Aidiyet bağları…
Bir insanın ülkesine ‘elinden gelen zararı vermesi!’nin psikoloji biliminde mutlaka bir açıklaması vardır.
İsmi önemsiz kişi veya kişilerin bu davranışlarının nedenini merak etmiyor değilim. Elbette ki kafamda çok basit bir açıklaması var ‘koltuktan kalkmamak, var olan çıkarlardan vazgeçmemek’ gibi ama yine de bilimsel bir açıklama aradım.
Farklı anlamlarda, farklı kesitlerden bakan açıklamalar var ama bu duruma daha yakın olan bu değerlendirmeyi buldum;
Kültürel/Toplumsal Yabancılaşma (Cultural Alienation): Bireyin içinde yaşadığı topluma dair aitlik bağlarının tamamen kopması durumudur. Bu kopuş, derin bir öfkeye dönüştüğünde birey aidiyet hissettiği başka bir üst kimlik adına kendi ülkesini bir "düşman nesnesi" olarak konumlandırabilir.
Örneğin seçim yasaklarına bir kala 297 kişiye taşınmaz mal satın alma izni, 300 bin sterlinlik malı olana da 5 yıl oturma izni verilmiş.
Bakanlar Kurulu 5 ve 6 Ekim’de 150 karara imza atmış. Bu kararların ülke, KKTC yani toplum lehine kararlar olması beklenir ama öyle değil. Bireysel çıkarlar karşılığı 6 Aralık’ta oy getirmesi beklentisinden başka amaçlara hizmet etmiyor. Yani karşılığı yine bireysel çıkarlar.
Uzun vadeli kamu arazisi kiralamaları, 124 dönüm orman arazisinin kapsam dışına çıkarılması, Kalkınma Bankasına ödenmeyen kredi borçlarının %50 oranında faizlerinin düşürülmesi, yurttaşlıklar, atamalar, sözleşmeli personel istihdamı gibi kararlar.
Sosyal Sigorta emekli maaşı alanlara seçimden 5-6 gün önce 40 bin TL ekstra ödeme yapılacak olması gibi.
Bu kararlar veya yapanlara sorarsak bu “icraatlar”ın yapılması nasıl açıklanabilir? Yukarıdaki tanımda yer alan cümleye çok uygun; Bireyin içinde yaşadığı topluma dair aitlik bağlarının tamamen kopması durumu...
Hükümette kaldıkları yıllarda hep yaptıkları gibi; Toplumun geleceğini düşünmeden, kendilerinin de bu toplumun içinde yaşadıkları algısından uzak, bütün birikimleri dağıtmak, koltuklarda daha uzun kalma uğruna devletin bütün olanaklarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak, devleti kendi partilerinin malı gibi görmek, yakın, orta, uzak gibi hiçbir planlamaları olmadan günü kurtarmaya çalışan bir oluşum gibi düşünmek lazım yukarıda bahsettiğim ismi önemsiz kişi veya kişileri…
***
6 Aralık’tan sonra yeni bir dönem beklentisi var.
Ancak bu yeni dönemin devamında toplumun alıştırıldığı yasa dışı istihdamlar, kamu arazilerinin dağıtımı, borçların, vergilerin silinmesi gibi beklentilerle bakanlar kurulunun dağıttığı yurttaşlıkları bekleyenler de olacak.
Bu alışkanlık ve beklentilerden ne kadar uzaklaşabiliriz, bu alışkanlıkları en azından asgariye indirmek gibi bir beceriyi yakalayabilir miyiz?
Yönetimin, içinde yaşanılan topluma aitlik bağlarını yeniden ne kadar güçlendirebiliriz?
Yeni dönemde beklentilerin en büyüğü bu olsa gerek. Bu aidiyet bağının güçlenmesi yapılması gereken diğer işleri de beraberinde getirecektir diye düşünüyorum.






