1. YAZARLAR

  2. Uzm. Nilsu Atıcı

  3. Bayramlar ve Sınırlar
Uzm. Nilsu Atıcı

Uzm. Nilsu Atıcı

YENİDÜZEN PAZAR YAZILARI

Bayramlar ve Sınırlar

A+A-

Bir bayramı daha bitirdik. Bu bayramda belki de uzun zamandır görmediğimiz aile büyüklerimizle görüştük, sarıldık, el öptük, hasret giderdik. Peki ya çocuklarımız? Çocuklarımızın sınırlarına dikkat ettik mi? Yoksa zorla el mi öptürdük? İstemedikleri halde aileden birilerine sarılmaları için zorladık mı? Bir çikolataya öpülmelerine sessiz mi kaldık?

 

Bayramlar, aile ziyaretleri, kalabalık sofralar, uzun zamandır görmediğimiz sevdiklerimizle bir araya gelmeler… Bizim toplumumuzda aile olmak biraz da bunların toplamı. Çocuklar içinse bu buluşmalar çoğu zaman kalabalık, gürültülü, dikkat odağı olmak ve bazen de istemedikleri fiziksel temasa maruz kalmak anlamına gelebiliyor.

 

  • ‘Git öp bakalım dedeni’
  • ‘Teyzene bir sarıl’
  • ‘Bir kere öpse ne olur?’
  • ‘Hadi ayıp etme’

 

Bu cümlelerin çoğu iyi niyetle kuruluyor. Çünkü birçok aile büyüğü için sevgi, fiziksel yakınlıkla gösterilen bir şey. Sarılmak, yanaktan öpmek, kucağa almak; onların sevgisini ifade etme biçimidir. Mesele zaten çoğu zaman kötü niyet değil. Mesele şu; iyi niyet, her zaman doğru sonuç üretmiyor. Çocuklara istemedikleri bir temasa katlanmaları gerektiğini öğretmek farkında olmadan onlara çok güçlü bir mesaj veriyor; ‘karşındaki kişi senden büyükse, seni seviyorsa ya da ailedense istemesen de bedeninin üzerinde söz sahibi olabilir’. İşte tam da burada durup düşünmemiz gerekiyor. Çocuklara sınır öğretmek, onları ailelerinden uzaklaştırmak değildir. Aksine, onlara sağlıklı ilişki kurmanın temelini öğretmektir. Çünkü sınır dediğimiz kavram mesafe koymak değil nerede nasıl hissettiğini bilmek ve bunu ifade edebilmektir. Ne var ki çocukların sınırlarından söz etmek, özellikle de aile büyükleriyle konuşulması gerektiğinde birçok ebeveyn için oldukça zorlayıcı olabiliyor. Çünkü çoğu zaman karşımıza tanıdık cümleler çıkıyor;

  • ‘biz seni öyle mi büyüttük?’
  • ‘bu kadar hassas olmaya gerek var mı?’
  • ‘çocuk böyle şımarır’
  • ‘bizden mi sakınıyorsun?’
  • ‘eskiden bunlar mı vardı?’

 

Bu cümleler kulağa basit bir fikir ayrılığı gibi gelebilir. Oysa çoğu zaman ebeveynin içgüdüsünü, bilgisini ve kararlarını küçümseyen bir manipülasyon dili taşıyor. Bir sınır koymaya çalıştığımızda ‘abartıyorsun’ denmesi, çocuğunuzun adına aldığınız bir kararda size ‘takıntılısın’ imasında bulunması ya da ebeveynlik yaklaşımlarının küçümsenmesi… Bunların hepsi, ebeveynin kendi gerçekliğini sorgulamasına neden olabilir. Oysa sınır koymak abartmak değildir. Sınır koymak, çocuğun birey olduğunu kabul etmektir. Çünkü çocuklar ‘küçük olduğu için’ herkesin erişimine açık varlıklar değildir. Onların da istememe, geri çekilme, rahatsız olma ve hayır demek hakları vardır. Ve belki de en önemlisi bu hakları önce aile içinde öğrenirler. Bir çocuk istemediği halde dedesine sarılmaya zorlandığında, orada yalnızca bir sarılma gerçekleşmez. Aynı zamanda şu mesaj da verilmiş olur; ‘rahatsız olsan da bunu söyleme. Büyüklerin beklentisi senin konforundan daha önemli’. Oysa biz çocuklarımıza;

 

  • ‘rahatsızsan bunu söyleyebilirsin’
  • ‘bedenin sana ait’
  • ‘hayır demen saygısızlık değildir’

 

Bu mesajlar çocukların kaba, sevgisiz ya da mesafeli yapmaz. Tam tersine sınırlarını bilen, başkalarının sınırlarına da saygı duyan bireyler olmalarına yardımcı olur.

 

Peki bunu aile büyükleri ile nasıl konuşacağız?

Öncelikle meseleye bir cepheleşme gibi yaklaşmamak önemli. Bu konuşma ‘aile büyüklerine karşı değildir’. Bu konuşma yetişkinlerin çocuk için birlikte hareket etmesidir. Çoğu aile büyüğü torununu gerçekten sever ve onun iyiliğini ister. Konuşmaya tam da buradan başlamak işleri kolaylaştırabilir.

 

  • ‘Biz onu kendini koruyabilen, sınırlarını bilen bir çocuk olmasını istiyoruz’
  • ‘Bu sizinle ilgili değil, ona vermek istediğimiz bir beceriyle ilgili’
  • ‘Size sevgisi azalmadı sadece sevgisini nasıl göstereceğine kendi karar vermeyi öğreniyor’

 

Bu tür cümleler suçlayıcı olmadan mesajı net bir şekilde verir. Diğer bir önemli nokta da alternatif sunmaktır.

 

  • Sevgi sadece sarılarak gösterilmez. Çak yapmak, el sallamak, gülümsemek, ‘hoş geldin’ demek, minik bir selamlaşma ritüeli oluşturmak.

 

Bunların hepsi hem sıcak hem de çocuğun tercih hakkını koruyan seçeneklerdir. Çocuk istemediğinde onun da duyabileceği bir şekilde nedenini söylemek çok kıymetlidir.

 

  • ‘Bugün sarılmak istemedi ama sana el sallamak istiyor.’
  • ‘Şu an biraz çekingen hissediyor.’
  • ‘Şimdilik uzaktan selam vermeyi tercih etti’

 

Bu küçük açıklamalar, çocuğa görünür bir destek sağlar. Çünkü çocuklar bizim söylediklerimiz kadar onların sınırlarını koruyup korumadığımızı da izler. Belki de en önemli şey şudur; hayat boyu ihtiyaç duyacakları beceriyi öğrenmiş olmaları. Kendi bedenlerini, duygularını ve alanlarını koruyabilme becerisini. Evet, bazen aile büyükleri bu yaklaşımı ilk anda anlamayabilir. ‘Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu’ diyebilirler. Haklılar da çünkü yoktu. Ama bugün çocuk gelişimi hakkında çok daha fazla şey biliyoruz. Yeni öğrendiğimiz bir şeyi uygulamak, geçmişi reddetmek değil bugünü daha bilinçli yaşamak demektir. Çocuk yetiştirirken bazen en zor şey, sevdiklerimizle sınır konuşabilmektir. Çünkü sınır koymak çoğu zaman yanlış anlaşılma riskini göze almaktır.

 

Ama şunu unutmamak gerekir ki, bir yetişkinin kısa süreli kırgınlığı bir çocuğun uzun vadeli sınır algısından daha önemli değildir. Sevgi, zorlamayla değil güvenle büyür. Ve çocuklarımızın öğrenmesi gereken en önemli şeylerden biri, gerçek sevginin ‘hayır’ cevabını duyduğunda saygı duyduğudur.

 

Uzm. Nilsu Atıcı

Aile Danışmanı/Cinsel Danışman

[email protected]

 

Bu yazı toplam 409 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar