“Kayıplar Atlası…”
Rosalino LEVANTİNO/BİANET
Diktatörlüğün ilelebet silmeye çalıştığı izler, kayıp aileleriyle belgesel sinemanın işbirliğinden de güç alarak yavaş yavaş ortaya çıkıyor…
İktidara direnenlerin önce kaçırılması, akabinde öldürülmesi, delillere yönelik şiddetin bir parçası olarak izlerin silinmesi, bedenlerin gizlenmesi ve şahitlerin susturulması birçok rejim tarafından tatbik edilen malum taktiklerden.
İspanya’da diktatörlüğün terör stratejisi yürürlükteyken yüz binlerce insanın öldürülmüş olması bir yana, günün birinde belki de adalete hesap verme ihtimalini bertaraf etmek ve aynı zamanda muhalif halk kesimlerine yönelik “kayıp” işkencesini sürdürmek üzere katledilen insanların bedenleri gizlice toplu mezarlara gömülmüş. Doğru dürüst kaydı tutulmamış mevzubahis bedenlerin otuz bini aşan sayıdaki kısmı gene büyük bir gizlilik içinde ilelebet muhafaza edilmek üzere Valle de los Caídos (Şehitler Vadisi) anıtının ulaşılması neredeyse imkânsız dehlizlerine yığılmış.
Mevzubahis anıtta istiflenmiş on binlerce bedenin kalıntıları “meçhul” ifadesiyle gayet kötü şartlarda muhafaza edilirken adı 2022’den itibaren adı Cuelgamuros Vadisi olan anıtta sadece iki kişi adı ve soyadıyla mevcuttu: Diktatör Francisco Franco ve Falanj hareketinin kurucusu José Antonio Primo de Rivera.
Ancak geçtiğimiz yıllarda çıkabilmiş Tarihsel Hafıza Yasası’na atıfla, dönemin Başbakanı José Luis Rodríguez Zapatero’nun döneminde kazulet anıt dokunulmazlığını yitirmiş ve faşist liderlerin naaşları başka yerlere nakledilmişti.

“İğneyle kuyu kazmak…”
Derken yakınlarını kaybetmiş ve asla bulamamış insanların “iğneyle kuyu kazmaktan” farksız faaliyetleri daha emekleme safhasındayken sinemacı Manuel Correa uzmanlığını kullanarak sürece dahil olmuş. Kolombiya’da kayıplarını arayanlarla tecrübe kazanmış çok yönlü genç sanatçı Correa hem Forensic Architecture’ın desteğini alarak, hem de şahsen kurduğu Oficina de Investigación Documental ile dinamiğin hızlanmasını sağlamış. Etrafına topladığı coğrafyacılar, matematikçiler, araştırmacılar, mimarlar ve sanatçılara ilaveten tetkiklerde kullanılan dijital haritalarla, vatandaşların elindeki arşiv malzemesiyle, yepyeni adli teknolojilerin yardımıyla süreci hızlandırmış ve 8 yıllık bir çabadan sonra ortaya Kayıp Atlası (Atlas de la desaparicíon/Atlas of Disappearance) adlı belgesel çıkmış.
2026 İspanya, Norveç ortak yapımı 84 dakikalık ibretlik film dünya prömiyerini CPH:DOX 2026’da gerçekleştirdi ve ödüllendirildi.
“Sus, ses çıkarma!”
Franco rejimi sona erdikten sonra bile tabu muamelesi gören mevzulardan biri de kayıplardı.
Dinî otoritenin işbirliği kirli çamaşırların ortaya çıkmaması için günümüze kadar sürerken bürokrasiyi, siyasi otoriteyi ve hafızayı silme taraftarı olan halkın bir kesimini de bu dinamiğin bir parçası olarak görüyoruz.
Ağırbaşlı bir rapor üslubundaki çarpıcı belgesel bilimsel araştırmaların ciddiyetine paralel olarak ilerliyor, aradan bir veya iki nesil geçmiş olsa da kayıp yakınlarının hâlâ kanayan yaralarına asla duygu sömürüsüyle yaklaşmıyor.
Filmin büyük kısmında bir daha açılmamak üzere sandıklara tıkılmış kemiklerin, kafataslarının görüntüleri ve sanal yansımalarıyla karşı karşıyayız. Bilinçli olarak doğru dürüst tutulmamış kayıtlar, sayfaların yırtılmış olduğu defin kütükleri, basit bir sayıyla geçiştirilmiş hayatlar, sonsuza kadar sessiz kalması istenmiş ruhlar…
Kötülüğün sıradanlığı tüm gaddarlığıyla tekrar karşımızda, rejimi sorgulamadan işbirliğine girmekten çekinmemiş olanların laneti de sanki halen capcanlı.
Dehlizlerde, zar zor açılan kapakların arkasında, gizli bölmelerde, küflü kriptalarda, peş peşe, üst üste, alt alta dizilmiş sandıklara ve içindekilere günün birinde ulaşmak mümkün olacak mı?
Bu arada memleketin her tarafında bulunan toplu mezarlar tek tek ortaya çıkarılıyor, kayda alınıyor, kayıp atlası ihtimamla oluşturuluyor.
Sabır ve dirayet isteyen bu çetin mücadele muhakkak ki istikbalde meyvelerini verecektir…

(Kayıplar Atlası üstünde çalışanlar...)
Hakikate engel olmak ne mümkün!
Belgeselde istikrarlı şekilde kayıp yakınlarını arayanların aradan geçen süreye rağmen ne kadar kararlı olduğunu görüyoruz. Hem yönetmen, hem senaryo yazarı, ayrıca sinematografi ve montaj hanelerinde de adı geçen Correa çabalarına büyük destek sağlarken “meçhul”lerin her birine adını iade etme misyonunun bayraktarlığını da üstleniyor; kayıp insanların isimleri yüksek sesle okunuyor.
Susturulmak, unutturulmak istenmiş özgürlük savaşçıları sanki tekrar doğuyor, memleketin karanlık mazisi usul usul afişe ediliyor.
Yok edilmeye çalışılmış delillerin yerini kayıp yakınlarının aile arşivlerinde muntazaman sakladıkları mektuplar, fotoğraflar, küçücük hatıralar alıyor ve tünelin sonunda görülmesi beklenen ışığın müjdesini veriyor. Aradan nesiller geçmiş olsa bile sessizlikler yırtılıyor, devlet baskısı sonunda bertaraf ediliyor.
İktidarın megalomanisini ziyadesiyle temsil eden heyula gibi anıt mezara atfedilmiş mana yerle yeksan ediliyor, insanlığın yüce değerleri bir kez daha zaferini ilan ediyor.
Din temsilcileri tarafından bile çarpıtılan, sansürlenen veya tümden silinen malumatın yerini hakikate çok daha yakın veriler alıyor; süreç yavaş yavaş, ancak ümit veren emin adımlarla ilerliyor…
(BİANET.ORG – Rosalino LEVANTİNO – 25.4.2026)
“144 ülkenin incelendiği 'Dünyada İnsan Haklarının Durumu' raporu…”
AGOS HABER
Uluslararası Af Örgütü, dünyanın en kapsamlı insan hakları raporunu hazırladığını duyurdu. 144 ülkenin değerlendirildiği 406 sayfalık, “Dünyada İnsan Haklarının Durumu 2025/26” raporunda özellikle ABD, İsrail ve Rusya’nın etkisiyle 2025’e uluslararası hukuka yönelik saldırgan girişimlerin damga vurduğu vurgulandı.
Raporda İsrail’in ateşkese rağmen hukuk dışı yerleşimler ve yardım engellemeleriyle soykırıma devam ettiğine, Lübnan ve İran gibi ülkelerde de saldırılarını genişlettiğine dikkat çekildi. Devletlerin, soykırımı durdurmak veya dünyada uluslararası hukuk suçlarını körükleyen sorumsuz silah ve teknoloji transferlerine son vermek için somut adımlar atmadığı belirtildi.
“Çağımızın en zorlu dönemini yaşıyoruz…”
Uluslararası Af Örgütü’nün yayınladığı raporda, güçlü devletlerin ve şirketlerin çok taraflılığa, uluslararası hukuka ve insan haklarına saldırıları nedeniyle “dünyanın tehlikeli yeni bir dönemin eşiğinde olduğu” uyarısı yapıldı. Raporda devletlerin, uluslararası kuruluşların ve sivil toplumun bu “yeni düzenin” yerleşmesini engellemek için taviz politikalarını reddetmesi ve saldırılara kolektif olarak direnmesi gerektiği belirtildi.
“Çağımızın en zorlu dönemiyle karşı karşıyayız. İnsanlık, ulus ötesi hak karşıtı hareketler ile hukuksuz savaşlarla ve açıkça ekonomik şantajla egemenliğini dayatmaya kararlı olan yırtıcı devletlerin saldırıları altında” diyen Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, şu cümleleri kullandı:
“Bu dönemin temel farkı şu: En güçlü aktörler kontrol, cezasızlık ve kâr amacıyla doğrudan insan haklarının ve uluslararası kural esaslı düzenin temellerine saldırıyor. Ortadoğu’da giderek şiddetlenen çatışmalar, bu kural tanımazlığın sonucu. ABD-İsrail’in BM Şartı’na aykırı olarak başlattığı, İran’ın gelişigüzel misillemelerini tetikleyen saldırılarının ardından çatışmalar hızla sivillere ve sivil altyapıya yönelik açık bir savaşa dönüştü ve bölgede zaten derin acılar çeken insanların ızdırabını artırdı. Çatışmalar artık dünyanın dört yanındaki ülkeleri de sararak her yerde halkları etkiliyor ve milyonlarca insanın geçim kaynaklarını tehdit ediyor.
“Sessizlik affedilemez…”
2025 raporu, şu anki çöküşü belgelerken, bunun 2026’da ve sonrasında insan hakları, küresel istikrar ve milyonlarca insanın hayatı açısından yol açacağı yıkıcı sonuçları ortaya koyuyor… Dünya liderleri, fazlasıyla teslimiyetçi davrandı. Sessizlikleri ve eylemsizlikleri affedilemez. Saldırganlara taviz vermek, hepimizi yakıp gelecek nesillerin de geleceğini mahvedecek yangına körükle gitmek demek… Rapor, devletleri, taviz politikalarından derhal vazgeçmeye, korkuyu yenmeye, sözleriyle ve eylemleriyle saldırgan bir dünya düzeninin kuruluşuna karşı koymaya çağırıyor… 2026, eyleme geçtiğimiz ve tarihin yalnızca bize dayatılan bir şey olmadığını, onu bizim yazdığımızı gösterdiğimiz yıl olsun. İnsanlık adına tarih yazmanın zamanı şimdidir.”

(Raporun Kıbrıs bölümünde mülteci hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği ihlalleri üzerinde duruluyor)
"2009’dan bu yana en yüksek yıkım ve zorla tahliye yaşandı"
Dünyada İnsan Haklarının Durumu 2025/26 raporundan öne çıkan bazı tespitler şöyle sıralandı:
“-İsrail, Ekim 2025’teki ateşkes anlaşmasına rağmen Gazze’de soykırımına ve tüm Filistinlilere yönelik apartheid sistemine devam etti. Gazze’nin neredeyse tüm konutlarını, tarihi binalarını ve sivil altyapısını imha etti; 2 milyon Filistinlinin çoğu hukuka aykırı şekilde yerinden edildi. Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Batı Şeria’daki yasadışı yerleşimlerin genişlemesini hızlandırdı. 2025 itibarıyla bölgede 849 kontrol noktası ve yol engeli tespit edildi. İsrail yetkilileri, yerleşimcilerin cezasızlıkla Filistinlilere saldırmalarına daha fazla izin verdi; 2025’in ilk 10 ayında 1.600’den fazla şiddetli yerleşimci saldırısı kaydedildi. 2009’dan bu yana en yüksek yıkım ve zorla tahliye sayıları rapor edildi. Gazze’de 2025’te 26 bin 791 Filistinli öldürüldü, 64 bin 65 kişi yaralandı. 2025 ortası itibarıyla yarım milyondan fazla Filistinli kıtlık seviyesinde açlık riskiyle karşı karşıyaydı. Yalnızca temmuz ayında 13 bin çocuğun akut yetersiz beslenme nedeniyle hastanelerde tedavi altına alındığı rapor edildi. İsrail yetkilileri, Filistinlilere yönelik keyfi gözaltı ve tutukluların işkenceye maruz bırakılması da dahil şiddet eylemlerinden övgüyle söz etti. İsrail aynı zamanda Lübnan, İran, Katar, Suriye ve Yemen’de askeri saldırılar düzenledi, siviller öldürüldü veya yaralandı.
-ABD, İsrail ve Rusya, uluslararası hesap verebilirlik mekanizmalarını, özellikle de Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM) daha da zayıflattı. Trump yönetimi, UCM çalışanlarına, mahkemeyle işbirliği yapan kuruluşlara ve İşgal Altındaki Filistin Toprağı’na İlişkin BM Özel Raportörü’ne yaptırım uygularken, Rusya mahkemeleri UCM yetkilileri hakkında yakalama kararları çıkardı. Birçok devlet Roma Statüsü’nden, misket bombalarını ve anti-personel mayınlarını yasaklayan sözleşmelerden çekildi veya çekilme niyetini açıkladı.
-ABD, Karayipler ve Pasifik’te tekneleri bombalayarak 150’den fazla kişiyi yargısız infaz etti ve Ocak 2026’da Venezuela’ya bir saldırı düzenledi.
-Brezilya Rio de Janeiro’da sivil ve askeri polis, “favela” denilen yoksul mahallelerde uyuşturucuyla mücadele operasyonu düzenledi; çoğu Siyah ve yoksulluk içinde yaşayan 120’den fazla kişi öldürüldü, çok sayıda yargısız infaz bildirildi.
-2026 başında ABD ve İsrail’in BM Şartı’nı ihlal ederek İran’a karşı hukuksuz güç kullanımı, İran’ın İsrail’e ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerine karşı misilleme saldırılarını tetikledi. İsrail, Lübnan’daki saldırılarını artırdı. ABD’nin İran’da bir okula yönelik hukuksuz saldırısında 100’den fazla çocuğun öldürülmesinden tüm tarafların enerji altyapısını hedef alan yıkıcı saldırılarına kadar, çatışmalar milyonlarca sivilin hayatını tehlikeye attı. Halihazırda istikrarsız bir bölgede ve ötesinde sivillere ve çevreye geniş çaplı, öngörülebilir ve uzun vadeli zarar verme tehdidi oluşturarak enerji, sağlık, gıda ve suya erişimi olumsuz etkiledi.
-Afganistan’da Taliban, kadınların okula gitmesini, çalışmasını ve serbestçe seyahat etmesini yasaklayarak saldırgan politikalarını tırmandırdı.
-Suriye’de mezhep temelli öldürmeler yaşanırken, bu konuda adalet sağlanamadı.
-Birleşik Krallık’ta yetkililer, özellikle İsrailli silah üreticilerini hedef alan protesto ağı Palestine Action’ı aşırı geniş terörle mücadele yasaları kapsamında yasaklı örgüt ilan etti ve 2.700’den fazla kişiyi gözaltına aldı. Yüksek Mahkeme Şubat 2026’da kararı hukuksuz buldu ama hükümet, temyize başvurdu.
-Türkiye’de İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından yüzlerce barışçıl protestocu gözaltına alındı. İmamoğlu, 400’den fazla kişiyle sözde yolsuzluk suçlamaları nedeniyle siyasi güdümlü bir davada yargılanıyor.”
(YENİDÜZEN OKURLARINA NOT: Raporun Kıbrıs’la ilgili bölümünde, mülteci haklarının ihlalleri ve toplumsal cinsiyet eşitliğine dair ihlaller üzerinde duruluyor… Mülteci haklarını savunan KISA derneğinin tescilinin devlet tarafından kayıttan düşülmesi, tecavüze maruz kalmış olan bazı kadınların davalarının yeterince soruşturulmaması, ara bölgede Pakistanlı bir mültecinin öldürülmesi, mültecilere Suriye’ye dönüş için teşvik programının sakatlıkları, askerliğini yaparken 2005’te öldürülmüş olan Athanasios Nikolau’nun durumu gibi konular ele alınıyor. Metnin tümünü okumak için aşağıda internet link’ini veriyoruz… S.U.)
Raporun 406 sayfalık İngilizce PDF’i için:
https://www.amnesty.org/en/documents/pol10/0320/2026/en/
(AGOS – 21.4.2026)






