1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Toplumun yankısı olarak Druşodis…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518

“Toplumun yankısı olarak Druşodis…”

A+A-

Andonis POLİDORU/POLİTİS

(Gazeteci Andonis Polidoru, araştırmacı gazeteci Makarios Druşodis’in ortaya koyduğu yaygın yolsuzluk iddialarını ele aldığı yazısında, ‘Druşodis’in iddia ettiklerinin yarısı bile doğruysa, bir mafya devletinden bahsediyoruz’ diyor. Yazısını iktibas ediyoruz… S.U.)

 

Geçen hafta bu ülkenin vatandaşları, adalet sisteminin gözlerinin önünde gerçek zamanlı olarak çöküşünü hayret ve inanamama duygusuyla izlediler. Makarios Druşodis, yargıçları kapsayan yaygın yolsuzluk iddiaları, yetkiyi kötüye kullanma, pedofili ve kara para aklama gibi olağanüstü suçlamalarda bulundu. Ve neredeyse tüm ülke ona inandı. Her kelimesinin doğru olduğuna, en ufak bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ikna oldular.

 

“BİR MAFYA DEVLETİ…”

Bu gergin atmosfere DİSİ girdi ve herhangi bir soruşturmayı önleyecek bir açıklama yayınlayarak rakip partilere ateş püskürdü ve onları insanlarla kurumları karalamak gibi tehlikeli bir oyun oynamakla suçladı — “kaos çıkarmaya ve ülkeyi istikrarsızlaştırmaya çalıştıkları” iddiasıyla. Peki DİSİ, Druşodis’in iddialarının yanlış olduğu sonucuna hangi temele dayanarak vardı? Ve daha da önemlisi: ilk tepkilerinin, iddiaların gerçek olup olmadığı yerine, ifşaatların istikrarı bozucu etkisinden endişe etmeye dayanması nasıl mümkün olabilir? Çünkü Druşodis’in iddia ettiklerinin yarısı bile doğruysa artık kaostan bahsetmiyoruz. Hukukun üstünlüğünün tamamen çöküşünden bahsediyoruz. Bir mafya devletinden.

Elbette, Druşodis iddialarını kanıtlamalıdır. Herkes bunların doğru olup olmadığını görmek için beklemelidir. Ancak bence daha acil olan ve DİSİ dahil herkesi rahatsız etmesi gereken soru, Druşodis’in iddialarını kanıtlayıp kanıtlayamayacağı değildir. Asıl mesele, tüm ülkenin ona inanmaya ne kadar hazır olduğudur. Bu, Kıbrıs’taki hakim duygu durumu hakkında her şeyi anlatıyor. Halkın ezici çoğunluğu yargıçların yozlaşmış olduğuna, Başsavcının gözetim altında olduğuna, devletin bir yeraltı dünyası gibi işlediğine halihazırda ikna olmuşsa, o zaman sadece kanıtın var olup olmadığına odaklanılamaz. Bu yaygın, içgüdüsel inancın teyit ettiği şey, kurumlarımızın bir bütün olarak tamamen itibarını yitirmiş olduğudur. Herkesi endişelendirmesi gereken şey budur. Halkın güveni o kadar zayıflamış ki, insanlar en tuhaf suçlamalara bile ortaya atıldığı anda inanmaya hazır hale gelmiş durumda.

Ve kurumlar hiç de masum değil. Kıbrıs’ın her şeye muktedir olduğu imajı, birdenbire ortaya çıkmadı. Bu imaj, kurumların kendi geçmişine dayanıyor. Skandalları ve iddiaları ele alma biçimleriyle, parça parça inşa edildi. Siyasi olarak işleyiş biçimleriyle. Önemli anlarda verdikleri tepkilerle, daha doğrusu tepki vermemeleriyle.

 

“SKANDAL ÜSTÜNE SKANDAL…”

Bugün insanlar en şok edici iddialara bile inanmaya hazırsa, bu hakkı onlara sistem vermiştir. Mevcut hükümet bunu, videogate skandalıyla ve First Lady’nin fonuna bağış yapanların isimlerini açıklamayı inatla reddederek yaptı. Önceki hükümet ise aynı şeyi bir dizi skandal ve hiç kimsenin suçlu bulunmaması ile yaptı. DİSİ, o fona bağış yapanların isimlerinin açıklanmasını her gün talep ettikten sonra, tam da bu açıklamayı gerektiren bir parlamento kararını reddederek aynı şeyi yaptı. Ve eğer insanlar, iddiaların—kanıtlanmamış olanlar dahi—gerçeği yansıttığına inanıyorlarsa, bu da kurumların geçmişteki her şeyi yönetme biçimleriyle, onlara sunduğu bir haktır: Mahkemelerin Kooperatif Bankası ve Eliadis davalarında aldıkları kararlarla; başsavcılığın siyah minibüs olayı, Katsunotos davası, Şilluris-Giovanni meselesini ele alış biçimiyle; tüm sistemin, skandal üstüne skandala verdiği yanıt ya da yanıt verememeleriyle. Bu, tüm toplumu, bu ülkeye yönelik en büyük tehdidin, onu korumak için var olan kurumların ta kendisi olduğu sonucuna götürdü.

Kıbrıs’ın yaşadığı derin çöküşün Makarios Druşodis, onun ifşaatları ya da devlet kurumlarına yönelik en sert eleştirilerle pek ilgisi yok. Bu çöküşün tek nedeni, bu kurumların yıllar boyunca nasıl davrandıklarıdır. İnsanları, başarısız bir devlette yaşadıklarına inandıranlar onlardır.

İddiaları halkın gözünde gerçek kılan Druşodis değildir. Devletin kendisidir. Suçlamaları görünür bir gerçeğe dönüştüren, devletin kendi davranışlarıdır. Çünkü kamusal yaşamda ‘gerçek’, büyük ölçüde insanların inandıklarıyla şekillenir—insanların inandıkları ise kurumların yansıttıklarıyla şekillenir. Öte yandan, Kıbrıs kurumlarının yansıttıkları sadece nasıl işlediklerine dair sorular sormaya yol açmaz. Demokrasinin varlığının sürdürülebilmesi hakkında da sorular sormaya yol açar. Demokrasi güvene dayanır—iktidar konumunda olanların kamu yararına hizmet etmek için orada bulunduklarına dair temel güvene. Bu güvenin, onların tam tersi amaçlarla orada bulunduklarına dair kesinliğe dönüştüğü anda, Druşodis kalabalığın sesi haline gelir. Ve her fısıltı, her iddia, kendi gerçeği haline gelir.

 

(Andonis Polidoru’nun yazısı 5 Nisan 2026’da Politis’te yayımlandı, PENNA tarafından Türkçeleştirildi…)

sayfanin-ustune-saga-s-17-makarios-drusodisin-uc-yillik-arastirmasi-kibrisin-guneyinde-buyuk-yanki-yaratti-foto-fileleftheros-gazetesinden.jpg

Makarios Druşodis'in üç yıllık araştırması, Kıbrıs'ın güneyinde büyük yankı yarattı... Foto, Fileleftheros gazetesinden...


“Burada görülecek hiçbir şey yok…”

Patroklos/CYPRUS MAIL

SON birkaç gündür haberler yozlaşmış yargıçlar, çocuk tecavüzü, gayri meşru çocuklar, büyük rüşvetler, gizli örgütler, komplocu politikacılar vb. hakkındaki sansasyonel iddialarla doluyken, zavallı bir haftalık köşe yazarı tıklanmaya değer ne yazabilir ki?

Bu, muhafazakar, aile odaklı ve Tanrı korkusu olan toplumumuzun haber medyası için değil, X dereceli bir pembe dizi malzemesi. Makarios Druşodis pazartesi günü ‘X’te iddialarının ilk kısmını paylaştığından beri, bu konu dünyadaki en müthiş haber haline geldi.

İnsanlar hayat, futbol, çocukları, arabaları, paraları ve diğer her şeye ilgilerini yitirip, haberlerdeki tek konu olan Makarios’un iddialarını konuşuyor, farklı düzeylerde öfke veya şüphelerini dile getiriyor, kendi teorilerini ortaya atıyorlar.

Başkan Nikos I’in bize görüş bildirmesi beklenen bir şeydi, zira Mak ile bir husumeti var; ancak Başkan Nikos II’nin görüşünü kamuoyuyla paylaşması beklenmiyordu, zira olumsuz haberler hakkında yorum yapmaktan kaçınıyor, olumsuzluğun kendisine de bulaşmasından çekiniyor.

O, yakıtta daha düşük tüketim vergisi ve ette sıfır KDV gibi müjdeli haberlerin elçisi. Ancak bu durumda bir istisna yaptı ve iddiaların soruşturulacağını söylerken, bu tür iddiaların demokratik istikrarı zedelediği konusunda uyarıda bulundu.

MÜESSESEMİZ demokratik istikrarı zedelemek ve devlet kurumlarımıza kalan azıcık güveni yok etmek istemeyeceğinden, çılgın iddialardan uzak duracaktır.

Onlar hakkında söylenebilecek her şey söylendi ve şu anda onlara dair herhangi bir ahlaki öfke ifade etmek istemiyoruz; polis soruşturmalarının ne sonuç vereceğini beklemeyi tercih ediyoruz.

Şaşırtıcı olan, yetkililerin, yüksek mevkilerdeki kişilere isabet eden parça tesirli bir bomba etkisindeki ‘X’ paylaşımını incelemeye karar verme hızıydı.

Normalde bu tür iddialar görmezden gelinirdi, ancak bunlar kendini ispat etmiş bir gazeteci tarafından ortaya atıldığı ve suçlanan kişiler kamuoyu önünde yalanlama yaptığı için, haber hemen medya tarafından ele alındı ve yetkililer müdahil olmak zorunda hissettiler.

Geçmişte, benzer iddialarla karşı karşıya kalındığında—kuşkusuz bu kadar aşırı nitelikte olmasa da—siyasi sistem saflarını sıklaştırır ve bunlar unutulana kadar hiçbir şey olmamış gibi davranırdı. Bu formül çok iyi işliyordu, ancak bu sefer herkes olaya müdahil oldu.

Facebook’taki ‘gerçeğin sesi’ Annie Alexui’nin şikayette bulunmasını bekliyorum, çünkü kendi iddiaları yetkililerin iddiaları kadar ciddiye alınmadı.

(CYPRUS MAIL gazetesinde 5.4.2026’da yayımlanan Patroklos’un yazısı, PENNA tarafından Türkçeleştirildi…)


***  BASINDAN GÜNCEL…

“İsrail saldırılarında ölen Filistinli çocuklar ve gazeteciler Amsterdam'da anıldı…”

Bir Zeytin Ağacı Dik Vakfı tarafından Amsterdam'ın merkezindeki ünlü Dam Meydanı'nda organize edilen etkinlikte, Gazze'de İsrail'in saldırılarında hayatını kaybeden Filistinli çocuklar ve gazeteciler anıldı.

Meydanda, dikkat çekmek amacıyla İsrail saldırılarında ölen gazetecilerin fotoğrafları ve isimleri sergilendi. Binlerce çocuk ayakkabısı da meydana bırakıldı.

Etkinlikte, Hollandalı sanatçılar, oyuncular ve yapımcılar tarafından Gazze'de hayatını kaybeden çocukların adları ve öldürüldükleri yaşlar tek tek okundu.

Gönüllüler de meydandan geçenlere, Gazze'de yaşananları anlatan broşürler dağıtarak bilgilendirme yaptı.

Bir Zeytin Ağacı Dik Vakfı Yöneticisi Esther van der Most, AA muhabirine, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarında ölen Filistinli çocuklar için 16'ncı, gazeteciler için ise dördüncü kez anma töreni düzenlediklerini söyledi.

van der Most, Amsterdam’da düzenlenen Ocak 2024’teki anma etkinliğinde 10 bin ayakkabı sergilendiğini, bugün ise öldürülen çocuk sayısının 20 bine ulaştığını belirtti.

Söz konusu sayının gerçeği tam yansıtmadığını anlatan van der Most, “İsrail hapishanelerinde kaybolan, enkazda kalan ya da kullanılan silahlar nedeniyle yok olan çocuklar da var. Biz burada, görünmeyen bu sayıyı somut hâle getirmek için tekrar tekrar toplanıyoruz” dedi.

van der Most, etkinliğe bu kez çok sayıda tanınmış ismin katıldığına dikkat çekerek yazarlar, gazeteciler ve oyuncuların yapılan konuşmalarla birlikte Gazze'de hayatını kaybeden çocukların adlarını ve öldürüldükleri yaşları tek tek okuduğunu dile getirdi.

Etkinliği izlemeye gelenlerin etkilendiklerini, duygulandığını ve zorlandıklarını aktaran van der Most, “Son iki buçuk yılda öldürülen 313 gazeteci var. Bu da işlenen eşi benzeri görülmemiş adaletsizliğin bir başka örneği” değerlendirmesinde bulundu.

 

“Başbakana mesajım omurgalı olması”

van der Most, bu durumun siyasetçiler üzerinde etkili olmasını ve İsrail’e yaptırımlar uygulanmasını umut ettiğini ifade ederek, şunları söyledi:

“Hollanda hükümetinin soykırım uygulayan bir rejime karşı yaptıkları çok zayıf. İsrail rejiminin işlediği bu adaletsizlik durmalı. Başbakan Rob Jetten’ın Filistin için kırmızı çizgi yürüyüşüne katılıp ardından aynı politikayı sürdürmesi gerçekten garip. Kendisine mesajım, omurgalı olması. Bir şey yap. Çünkü bunun yanlış olduğunu biliyorsun, aksi hâlde o kırmızı çizgi yürüyüşüne katılmazdın.”

Hollandalı ünlü oyuncu, şarkıcı ve sunucu Georgina Verbaan da, Filistinlilerin ve özellikle çocukların yaşadığı acılara dikkat çekmek amacıyla eyleme katıldığını ifade etti. Verbaan, “Bu sesi yaymak için buradayım. Belki bu, bir şeyleri değiştirme gücüne sahip insanları harekete geçirir” cümlelerini kullandı.

Etkinlikte okunan isimlerin kendisini derinden etkilediğini belirten Verbaan, “Tüm o isimleri alt alta ve yaşlarını da görmek, bu kadar çok küçük çocuğun olması gerçekten üzücü. Sayı o kadar fazla ki bitmiyor. Dehşet verici. Bunun artık sona ermesi gerekiyor. Bu çok uzun sürüyor. Çok daha önce durmalıydı. Daha önce uzun süredir apartheid tartışmaları yapılıyordu. Şimdi ise çok daha ileri bir noktaya gelindi. Tüm bildiklerimize rağmen bunların yaşanıyor olması akılalmaz” şeklinde konuştu.

Hollanda hükümetine yönelik eleştirilerde bulunan Verbaan, “Hiçbir şey yapmayan bir ülkede yaşıyor olmamızı kabul edemiyorum. Hatta silah desteği vererek ve açıkça konuşmayarak destek oluyor. Bu güçsüzlük hissi çok uzun süredir devam ediyor. Gerçekten inanılmaz” dedi.

(AGOS – Kaynak: A.A. – 14.4.2026)

sayfa-16-etkinlikte-sergilenen-cocuk-ayakkabilari.jpg

 Etkinlikte sergilenen çocuk ayakkabıları

Bu yazı toplam 329 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar