuştur?

-*-*-

Bu sorunun cevabını vermek, elbette sosyologların, psikologların, psikiyatristlerin işidir… 

-*-*-

Korku!
Ne korkusu?
Bilgi ve becerilerim acaba yeterli mi korkusu?
Kişi, kendini yetiştirmek yerine, unvanlara sığınabilir… 

-*-*-

Yani bir kişi, diploma elde ederek, master, doktora gibi “başarmadığı dersleri başarmış gibi gösterip”, eksik olduğunu düşündüğü durumunun görünmesini gizlemeye çalışabilir!

-*-*-

Neden?
Neden sahte master diploması?
 
-*-*-

Ne yazık ki içinde yaşadığımız toplumda, diplomalara ve makamlara önem verilir!

-*-*-

Ne bilin be vordo sen?
Unvanıma bak!
Doçent Dr. danışman, yazar, çizer, okur, böler, çarpar!

-*-*-

Yaptığın işi görelim!
Unvanlarını değil!

-*-*-

Haaa doktor, profesör, mühendis ya da uzman olarak anılmak, bazı insanlara kendilerini daha değerli hissettirebilir.

-*-*-

Sorun, unvan istemek değildir. Sorun, o unvanın gerektirdiği emeği vermeden onun sağladığı saygınlığı elde etmeye çalışmaktır…

-*-*-

Bence Fatoş Ünal burada hata yapmıştır!

-*-*-

Belki de çok başarılı bir butik işletmecisiydi!
Daha da başarılı olabilirdi!

-*-*-

Yetmedi!

-*-*-

Güç ve çıkar elde etme hırsı öne çıktı!
Ve hata yaptı!

-*-*-

Bu hatayı yapan bir tek Fatoş Ünal değildi elbette… 

-*-*-

Sahte master diploması ile bir itibar arayışına girdi… 
Belki de daha fazla para kazanmak, hak etmediği makamlara yükselmek, kim bilir ülkedeki hükümet kadrosunda söz sahibi olmak gibi hedefleri de olabilirdi!
Vardı da belki!
Ama bunu – bu şekilde yapması doğru değildi!

-*-*-

Ve suç olarak saptandı!
Beş sene hapis yatmak bir yana; belki de Dünya’nın en iyi kalpli insanı bile olabilir ama kendisini tamamen dibe batırdı!

-*-*-

Sıkıntı sadece Fatoş Ünal ya da O’nun gibi olup da sahte diplomaya ihtiyaç duyanlarda değil!

-*-*-

Veren, nasıl ve neden verdi?

-*-*-

O diplomayı Fatoş Ünal’a verenler, sağlayanlar, yardımcı olanlar bunu neden yaptı?

-*-*-

Fatoş Ünal’ı çok sevdikleri için mi?
Çok saydıkları için mi?
Yoksa, Fatoş Ünal’ın var olan gücünden faydalanmak için mi?

-*-*-

Elbette suçu sadece diplomayı verenler ve alanlar işlemiş değil!
Toplumu da aklamamak lazım!

-*-*-

Ne yazık ki, toplumumuz, dürüstlüğe, doğruluğa, saflığa, temizliğe, çalışkanlığa, hesap verebilmeye, şeffaf olmaya değil, makama “yaş” çekmeye bayılıyor!

-*-*-

Bir insanın ne bildiğinden çok kim olduğu, ne yaptığına değil hangi sıfatı taşıdığına bakılan bir düzende, diplomalı bir görüntü cehalet gerçeğinin çok önüne geçebilir…

-*-*-

Elbette mahkeme, bu sahteciliği çok iyi okudu!
Ve cezasını kesti!

-*-*-

Bir doktor arkadaşıma sordum; “neden sahte unvan?”…
Dedi ki özetle; “… Bazılarımız, hayat boyu küçümsenir veya küçümsendiğini sanır… Yeterince takdir görmez… Bazı makamlara gelir ama hakkıyla gelmediğini ya bilir ya da öyle olduğunun düşünülmesini istemez… Başkalarından geri kaldıkları hissine kapılırlar ya da geridirler… Diploma ile alacakları unvan, komplekslerinin telafisi gibidir… 

-*-*-

Fatoş Ünal, başarılı biri miydi?
İyi veya kötü, evet başarılı olabilirdi… 
Ama O’na belli ki mesela mağaza işletmeciliği yetmemiş olabilir… 
Doğaldır tabii ki!

-*-*-

Başka alanlarda, örneğin siyasette de başarılı olmak isteyebilir!
İstemiştir de!
Seçimlere girmiştir ve “Kadın Kolları Başkanı” unvanı kazanmıştır!
Kendisine “başkan” dedirtmiştir!

-*-*-

Peki başarılı olmuş mu?
Yoksa başarılı görünmeye ihtiyaç duyduğu için hapsi boylamış mı?

-*-*-

Keşke, (bana göre), “herkes beni büyük görsün”le uğraşacağı kadar; yani başarılı görünmeye çalıştığı kadar, başarılı olmak için kendini geliştirmeyi deneseydi!

-*-*-

Çünkü unutmayın; “… başarılı olmayı istemekle, başarılı görünmeye ihtiyaç duymak aynı şey değildir”.

-*-*-

Kitaplar diyor ki; “… bazı insanlar için olmak, görünmekten daha zor; emek vermek, taklit etmekten daha zahmetlidir.”

-*-*-

Sarı Saruhan’a taktım kafayı… 
Ne güzel bir özdeyiş değil mi Sarı Saruhan!

-*-*-

Oysa, tüm Dünya’da gerçek uzmanlıklar, yıllar süren çalışma ister… 

-*-*-

Düşünün, şu anda sol elinizi sallayın, milletvekili adayına vurursunuz!
Sağ da sallayın, her yan profesör dolu!

-*-*-

Hakkıyla alan yok mu?
Olmaz olur mu?
Tabii ki onları tenzih ederim!

-*-*-

Bir sözdeyiş daha; “… Bazıları bir unvan kazanmak ister; bazıları ise o unvanın sağlayacağı itibarı hak etmeden elde etmek.”

-*-*-

Sonuç: Bir kişi, sahip olmadığı bir sıfatla toplumda yükseliyor, güven kazanıyor ve makam elde edebiliyorsa yalnızca o kişinin davranışını değil, o davranışa imkân veren sistemi de sorgulamak gerekir…

-*-*-

Bence Fatoş Ünal, gerçekte kim olduğunu kabullenemedi… Başkaları beni kraliçe sanmalı, öyle bilmeli” diye planladı! 

-*-*-

Askerliğimi yedek subay olarak yapmıştım… 
Biraz da uzadı falan… 

-*-*-

Terhis olur olmaz seferberliğe çağırdılar…

-*-*-

Bir yıldızla, teğmen olarak terhis olmuştum… 
Gittim bir bakkaldan üsteğmen rütbesi satın aldım, omuzuma taktım… 

-*-*-

Seferberliğe gittim, eski komutanlarımdan biri, “Ne iş Serhat teğmen, iki yıldız var omuzunda?” diye sordu!
“Komutanım seneye de seferberliğe çağırırsanız, üç yıldızla geleceğim” dedim; “git adam gibi rütbeni tak da gel” dedi!

-*-*-

Emredersiniz komutanım!

-*-*-

Aynı şey mi?

-*-*-

Değil ama; bu alemde, askeri rütbe gibi olmalı bazı yükselmeler!
Öyle git bakkaldan rütbe satın al, omuza tak!
Olmaz ki!

-*-*-

Sonra da vay beni cezalandırdılar, haydi hısım akrabam, herkese saldırın; gazeteciler en büyük suçlu, onlara şişe de savurun!

juju.jpg

Bu yazı toplam 323 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar