Bir bebekten bir katil
Bu ülkeye bugüne kadar "tetikçiler" nereden geldiler?
Kundakçılar!
Soyguncular!
Kapkaççılar!
Ellerinde silah pusu kuranlar, bir yazarı sokağın ortasında vuranlar nereden geldiler?
Hepimiz biliyoruz değil mi?
Güneyden değil...
İngiltere ya da Almanya'dan da...
Biliyoruz değil mi nereden geldiklerini?
Hepimiz, bu şiddetin coğrafyasını da, o yolu döşeyen taşları da çok iyi tanıyoruz.
***
"Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim" demişti Rakel Dink.
Yıllar geçti, o karanlık daha da koyulaştı.
Şimdi kimileri "güvenlik sorunu için Türkiye'yle işbirliği yapacağız" diyor ya...
İyi de sorunun kaynağı orası ile kurulan ilişki modeli değil mi zaten...
Bağımlı, denetimsiz, sorgusuz…
Bugün "olur efendim, evet efendim" diyen bakanlar, Türkiye’den her gelene kapıları sorgusuz sualsiz açtıkları için o koltuklarda oturmuyorlar mı?
"Sen kimsin, cebinde kaç paran var, nerede kalacaksın" diye sormak ya da "bu ülkeye giremezsin" demek hadlerine mi, bir TC yurttaşına!
O koltuklarda oturabilme sebepleri, sorgusuz sualsiz ve talimatla yurttaşlık vermek, ikamet kolaylığı sağlamak, cezaları affetmek, kaçakları bağışlamak değil mi?
Şimdi bu gerçekleri bilecek ama susacak mıyız?
***
Yeniden söylüyorum bize son on yılın dökümünü çıkarsınlar lütfen!
Kim bu tetikçiler, nereden geliyorlar ve nereye gidiyorlar ve nasıl?
Bunu yapmazlar!
Çünkü şeffaflık, bu düzenin doğasına aykırıdır.
Ayrıca bir gerçeği daha konuşalım...
Adaya giriş sırasında insanları sorguya çekmenin uygulanabilirliği de yok.
Uçaktan inmiş yolcular ya da gemiden, herkes kuyrukta geçiş işlemi için bekliyor, siz orada uzun uzun sorgulama yapacaksınız...
Pratikte bu mümkün değil.
Peki ne mümkün?
Vize!
Buna gücünüz yetiyor mu?
Yok!
Dedim ya bunu dillendirmeye kalksalar bile o koltuklarda oturamazlar...
Çünkü vize demek; denetim demektir, "Benim evimin anahtarı benim elimde" demektir. Bunu dillendirdikleri an, o yaslandıkları koltukların altlarından çekileceğini bilirler.
***
Bir Avrupa Birliği ülkesine nasıl giriliyorsa aynı protokol uygulanabilir…
Üye olmayan ülke yurttaşı da “vizeyle” gelir.
Bir denetim sürecidir bu, bir kontrol, bir ciddiyet...
“Evet ama bizim Türkiye Cumhuriyeti’yle özel anlaşmalarımız var.”
O anlaşmalar değil mi bu sonucun sebebi?
Kimlik kartıyla giriş gibi…
Muhaceret, ikamet, yurttaşlık sorunları hep o özel anlaşmalar yüzünden değil mi?
Bu ülkede güvenliği değil, güvensizliği “garanti” eden bir düzen oluştu çünkü...
Çeteler çöktü üzerimize!
Şimdi sorarım size, 17 yaşında bir çocuğu, iki tabancayla sokağa salan, birilerinin üzerine süren ortam nasıl yeşerdi?
Hangi cesaret bu, hangi rahatlık, hangi cüret?
Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı ne zaman sorgulayacağız acaba? Ne zaman yüzleşeceğiz, kendi evimizin anahtarını başkasına teslim ettiğimiz bu düzenin gerçeğiyle...







