Lübnan yeni bir iç savaşa mı sürükleniyor?
Lübnan ile İsrail arasında 23 Nisan'da Amerika Birleşik Devletleri arabuluculuğunda gerçekleşen ikinci görüşmenin ardından taraflar arasındaki ateşkes üç hafta daha uzatıldı.
Ancak sahadaki gerçeklik, resmi ateşkes ve iki ülkenin yıllar sonra aynı masada buluşması gibi önemli diplomatik adımlara rağmen bu sürecin oldukça gerisinde seyrediyor.
Zira bir taraftan İsrail ateşkesi ihlal etmeyi sürdürürken, Hizbullah cephesinden de ateşkese bağlı kalınmayabileceğine dair güçlü sinyaller geliyor. Örgütün özellikle İran’dan gelecek olası bir yönlendirmeyi beklediği de konuşulan başlıklar arasında.
Bununla birlikte sınır hattının giderek “Gazzeleşmesi” [1], bir milyonu aşkın insanın yerinden edilmesi ve artan mezhepsel gerilim riski Lübnan açısından tabloyu daha da kırılgan hale getiriyor. Bu süreçte Lübnanlı karar alıcıların Hizbullah’la nasıl bir denge kuracağı ve ülkenin karşı karşıya olduğu çok katmanlı krizlerle nasıl baş edeceği konusunda ciddi bir belirsizlik hakim.
Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Joseph Aoun geçtiğimiz hafta yaptığı televizyon konuşmasında Lübnan’ın artık “kimsenin oyununda bir piyon, kimsenin savaş alanı olmayacağını” vurgularken, aslında İran'ın Hizbullah üzerindeki etkisine gönderme yaparak örgüt ile mücadele konusundaki güçlü siyasi iradenin altını bir kez daha çizdi. [2]
Ancak Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusunda Beyrut tarafından atılacak olası bir yanlış adımın ülkeyi ciddi bir mezhepsel çatışmaya sürükleme riski taşıdığını belirtmek lazım. İsrail ile müzakerelere karşı sert açıklamalar yapan Hizbullah'ın da Lübnan hükümetini bu konuda uyardığı biliniyor. [3]
Öte yandan İsrail’in de içte artan baskılarla birlikte Lübnan'a yönelik saldırıların dozunu yeniden artırarak fiilen işgal ettiği bölgeleri kalıcı bir tampon bölgeye çevirme çabasının, ateşkes sürecini sabote etmenin ötesinde, Hizbullah’ın “İsrail güvenlik değil toprak genişletmek istiyor” söylemini güçlendirerek Beyrut’taki yönetimi daha da etkisizleştirmesi söz konusu.
Nitekim, hatırlanacağı üzere 2006 savaşında İsrail’in ağır ve yıkıcı saldırıları, Hizbullah’ın “direnişin savunucusu” olarak görülmesine ve meşruiyet kazanmasına neden olmuştu.
Hemen belirtmekte fayda var: Hizbullah artık halk arasında eskisi kadar destek görmüyor ve askeri anlamda da kapasitesi ciddi şekilde zayıflamış durumda. Fakat İsrail'in saldırıları neticesinde çoğunluğu Şii kökenli yüz binlerce insanın yerinden edilmesi, Hizbullah’ın bu taban üzerindeki etkisinin tamamen çözülmesini engelliyor.
Dahası Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Dahiye’den göç eden bu nüfusun farklı mezhepsel grupların yaşadığı bölgelere dağılması, zaten kırılgan olan kamu hizmetleri üzerinde ek baskı yaratırken, Suriyeli mülteci varlığıyla birleşerek toplumsal gerilimleri daha da derinleştiriyor ve zamanla daha geniş çaplı bir mezhepsel çatışmaya evrilme riskini güçlendiriyor. [4]
Geçtiğimiz günlerde Yakın Doğu Enstitüsü tarafından düzenlenen bir etkinlikte konuşan Beyrut merkezli Levant Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (Levant Institute of Strategic Affairs) Direktörü Sami Nader’in de vurguladığı üzere, Lübnan’da iç savaşın mirası hâlâ mekansal ve toplumsal ayrışmalar üzerinden kendini yeniden üretiyor. [5] Belirli mahalle ve şehirlerin fiilen mezhepsel hatlar boyunca şekillendiği bu yapıda, İsrail saldırıları nedeniyle yerinden edilen ve büyük ölçüde Hizbullah’ın geleneksel tabanını oluşturan Şii nüfusun farklı bölgelere yönelmesi, bu hassas dengeyi daha da zorluyor.
Nader’e göre bu zorunlu yeniden yerleşim süreci yalnızca demografik bir kayma değil; aynı zamanda farklı topluluklar arasındaki gerilimi görünür ve daha kırılgan hale getiren bir dinamik. Yine Nader'in altını çizdiği üzere 2006 yılındaki savaş sürecinde farklı grupların birbirlerine yönelik sergilediği toplumsal dayanışma ise hemen hemen ortadan kaybolmuş gibi.
Lübnan hükümetinin ise gerek Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve rehabilitasyonu, gerekse farklı mezhepsel gruplar arasındaki bağların yeniden güçlendirilmesi konusunda ne askeri, ne ekonomik ne de siyasi anlamda böyle bir yükün altından tek başına kalkamayacağı ise bilinen bir gerçek.
Bir başka deyişle iç savaş riski adeta Demokles'in kılıcı gibi başının üzerinde sallanan Lübnan, uzun süredir siyasi istikrarsızlık, ekonomik çöküş ve toplumsal krizlerle boğuşuyor; İran büyükelçisini “persona non grata” ilan etmesine rağmen ülkeden çıkaramayan, Hizbullah’ı ise durduramayan bir devlet tablosu söz konusu.
Tekrar edelim: Aoun yönetimi, Lübnan devletinin ülkedeki tüm silah ve silahlı varlıklar üzerinde yegane yetki sahibi olması gerektiği yönünde siyasi iradesini ortaya koymuş durumda. Bu doğrultuda 2024'ten beri İsrail ile varılan anlaşmanın bir parçası olarak Lübnan Silahlı Kuvvetleri, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile birlikte ülkenin güneyinde Hizbullah’ın paramiliter altyapısını tasfiye etmeye çalışıyor.
Ancak Hizbullah’ın cephaneliğine zorla el koymanın çatışma riskini artıracağı endişesiyle kademeli bir yaklaşım benimseyen bu planın ve mevcut yapının yetersiz kaldığı artık birçok kesim tarafından dile getiriliyor.
Bu noktada Nader, 1970'lerden beri ülkede görev yapan UNIFIL’in ötesinde, daha güçlü bir uluslararası gücün — bir tür "Gönüllüler Koalisyonu"nun ("Coalition of the Willing") — devreye girmesi gerektiğini savunuyor.
Uluslararası toplum ise şu ana kadar Lübnan’a yönelik maddi ve siyasi desteğin artırılmasına odaklanmış durumda. Konu ile ilgili yapılan açıklamalarda Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve diğer aktörlerin ekonomik ve insani yardımları güçlendirmesi, aynı zamanda siyasi diyalog ve arabuluculuk çabalarını yoğunlaştırması gerektiği vurgulanıyor.
Sonuç olarak Lübnan, İran ile ABD-İsrail arasındaki bölgesel güç mücadelesinin gölgesinde, tarihinin en kırılgan dönemlerinden birinden geçiyor. Mevcut statüko, ülkeyi bir dış savaşın cephesi haline getirmekle kalmayıp toplumsal fay hatlarını da iyice görünür kılmış durumda.
Bu koşullar altında Lübnan’ın yeni bir iç savaşa sürüklenme ihtimali halâ kaçınılmaz değil; ancak giderek daha somut ve ciddiye alınması gereken bir risk haline gelmiş bulunuyor.
Kaynaklar:
[1] “Inside Israel’s Gazafication of south Lebanon”. New Arab. 18 Mart. https://www.google.com/amp/s/www.newarab.com/analysis/inside-israels-gazafication-south-lebanon%3famp.
[2] “Lebanon president says country is no longer a pawn amid Israel ceasefire”. Al Jazeera. 17 Nisan. https://www.aljazeera.com/news/2026/4/17/lebanon-president-says-country-is-no-longer-a-pawn-amid-israel-ceasefire
[3] “Hezbollah Threatens to Derail Israel Talks, Invokes 1983 Scenario”. Asharq Al-Awsat. 22 Nisan.https://english.aawsat.com/arab-world/5265187-hezbollah-threatens-derail-israel-talks-invokes-1983-scenario
[4] “Israel’s campaign against Hezbollah is raising sectarian tensions in Lebanon”. Tarek Abu Jaude. The Conversation. 31 Mart. https://theconversation.com/israels-campaign-against-hezbollah-is-raising-sectarian-tensions-in-lebanon-279593
[5] “Israel’s War on Lebanon: What next? with Prof. Sami Nader”. Yakın Doğu Enstitüsü. 21 Nisan. https://www.youtube.com/live/mWS--77qd1k?si=et1QL9jB-LUPhern&fbclid=IwZXh0bgNhZW0CMTEAc3J0YwZhcHBfaWQMMzUwNjg1NTMxNzI4AAEehtBB73Y_Kd2njGpiVRbMKLIehYQRwO4FoZssAZtTU0WsI0aioygWUaV7W_o_aem_K74NylqJa0Gz3q4VJ4Xw-A






