1. HABERLER

  2. KÜLTÜR & SANAT

  3. “Başkasına ait olan bir şeyin sizde olması mümkün mü?”
“Başkasına ait olan bir şeyin sizde olması mümkün mü?”

“Başkasına ait olan bir şeyin sizde olması mümkün mü?”

“Başkasına ait olan bir şeyin sizde olması mümkün mü?” Bu soru aslında, “bilinçli şekilde yapılmamış” bir hırsızlığın yanıtını arıyor olabilir mi?

A+A-

Ertuğrul SENOVA

Bu soru aslında, “bilinçli şekilde yapılmamış” bir hırsızlığın yanıtını arıyor olabilir mi? Örneğin bir alkol masasında, bir başkasına ait olan çakmakla kendi sigaranı yakarsın, sonra bilinçsizce cebine atarsın. Çakmak artık sende. Esas soru, bir sonraki görüşmeye kadar çakmağı saklayıp saklamamak ve verip vermemekle alakalı…

Aslında Kıbrıs adasındaki “başkasına ait olan bir şeyi, izinsiz şekilde kullanmak” konusu oldukça karmaşık. Üzerine yüzlerce insanın tartıştığı, komisyonların kurulduğu hatta farklı ülkelerin karar merci haline geldiği bir konu… En başta sözünü ettiğim soruyu sormaktan oldukça uzak, maneviyattan çok maddi açıdan değerlendirilen bir konu.

Ancak bu soruyu samimiyetle soran bir oluşum var: Famagusta New Museum.

Famagusta New Museum, Taşınmaz Mal Komisyonu gibi evleri değil; evlerin içerisinde kalan, unutulan veya unutulmak zorunda kalınan küçük nesnelerin, potansiyel sahiplerine ulaşması adına bir misyon üstlenmiş durumda. Bunu, “Lost and Found” adında bir platformla gerçekleştirmeyi planlıyorlar. Evet, geçiş noktalarının açılmasının üzerinden 20 yıl geçti ancak şimdiden onlara ulaşan ve evlerinde 50 yıldır sakladıkları nesneleri gerçek sahiplerine ulaştırmak isteyen insanlarla karşılaştılar…

Bahsettiğim oluşum, sadece bu misyonu üstlenmekle kalmıyor; aynı zamanda, geçmişle ilgili “gerçekleri” hatırlatıyor… Örneğin “kargayla” beraber Mağusa’nın sembolünün “portakal” olması gibi. Hatta düzenledikleri festivalin logosunu bile portakal yaparak, geçmişin gerçeklerine işaret etmişler…

Famagusta New Museum’un koordinatörleri Nurtane Karagil ve Eralp Kortaç ile oluşumun hikayesini konuştuk…

fama-3.jpg

“Sınırları olmayan bir oluşum”

Ertuğrul Senova: İlk olarak Famagusta New Museum’un hikâyesiyle başlayalım... Bu fikir nasıl ortaya çıktı?

Nurtane Karagil: Yiannis Toumazis’in kurgusundaki ihtiyaç üzerine bu fikir ortaya çıkar. Ortada yaşanılamayan bir şehir var... Bu kişi sanat pratiğini küratör olarak da incelemiş bir insandır. Toplumun, sanatla iyileşebileceğinin farkındadır. Eğer sanatın içinde bir insansan, Kıbrıs konusunda çözmen gereken çoğu meseleyi sanat üzerinden kolay şekilde atlatmışsındır. Kollektif bellek, araştırmalar, multi disiplinli bir kurgudur. Bu proje kişisel bir kaygıdan yola çıksa da topumun ve dünyanın ihtiyacı olan bir yoldan ilerler.

Eralp Kortaç: Sınırları olmayan, Mağusa bölgesini tek bir alan olarak gören bir oluşumdur.

Eralp Kortaç, yurtdışında olması nedeniyle röportaja online olarak katılıyor... 

Nurtane Karagil: İsminde Mağusa var çünkü kendisine alan ve temel olarak şehri kullanır, içinde müze kelimesi var çünkü müze gibi çalışır, ama bildiğiniz bir bina gibi müze değil. Geleneksel müzelerin görevi olayları tarih sıralamasına sokarak bir şeyleri sergileyip, onun üzerinden pratik geliştirmek gibi bellek çalışmaları yaparak ilerlemektedir. Bu müze, şehri canlı şekilde ele alır, müze bir binadan bağımsız performatif bir şekilde canlı şekilde ortaya çıkar. Herhangi bir duvara, kapsüle ihtiyacı yoktur. Geçmiş hakında konuşur ama şehri kullanarak bir öteye varabilir...

 

“Geçmişle uğraşmak zorundayız çünkü geçmişle uğraşanlar çok da güzel uğraşamadı”

Ertuğrul Senova: Amaç geçmişle yüzleştirmek mi, unutulanı hatırlatmak mı?

Nurtane Karagil: Esas amaç geçmişi onarmak değil, gelecekle bir şeyler kurgulayabilmek. Yaşadığımız alanda geçmişin kurgusu her zaman tek taraflı ve saldırılan yerden oluşturulduğu için geleceğe varmadan geçmişi biraz toparlamak durumundayız. İki tarafın da yıllarca yaptığı yanlışlar var. Burada bulunan tüm demirbaşlar, kurumlar aslında seni kışkırtarak yerinde saymana ve bir sıkışıklığa itecek politikalar güdüyor. Bu yüzden geleceğe varabilmek adına önce geçmişte yapılan sıkıştırılmışlığı düzeltmek zorunda kaldık. İlk amaç geçmişle uğraşmak değil. Ama geçmişle uğraşmak zorundayız çünkü geçmişle uğraşanlar çok da güzel uğraşmadı…

fama-2.jpg

“Maraş denince insanların aklına hep mitler geliyor… Ama o bölge, Kıbrıs’ın en önemli sanatçılarının bazılarını üreten bir bölgeydi…”

Eralp Kortaç: Mağusa veya Kıbrıs’ın geçmişi sadece savaş değil, onun öncesinde de savaşlar vardı. Geçmişle didişme nedenlerimizden biri bu. Bandabuliyadaki etkinlikte bunları ortaya çıkarmaya çalıştık. Delik plajı vardı örneğin, Mağusalının Surlariçi’nde yüzdüğü bir plaj... Şu anda bunu kaç kişi biliyor? Buna benzer konularda bilgisi olan insanlarla çalışmak bunları aktarmak bizi iyi hissettiriyor. Mağusa ile ilgili veya Kıbrıs ile ilgili arşivsel olarak bilinen çok az şey var. Dünyanın farklı şehirlerinde, o şehirlerin geçmişindeki gündelik yaşama dair çok fazla şey bulabilirsiniz... Kitaplar, şiirler, şarkılar, gündelik yaşamdan kesitler...  Ama bize baktığımızda bu yok. İşte tam da bu yüzden bir dijital arşiv işine girdik. Çünkü Mağusa ile ilgili yapılmış çok şey var, çok sanatçı var. Örneğin Maraş'la ilgili bahsedildiğinde sadece çok zengin insanlardan, Sophia Laouren’in evinden, yani şehir efsanelerinden, mitlerden söz ediliyor. Ama, Kıbrıs’ın en önemli sanatçılarını üreten şehirdi. En azından bazılarını üreten şehri. Yine sinema geçmişi, tiyatro geçmişi... Bunları ön plana çıkartmak ve aynı zamanda da artık bu iki toplumlu söyleminin dışına çıkıp çok toplumlu söylemini birazcık ön plana geçirmek olacak bir sanaki amaç. Çünkü Mağusa’da yaşayan Maronitler de vardı, Ermeniler de... Başka toplumlardan insanlar da vardı. Ama sürekli sadece Kıbrıslılar arasında geçmiş bir şehir gibi olarak konuşuluyor... Amacımız biraz da bu kalıpların dışına çıkmak. Geçmişe bakarak, geleceğe bir şeyler diyebilmek...  

Ertuğrul Senova: Mağusa dediğimizde aslında çok büyük bir alandan söz ediyoruz. Örneğin Mağusa, Salamis yolundan Suriçi bölgesine kadar olan kısmı kapsamıyor. Sizin projeniz için Mağusa’nın sınırları nereye kadar uzanıyor?

Eralp Kortaç: Bizim için Paralimni’den Tatlısu’ya kadar olan kısım Mağusa’dır. Ama bu müzenin duvarları yok. Yani burada yaşanmış herhangi bir konu, dünyanın farklı bir ucunda yaşanan bir başka konuyla bağlantı kurabilir. Örneğin bizim yaşadığımız savaş ya da bölünmüşlük sadece Kıbrıs’a özgü bir olgu değil. Dünyanın her yerinde benzer sorunlar yaşanıyor...

 

Famagusta New Museum’un dalları…

“Sound mapping, arşiv, kayıp anılar platformu, kamp ve festival”

Ertuğrul Senova: Famagusta New Museum, kendi içinde farklı dallar barındırıyor. Bu dalları biraz açabilir misiniz? Örneğin benim en fazla dikkatimi çeken, “Kayıp Anılar Platformu” oldu...

Nurtane Karagil: Ses yerleştirmeleri, arşiv, kayıp anılar platformu, kamp ve festival... Famagusta New Museum’un barındırdığı kapsamlı çalışmaları bu şekilde sıralayabiliriz. Ses haritalarından başlayacak olursak , ses, aslında mekana farklı bir gerçeklik katıyor. Yani örneğin Mağusa’nın, hatta Kıbrıs’ın gerçek hikayesini tek bir kaynaktan objektif bir şekilde dinleyemiyoruz. Hangi bölgeden dinlersen, o bölgenin kurallarına uyan bir hikaye dinlersin. Kimse sana doğru söylemez gibi bir durum var. Ama ses, sınırı olmayan bir şeydir. İlk ses haritasında 2021 yılında Buffer Fringe Performance Art festivalinde gerçekleştirdik. Sanatsal bir pratikti. Bunun da çok reklamını yapmadık, güvende tutmak istedik. İki adet Varosha’da, iki tane de Suriçi’nde var.

fama-4.jpg

“Sosyal medyada Kormacit yazınca ‘Rum köyü’ isminde bir lokasyon çıkıyor”

Eralp Kortaç: Bir diğer çabamız da kamplar. Geçtiğimiz yaz Kormacit’te gençler için bir yaz kamp yaptık. Orada da yine barış eğitimi odaklı alan üzerinden ilerledik. Bu konuda uzman barış eğitimi üzerine emek veren çok değerli isimlerle çalıştık. Kormacit’te 2-3 gün geçirdik. Maruz kaldıkları her şeye rağmen orada yaşayan bir toplum var. Ve bizim için Kormacit bir açık hava müzesi gibi ele alabileceğimiz barışçıl bir yaşam pratiğine sahip bir alan da aynı zamanda. Orada insanların nasıl yaşam sürdüğüne gençlerin şahit olmasını istedik. Yerli halkla tanıştık, yerli kişilerle kültürel bir tur yaptık. Bu tur, bir tarihi eser turu değildi, köylülerin içine katılarak, konuşarak, kahvedeki insanlarla vakit geçirerek, bir yerlinin evine gidip yaptığı limonatadan içerek bir tur gerçekleştirdik. Çünkü, özellikle adanın güneyine geçemeyenler için Kormacit, bir fantezi haline getirilmiş. Sosyal medyada Kormacit için “Rum köyü” diye lokasyon çıkıyor. Bu durumu gençlere göstermek istedik. Burada her şeye rağmen bir yaşam var. Kaçmayan insanlar , yaşadığı alana emeğini esirgemeyen bir topluluk var…

 

“Festival, özetimiz oldu”

Nurtane Karagil: Bir diğer hayalimiz olan festival var. Yaklaşık 1 ay önce festivalimizi düzenledik. Mağusa’nın geçmişinden ve şimdisinden pek çok insan katıldı. Festival biraz özetimiz gibi oldu. Ses yerleştirmelerini ekip halinde yaptık, insanlara hikayeler verdik, yürüyüşler yaptılar, panellere katıldılar. İki İtalyan fotoğrafçının yıllardır Kıbrıs'ta sürdürdüğü ve şu an bir kitaba dönüşen de Atlas of the Countries that Don't Exist'le ilgili bir konuşma yapmalarını istedik şarkıların hikayelerini dinledik… Kısacası dinleme paylaşma ve öğretme üzerineydi.

 

Kayıp Anılar Platformu… “Başkasına ait olan bir şeyin sizde olması mümkün mü?”

Eralp Kortaç: Bir diğer uğraşımız da Lost and Found. Türkçeye “Kayıp Anılar Platformu” olarak çevirdik. Dijital anlamda yürüttüğümüz projelerden diğeri de dijital arşiv ve müze… Kayıp Anılar Platformu’nun lansmanını yaptık ve şimdiden birkaç kişi bize yazdı. Fotoğraflar gönderdiler, bilgiler gelmeye başladı.  Bunları nasıl internette güvenli bir şekilde sunabiliriz? Nasıl sahiplerine ulaşabiliriz? Daha çok insana nasıl ulaşabiliriz? Çünkü bazı insanlar 50 yıl sonra kim ne verecek gibi bir yaklaşımda... İnsanlar farkında değil ki, 2003'den beri geçişler var ama hala daha hiç geçmemiş olan kişiler var. Yani üstüne elli yıl geçmiş olmasına rağmen hala daha yapılacak çok şey var. İnsanlara eski, onlara ait olan şeylerini buluşturmak gibi bir misyon geliştirdik.

Ertuğrul Senova: Lost and Found konusuna biraz daha derinden bakmak istiyorum… Örneğin birinin size yalan söylemediğini nasıl anlayacaksınız? Platformdaki nesnenin kendisine ait olduğunu iddia eden kişi, sizi nasıl ikna edecek?

 

“50 yıl boyunca saklanan bir nesneyi çalmak istemezdim…”

Eralp Kortaç: Eğer bir fotoğraftan söz edeceksek, anlamak kolay olacak. Zaten platforma yüklenene nesneyle ilgili bir başvuru formu doldurmak zorundasınız. Orada önemli sorular var. Nerede bulundu, nasıl bulundu gibi sorular… Ayrıca biraz insanların iyi niyetine güveneceğiz… İnsanların, kendilerine ait olmayan bir şeyi onlarınmış gibi almaya çalışmasını, çalmak istemesini düşünmek istemiyorum. Bu hassas bir konu. Düşünün ki 50 yıl boyunca saklanan bir nesneyi çalmak istemek… Ben olsam bunu yapmak istemezdim.

 

“50 yıl önce bu eve yerleştim, senin eşyanı buldum, sakladım, çöpe atmadım, değer verdim… Şimdi de sana geri vermek istiyorum. Bu tamamen insani bir duygu”

Nurtane Karagil: Ben bu konunun aslında sahipler arasında çözüleceğini düşünüyorum. Çünkü 50 yıl öncenin nesnelerinden söz ediyoruz. O dönemde mahallecilik vardı, toplum daha küçüktü, herkes birbirini bilir ve tanırdı. O dönemde çok basit bir yaşam stili vardı. Köy belli, ev belli, nereden kaçtığın, bıraktıkların belli… Aslında hikâye ortada. Aslında özünde ulaşmamız gereken konu şu; ben 50 yıl önce bu eve yerleştim, senin eşyanı buldum, sakladım, çöpe atmadım, değer verdim… Şimdi de sana geri vermek istiyorum… Bu tamamen insani bir duygu. Binlerce başvuru almamızı ya da altınlar, gümüşler verilmesini beklemiyorum. Örneğin bir otel anahtarı var. Otel belli, sahibi belli…

Ertuğrul Senova: Peki anahtar dışında başka ne gibi nesneler size ulaşmış durumda?

Eralp Kortaç: Anahtarlık, abajur, çatallar ve bir inşaatta bulunan bir fotoğraf var.

fama1.jpg

Eralp Kortaç, yurtdışında olması nedeniyle röportaja online olarak katılıyor... 

Bu haber toplam 1981 defa okunmuştur