Tımar edemediğimiz için, tumar edilmekteyiz!
Son birkaç haftadır devam eden eylemler neticesinde neyi gördük?
-*-*-
KKTC’de çok ciddi bir yönetim sıkıntısı olduğunu gördük değil mi?
-*-*-
Peki ne yapmak lazım?
Mesela “Başkanlık sistemi”ne geçebilir miyiz?
-*-*-
Diyorum ki, cehennemi cennete çevirsek, “KKTC”yi uluslararası hukuk ve elbette “iç hukuk” açısından “tımar” edemezsek, hiçbir sonuç elde edemeyiz!
Hatta birileri bizi hep “tumar” eder!
-*-*-
Bu arada tımar ve tumar etmek ne demektir!
-*-*-
Abi “tımar etmek”, özellikle hayvanlarla ilgili bir konudur ama elbette devletin de tımar edilmesi mümkündür…
Devlet de düzeltme, toparlama ve derleyip düzenleme ihtiyacındadır…
-*-*-
Tumar etmek nedir peki?
Şu anda yaşadığımız Kıbrıs Türk toplumunun bir şekilde “tumar edilmesi” halidir!
Devleti tımar edemediğimiz için, devleti tımar etmemizi aslında engelleyenler tarafından “tumar” dilmekteyiz
-*-*-
Yani, fena halde dayak yiyip, dövülüp, perişan edilmekteyiz!
-*-*-
“Kuvvetler ayrılığı ilkesi” ciddi anlamda hasarlıdır…
Özellikle “yürütme ve yasama”, aynı anda “yalama” olmuş durumdadır!
-*-*-
Efendim derhal başkanlık sistemine geçip, yasama ve yürütmeyi birbirinden tamamen ayırsak olur mu?
Kimse garantisini veremez!
Öyle veya böyle, denemeden net konuşmak zor!
-*-*-
Başkanlık sistemine fitim!
Ama “kuvvetler ayrılığı” parlamenter sistemde bitmiştir, kesinlikle çalışmamaktadır diye de bir iddiada değilim!
-*-*-
Uzlaşalım…
Oturalım, konuşalım…
-*-*-
Ünal Üstel Türkiye’ye gidecekse gitsin, dönsün, çok acil herkesi toplasın…
-*-*-
Anayasa değişikliği şarttır…
Mesela o güne kadar geçici bir hükümet mi kurulur; bir yolu bulunur, örneğin bir UBP’li vekil başkanlığında teknokrat hükümet kurulur ama bir şekilde “gizli başkanlık” Tufan Erhürman’a devredilir!
Fikirdir bu!
Tartışalım!
Şimdi çökücü bir yığın kelle saldıracak biliyorum ama düşünmek, yazmak, konuşmak lazım!
-*-*-
Kaldı ki, kısa bir süre içerisinde Kıbrıs sorununa çözüm bulma müzakereleri başlayacak!
Tabii ki Türkiye engellemezse!
Engellememesi için de girişim yapmak, anlatmak, uzlaşmak, kardeşçe paylaşmak şarttır!
-*-*-
Kalkıp da “kovun Türkiye’yi” diye bir salaklığa yatırsak, çok utanarak yazıyorum ama “anamızın şeyisini” görürüz!
Yani yine beni affedin ama iyice anlaşılması için bu şekilde yazmak şarttır; Türkiye ile savaşarak – kavga ederek – küserek Kıbrıs sorununu çözemeyiz; bu şekilde çözmeye çalışırsak, şu anda Dünya’daki konjenktür gereği, Türkiye tutar hepimizi çıktığımız yere geri sokar!
Sorry be arkadaşlar ama gerçek acıdır!
-*-*-
Ne yapacağız?
Tufan Hocam ve Nikos gardaccığım oturup anlaşacak ve bu anlaşmaya Türkiye’nin de evet demesini sağlayacaklar!
-*-*-
Mesela ne olabilir?
Gazdı, taşımaydı, İTÜ’ye verileceği iddia edilen üstü…
Konuşmak şart!
-*-*-
Haaa konuşmazsak mı?
Ama iki hafta, ama iki yüz yıl!
Hiç fark etmez!
Süresini bilemem!
Kimse, kimsenin topraklarını çalamaz!
Daha elli sene, mesela diyorum, Rum mülkleri satışından elde ettiğimiz parayla yaşayamayız!
Nokta!
-*-*-
Bu sistem yürümüyor!
Nokta!
Uluslararası hukuk dışında daha fazla kalamayız!
Nokta!
-*-*-
Başkanlık sistemine geçelim…
Ardından yasama, yürütme ve yargıyı keskin şekilde ayırmayı hedefleyelim…
Aman sakın örneğimiz de Türkiye olmamasın!
Bunu söylemeden geçemedim, kendimi tutamadım!
-*-*-
Güçler net yani belirgin şekilde ayrılsın…
-*-*-
Dünya’da çok örnekleri vardır, uygulanır!
Fazla uzağa gitmeye de gerek yoktur, Güney iyice incelenir!
-*-*-
Haaa kesin çözüm müdür?
Elbette değildir ama Kıbrıs sorununa siyasi çözümle birlikte, sistemde bir değişiklik
Ciddi anlamda iyileşmeyi sağlar…
Şeffaf, Türkiye’nin bugüne kadar hiç hem de hiç işe yaramamış müdahalelerinden uzak, kendi kendimizi “hayatımızda ilk kez” yönetmeye başlamış oluruz!
-*-*-
Hukukun üstünlüğü, şeffaflık, hesap verebilirlik, vergi adaleti, bağımsız yargı, özgür medya, güçlü kurumlar olmadan hiçbir sistem sağlıklı işlemez…
Yeni sistemde, bunlara büyük önem veririz…
-*-*-
Şu akıldan hiç çıkmamalı; öyle ya da böyle KKTC’de var olan sistem çöktü!
Çirkefe battı!
-*-*-
KKTC, uluslararası denetime kapalıdır ve denetim eksikliği, kötü yönetilme olasılığını hep yukarıda tutuyordu, hep yukarıda kaldık!
Kötü yönetildik!
-*-*-
Sadece mevcut hükümet döneminde değil, her dönemde, hep aynı şeyleri yaşadık; tek fark artık sosyal medya o kadar gelişti ki “abartılı” veya “abartısız”, “selam veren rüşvet aldı”ya kadar geldik!
-*-*-
Özel yaşamlara daldık!
Oysa yine ayıptır söylemesi ama “hovarda erkek yönetici”lere – çeşit çeşit rüşvet söylentilerine pek de “kinli” falan olmadık hiç!
-*-*-
Şu daha çok çaldıydı, peee bunun kadar kimse yemediydiyi geçin!
1974’ten beri ganimet yiyoruz!
Ganimet karşılığı gelir elde ediyoruz!
-*-*-
Elbette bu dönemde ciddi artış olmuştur!
Elbette bu kadar çok mesela sahte diploma işi görmedik!
Ve evet, bu dönemde bazı kişilerin en öne çıkma çabası da; aşırı yapılmış ördek dudaklarla – ki eskiden bu yoktu – birleşince; sosyal medyada el alemin diline düşüverdik!
-*-*-
Dış denetim sıfır!
Türkiye var bir tek, denetleyemiyor!
Denetlememeyi geçtim, pis ihalelerde, burada görevlendirdikleri adamlarının izması – adı geçiyor!
-*-*-
Karanlık – kapalı kapılar ardında protokoller hazırlanıyor!
Hükümetlerimiz imzaya zorlanıyor!
Şeffaflık, hesap verebilirlik hak götüre!
-*-*-
Mesela en çok şeffaflık ve hesap verebilirlik konusunu konuşanlarımız, bir noktaya geliyor ve boynunu büküyor, bu kiri ve karanlığı yaratan esas merkezin Türkiye’de olmasına hiç ses çıkarmıyor! Çıkaramıyor!
Bir de korku düzeni kurulmuş!
-*-*-
Evet, ne yapıyoruz?
Başkanlık sistemine geçişle birlikte, Kıbrıs sorununun çözümüne odaklanıyoruz!
Hazır sokaktayken, haydi bir el atalım!
-*-*-
Değilse, UBP – CTP – DP gidecek; CTP tek başına veya belki TDP, hatta kim bilir, belki DP veya YDP ile koalisyon kuracak!
“Aslaaaa” demeyin sakın ha!
Açtırmayın ağzımı söyletmeyin görpümü! Görp müydü Öp müydü, ÖRP miydi?
-*-*-
İlk yapılması gereken mi?
Elbette yukarıda yazdıklarım daha geniş bir süreci kapsıyor ve evet acildir…
Ama ilk yapılması gereken, hemen erken seçim tarihi ve hemen hayat pahalılığı ile ilgili gerginliğin komiteye iadesi…
-*-*-
Hodri bullez!
Yok pardon, hodri meydan!







