1. YAZARLAR

  2. Kutlay Erk

  3. KKTC Merkez Bankası’nın Açıkgözlüğü!…
Yücel Vural

Yücel Vural

SALAMİS TARTIŞMALARI

Erdoğan’dan 20 Temmuz mesajları

A+A-

Türkiye’nin devlet ve hükümet başkanı sayın Erdoğan, müjde vermek için geldiği Kıbrıs’ın kuzeyinde sadece önemli mesajlar iletmekle yetindi.

Kimi mesajlar açık, kimisi ise üstü örtülüydü.

Kimi mesajlarını inanarak, kimilerini de büyük tereddütler eşliğinde verdi.

Halbuki gelişinin haftalarca öncesinde, hem Kıbrıs’ın kuzeyi için önemli bir müjde vereceğini ilan etmiş hem de uluslararası topluma yönelik önemli mesajları olduğunu ima etmişti.  

Bu nedenle çeşitli kesimlerde farklı beklentiler yaratılmıştı.

Ama beklenen olmadı. Müjde yoktu!

Erdoğan Maraş’ın artık Kıbrıs Türk yönetimi altında açılacağını ilan etmediği gibi, KKTC’nin bazı devletler tarafından tanınacağını ya da KKTC’yi de içine alan Türki-İslami bir işbirliği adımını da müjdelemedi!

Şimdi kamuoyu için en azından iki konu önem taşımaktadır:

Erdoğan, (her neyse) müjdeyi niçin vermedi veya veremedi? Bunda hangi unsurlar etkili oldu?

Müjde dışında, uluslararası toplumu, Kıbrıs’ı  ve Türkiye’yi ilgilendiren önemli mesajları nelerdi?

Birincisinden başlayalım.

Erdoğan’ın Kıbrıs’ın kuzeyine gerçekleştirdiği ziyaret öncesinde neler olmuştu?

  • Erdoğan-Biden görüşmesi:

Bu görüşmenin içeriği karanlıkta kalmaya devam etmektedir.

Bilinen tek şey, tarafların temel anlaşmazlık konularında bir uzlaşmayı ilan etmedikleridir. Ayni zamanda bu konuların teknik komitelere havale edildiğini biliyoruz.

Yani en başta Türkiye’nin NATO yükümlülükleri (S400 meselesi vs), ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde bulunan Kürt silahlı gruplarına verdiği askeri-siyasi destek, Türkiye’nin zayıf demokrasi karnesi ve Doğu Akdeniz’de yaşanan krize ilişkin konularda Türkiye ve ABD karşı karşıya olmaya devam etmektedir.

Bu karşıtlaşmanın, Türkiye için bir dizi bunaltıcı ekonomik-siyasi sonuçları olmaktadır.

Erdoğan’ın Kıbrıs’ın kuzeyine yaptığı ziyaret bu koşullarda gerçekleşti.

Erdoğan’ın aklının Biden’la yaptığı görüşmede olması için çokça neden vardı.

Zaten bunu söylemekten de çekinmedi.

  • AB’nin ve diğerlerinin iki devletli çözüm macerasına gösterdiği tepkiler:

Bazılarının ‘arazide güçlü olursak, masada da güçlü oluruz’ önermelerine değer veren Erdoğan’ın Kıbrıs için öngördüğü iki-devletli çözüm macerasının artık çıkmaz yolda olduğu açıkça sırıtan bir gerçeklik haline gelmişti.

Önceleri, kendi rolünü sadece toplumlararası müzakereleri desteklemek şeklinde tanımlayan AB, bu iki devletli çözüm ısrarından sonra var gücüyle ve aktif bir şekilde KıbrıslıRumlar’ın yönetimindeki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin etrafında kenetlenmiştir.

Dahası, süper bir güç olan ABD ve Mısır ve İsrail gibi etkili bölge ülkeleri de benzerini yapmaktaydı.

Erdoğan, Cumhuriyet Meclisi’nde yaptığı konuşmada, iki-devletli çözüm talebi karşısında gerek ABD’nin gerekse AB’nin rahatsızlıklarını üst perdeden bildirdiklerini ve buna karşı bir girişim içinde olduklarını söylemekten çekinmedi.

Erdoğan Kıbrıs’ın kuzeyine uçarken aklında, başta AB olmak üzere, tüm dünyanın karşı çıktığı iki devletli çözüm modeli vardı. Ne yapmalıydı?

Zaten, Doğu Akdeniz’de askeri gerginlik yaratmama sözü verildiği Yunanistan başbakanı tarafından açıklanmıştı!

Müjde açıklayacağını ilan eden lider, zorlukları dile getirmekteydi!

  • Türkiye iktidarının zayıflıkları:

Kendini ‘Organize Suç Örgütü Lideri’ olarak tanıtan Sedat Peker’in yaptığı itiraflar, ihbarlar ve açıklamalar Türkiye’de hükümete olan güveni derinden sarsmış, iktidar partisi içinde bile yaygın kuşkuların oluşmasına neden olmuştu.

Alternatifsiz olduğunu düşünen iktidarın, Sedat Peker’in ortaya attığı iddialar hakkında ağzını bıçak açmıyor!

Sedat Peker’in iktidar cephesinde yarattığı çatlaklıklar sadece meselenin bir yüzü olarak karşımıza çıkıyor.

Ama, TC içişleri bakanı Süleyman Soylu’nun  açıkladığı ‘meselenin öteki yüzü’ Türkiye lideri ve iktidar partisi için daha da kaygı vericidir.

Süleyman Soylu, Sedat Peker olayını ‘Erdoğan’a karşı uluslararası bir operasyon’ olarak tanımlamıştır.

Tüm belirtiler Süleyman Soylu’nun tespitini haklı çıkartacak niteliktedir.

‘Uluslararası operasyon’ tehdidi altında olan bir liderden siz hangi müjdeyi bekleyebilirsiniz?

  • Kapalı Maraş macerasının çıkmaz sokağı:

Önceleri vakıf malıdır, KKTC’nin egemenliği altındadır gibi söylemlerle yaklaşılan kapalı Maraş olayında da Türkiye liderini rahatlatacak bir gelişme yaşanmamıştır.

Konuya adım adım  yaklaşarak, Kapalı Maraş bölgesinin Kıbrıs Türk yönetimi altında açılabileceğini umanlar uluslararası toplumun artarak devam eden tepkisi karşısında yeniden düşünmek durumunda kalmıştır.

Sadece AB değil, BM Güvenlik Konseyi de, deyim yerindeyse, Kapalı Maraş’ta yaprak kıpırdasa tepki vermekteydi!

O nedenle Erdoğan frene basma ihtiyacı hissetti, hedef küçülttü ve bu konuda kendi izini kaybettirmeye çalıştı.

Bu konuda müjdeyi sayın Tatar vermeliydi!

  • KıbrıslıTürk muhalefeti ve sivil toplumun tepkisi:

Kıbrıs’ın kuzeyinde kurulu muhalefet partileri gerek BM parametrelerinin terkedilerek iki devletli çözüm dayatmasında bulunulması gerekse Türkiye’nin KıbrıslıTürk toplumunu hiçe sayan tutum ve davranışlarını bardağı taşıran son damla olarak değerlendirmekteydi.

İlişkiler kırılma noktasındaydı.

Muhalefet için, Cumhuriyet Meclisi’nde bir emrivakiyle karşılaşmak artık an meselesiydi.

Erdoğan’in konuşma yapacağı meclis oturumunun muhalefet partileri tarafından boykot edilmesi, Erdoğan’ın pek de beklediği bir gelişme değildi.

Sivil toplum ise zaten ‘KıbrıslıTürk toplumunun varoluş’ meselesinde direnişe geçmişti.

Sayın Erdoğan Kıbrıs’ın kuzeyine gelirken ve mecliste konuşurken aslında KıbrıslıTürklerin sahnede olmadığının farkındaydı.

 Kıbrıs’ın kuzeyinde gördüğü manzara pek de iç açıcı değildi ve önceden yaptığı saptamalar doğrultusunda hareket etti.

Söylemek istediğini söyleyemedi veya söylemek istemedi.

Ama bir müjde gerekliydi: Yeni meclis binası ve her milletvekiline ‘geniş bir çalışma odası’!

Sayın Erdoğan’ın beklenen müjdeyi vermemesi söylediklerini anlamsız kılmıyor. Tam tersine önemli şeyler söyledi.

Sadece en önemlilerini kısaca ele almamız, Erdoğan’ın 20 Temmuz ziyaretinin anlamını kavramamıza yeterli olacaktır:

1. ‘Türkiye’ye bağlı ve bağımlı olmak kaybettirmez’:

Türkiye, KıbrıslıTürkler’i federal bir çözümden uzak tutmak veya kendinin de sonrasında etkin söz sahibi olacağı bir Kıbrıs çözümüne ulaşmak için her türlü mali fedakarlıklarda bulunacaktır.

‘Sadece yollar ve diğer altyapı destekleri değil, başta Cumhurbaşkanlığı külliyesi ve yeni meclis binası olmak üzere gerekli kaynaklar ayrılacaktır.’

Millet Bahçesi’ni de unutmayın!

Bunun bir şartı var mıdır yoksa bu yardımlar karşılıksız mı yapılacaktır?

Evet her zaman olduğu gibi vardır: İki devletli çözüm modeline bağlı kalmak şartıyla mali destek verilecektir!

2. ‘İki devletli çözüm modeli KıbrıslıTürk lider Ersin Tatar’ın düşüncesidir! Türkiye sadece bu düşünceye destek vermektedir.’

‘KıbrıslıRumlarla ancak bu zeminde müzakere yapabiliriz!’

Yani ‘bana bu konuda niye yükleniyorsunuz’ demeye getirdi.

3. ‘Kapalı Maraş’taki açılım KıbrıslıTürk tarafının kararıyla yapılmaktadır! Türkiye sadece bu açılımı desteklemektedir.’

‘Bu konuda bir diyeceğiniz varsa adres sayın Tatar’dır’ demekten çekinmedi.

Dahası da var elbette:

‘Uluslararası toplum, Kapalı Maraş’ta mülkiyet haklarına saygı duyacağımızı lütfen kaale alsın ve attığımız bu küçük adımı tepkiyle karşılamasın’!

‘Biz, Kıbrıslı Rumların mallarına çökmeyeceğiz’!

‘Bakınız, ‘Kapalı Maraş Vakıf malıdır’ diyor muyuz’?

‘Kapalı Maraş’ı ‘kan döktük-aldık, geri vermeyiz’ de demiyoruz’!

4. ‘Kıbrıslı Rumlar federal çözüm taleplerinde samimi değiller!’

Elbette sayın Erdoğan, kimin bu konuda samimi olduğunu düşünmüş ve aklına, en başta, meclisteki konuşmasını boykot eden muhalefet partileri gelmiştir.

Böylece Erdoğan, ‘Federal çözüm KıbrıslıRum tezidir’ diyen milliyetçi-şoven çevreleri istemeden yalanlamış oldu.

5. ‘Kıbrıs sorununun çözümü konusunda, içeride ve dışarıda bir operasyon yapılmaktadır.’

‘İki devletli çözüm davasını içeriden çökertmek isteyenler, ortalığı karıştırmak isteyenler ve KıbrıslıTürklerle Türkiye arasına nifak tohumu ekmek isteyenler vardır’!

Yani hem uluslararası topluma ve Kıbrıslılara hem de Türkiye’ye dönük mesajlar var.

Erdoğan uluslararası topluma seslenerek ‘iki devletli çözümde ve kapalı Maraş’ın Kıbrıs Türk yönetiminde açılmasında ısrar eden sayın Tatar’dır’ diyor.

Yeni bir mesaj var yani:  ‘Tüm bunlardan beni sorumlu tutamazsınız’!

Türkiye kamuoyuna ‘ben milli Kıbrıs davasından vazgeçmedim’ diye sesleniyor.

KıbrıslıTürk toplumuna mesajı çok açık: ‘İki devletli çözümde ısrar edin, Türkiye’nin buna ihtiyacı vardır’.

Uluslararası toplumdan yoğunlaşarak gelmeye devam eden tepkiler, Erdoğan’ın ikna edici olamadığını, tam tersine, baskılara davetiye çıkardığını gösteriyor.

Ama bu 20 Temmuz ziyaretinden sonra çok dikkatli olmalıyız!

İki devletli çözüm ve Maraş’a girilmesinde KıbrıslıTürklerin ısrar ettiği Erdoğan tarafından duyurulduğuna göre kabak bizim başımızda patlayabilir.

Her ne kadar Türkiye yanımızda duracağını söylese de.

Bu yazı toplam 888 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar