‘Hastane açtık’ mı demiştiniz?
Hastane açıyoruz!
Hade be!
Vallahi açıyoruz!
Nerede?
Güzelyurt’ta!
-*-*-
Ammmman guzzzum, hastanemiz gaymag!
Vallahi bina da güzel, bahçesi de!
Allah içine düşürmesin!
-*-*-
Hele dabellası?
Vay maşallah!
-*-*-
Haaa yapan müteahhidin, işçilerin, mühendislerin ellerine sağlık da, onlar da paralarını alamamışlar, bu da ayrı bir şaka!
Devlet, borcunu hala ödememiş!
-*-*-
Alet – edevat mı?
Cihazlardan mı söz ediyorsunuz?
Yok!
Eksik!
Ya da eski!
-*-*-
Ne yapmışız?
“Cevdet Bey açılışa gelecek, Mağusa’daki devlet hastanesinin acilinde duran ama çalışmayan MR cihazını getirin!”
Getirdik!
-*-*-
Başka?
Orada burada atılı ne varsa bombalayın gelsin!
Bombaladık!
-*-*-
Peki hastane açıldı mı şimdi?
-*-*-
Şahane bir bina, muhteşem bir dabella, bahçede çiçekler ok mi?
Ok!
-*-*-
Güzelyurt’a hastane, mantıklıdır, doğrudur!
Ama bitirin, öyle açın!
Sadece bina yetmiyor, yetmediği de açık!
-*-*-
Neyse, açılış yaptılar, Güzelyurt Sağlık Ocağı personelini yeni Güzelyurt Hastanesi'ne taşıdılar…
-*-*-
Ancak hala yatılı servis, laboratuvar ve röntgen gibi hizmetler yok!
-*-*-
Burası hastane mi yoksa çok şık bir binada faaliyet gösteren sağlık ocağı mı?
-*-*-
Vatandaş dabellaya ve binaya bakıp, “tamam burası tam teşekküllü bir hastanedir” diyor ve gidiyor!
-*-*-
Ancak gerekli hizmet, doğru bir tetkik yapılamıyor!
-*-*-
Ve çoğu zaman hastalar, Cengiz Topel’e yönlendiriliyor!
-*-*-
Hasta da mağdur, hastane de mağdur!
Çünkü bu defa Cengiz Topel yükü kaldıramayabiliyor!
-*-*-
Güzelyurt ve bölge insanlarının sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşması amacıyla açılan bir hastane, (uzman doktor ataması dahi tamamlanmamış) ciddi eksiklikler nedeniyle yapılamıyor…
-*-*-
Haaa ufak tefek vakalarda belki sıkıntı yok!
Peki acil vakalar?
-*-*-
Kalp krizi, beyin kanaması ve benzeri hayati durumlarda zaman – süre – müdahale çok önemli değil mi?
-*-*-
Güzelyurt Hastanesi’nde bu tür acil vakalara müdahale kabiliyeti yok!
-*-*-
Haaa işin acı yan, bu tür hastalara Cengiz Topel de müdahale edemiyor ya; bu durumdaki bir hasta Güzelyurt’a gidiyor, “hayır Batı istikamette Cengiz Topel’e gidin”; gidiliyor… Oradan da Doğu istikamete Lefkoşa’ya!
-*-*-
Komik bir durum ama çok acı!
Çünkü şov yaptık, seçim yatırımımız da tamam ayrıca Cevdet Bey de bizi alkışladı diye insanları ölüm riskine atamayız değil mi Sayın Sağlık Bakanı?
-*-*-
Evet Güzelyurt’ta gerekli ve yeterli olanaklar yok!
-*-*-
Buradaki sağlık merkezine başvuran hasta önce Cengiz Topel Hastanesi'ne, ardından ileri tedavi için Lefkoşa'ya sevk ediliyor ve ortaya çok ciddi zaman kaybı riski çıkabiliyor!
-*-*-
Güzelyurt Hastanesi'nin mevcut kapasitesi ve acil durumlarda izlenecek sevk süreçleri belirlenebilmiş değil…
Toplumun bilgisi yok herkes orada bir hastane görüyor ama değil!
-*-*-
Kısacası anlayacağınız, Güzelyurt’taki hastane, Gazimağusa Devlet Hastanesi, Girne Dr. Akçiçek Hastanesi ve Lefkoşa Devlet Hastanesi gibi değil!
-*-*-
Güzelyurt ahalisi her zaman olduğu gibi açıkça kandırılmıştır, aldatılmıştır, seçimler nedeniyle oyuna getirilmiştir…
-*-*-
Güzelyurt Hastanesi'nde laboratuvar, röntgen ve yatılı servis hizmetleri yoktur…
-*-*-
Hastanenin tam kapasiteyle hizmet vermesi için belirlenmiş bir takvim de yoktur!
-*-*-
Bir hastanenin gerçek değeri, tabelasıyla veya binasının büyüklüğüyle değil, hastaya ne ölçüde hizmet verebildiğiyle belirlenir. Güzelyurt halkının beklentisi yalnızca yeni bir hastane binası görmek de olmamalıdır!
-*-*-
Özellikle acil durumlarda zaman kaybetmeden müdahale ve sevk imkânlarının sağlandığı, bölgenin ihtiyaçlarına cevap veren gerçek anlamda işlevsel bir hastane söz konusu değildir!
-*-*-
Bu mesele siyasi tartışmaların ötesinde, insan hayatını ve kamu sağlığını ilgilendiren bir sorumluluktur ve Güzelyurt Hastanesi yalnızca adıyla değil, sunduğu hizmetlerle de gerçek bir hastane hâline gelmelidir!
Türkiye’ye rağmen federal çözümü savunmak…
Kıbrıs, Türkiye için güvenlik, egemenlik, enerji, deniz yetki alanları, Doğu Akdeniz jeopolitiği ve uluslararası hukuk meselesidir.
-*-*-
Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bölünmezliğinin garantörüdür ve bunu sık sık unutup, eşit ve egemen iki devletli bölünme talebinde bulunmaktadır!
-*-*-
Bunu, diplomatik manevra avantajı kazanmak için mi yapıyor yoksa gerçekten Türkiye Kıbrıs’ı iki ayrı – komşu – egemen devlete bölmekten mi yanadır?
Şunları iyi okumak lazım…
Birincisi, Kıbrıs, Türkiye'nin güney kıyılarının karşısında, Doğu Akdeniz'in merkezinde bulunuyor. Adadaki askerî dengeler, Türkiye'nin güney denizlerine erişimi ve bölgedeki güvenlik değerlendirmeleri açısından önem taşıyor. Türkiye'nin garantörlük statüsü de bu boyutun hukuki ve siyasi temelini oluşturuyor. Bunu ben uydurmuyorum, bu yazdığım, Türk Dışişleri’nin internet sayfasında rahatlıkla okunabilir…
-*-*-
İkincisi, Kıbrıs, Türkiye, Yunanistan, İsrail, Mısır ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin kesiştiği bir noktada. Türkiye'nin Kıbrıs'taki pozisyonu, Doğu Akdeniz'deki bölgesel güç dengelerinden bağımsız düşünülemez. Bunu da Dışişleri sayfasından bulmanız mümkün…
-*-*-
Üçüncü konu, Doğu Akdeniz'deki doğal gaz rezervleri ile ilgilidir… Enerji nakil hatları ve deniz yetki alanları Kıbrıs meselesine doğrudan bağlanıyor. Türkiye açısından mesele yalnızca enerji kaynaklarına erişim değil, Kıbrıs Türklerinin bu kaynaklardaki hakları üzerinden, kendisine de avantaj sağlamaktır ve bu da doğal bir arzu ya da taleptir….
-*-*-
Dördüncü mesele, Türkiye'nin Kıbrıs politikasının, garantörlük anlaşmaları, Birleşmiş Milletler kararları, uluslararası tanınma ve Avrupa Birliği ilişkileriyle doğrudan bağlantılı olması durumudur. Türkiye'nin iki devletli çözüm yaklaşımı ile BM'nin iki toplumlu, iki bölgeli federasyon çerçevesi arasındaki farklılık da bu alanın merkezindedir. Türkiye, federal çözüm baskısından çok kolay bir şekilde uzak duramaz…
-*-*-
Beşinci konuya gelince… Kıbrıs, iki ülkenin yalnızca tarihsel anlaşmazlıklarından biri değil, Ege ve Doğu Akdeniz'deki ilişkilerinin de önemli bir parçasıdır. Kıbrıs'ta yaşanacak gelişmeler, Ankara-Atina ilişkilerinin genel atmosferini etkileyebilir. İki ülke arasında sadece Kıbrıs üzerinden değil, her anlamda ve her alanda savaş bile çıkabilir…
-*-*-
Ve gelelim son ara başlığa veya son önemli noktaya… Kıbrıs meselesi, Türkiye'nin Avrupa, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz politikalarının birbirine bağlandığı bir dosyadır. Dolayısıyla Türkiye'nin buradaki tutumu, sadece adanın geleceğini değil, bölgesel diplomatik ilişkilerini de ilgilendirir.
-*-*-
Şimdi bazı sorular sormak lazım:
Türkiye Kıbrıs meselesini kendi ulusal çıkarları açısından mı yönetiyor, yoksa Kıbrıs Türk halkının siyasi, ekonomik ve toplumsal geleceğini mi düşünüyor?
-*-*-
Bu iki yaklaşım birbirini dışlamak zorunda değil. Ancak her zaman aynı önceliklere sahip oldukları da söylenemez. Mesela herkes çok ama çok iyi biliyor ki, Kıbrıslı Türklerin geleceği açısından federal çözüm kaçınılmazdır… ancak değil sadece federal çözüm, herhangi bir çözüm, Türkiye’nin yukarıda saydığım çıkar veya siyasetlerine “halel” getirebilir…
-*-*-
Türkiye'nin Kıbrıs'taki çıkarları ile Kıbrıs Türk halkının toplumsal ve siyasi çıkarları arasında bazen zerre kadar bağ yoktur…
-*-*-
Türkiye için Kıbrıs bir diplomasi meselesi değil doğrudan güvenlik meselesidir…
-*-*-
Türkiye, uluslararası anlaşmalar gereği Kıbrıs'ın bütünlüğünü savunmak zorundadır ve bunu yapmamaktadır… Türkiye, Kıbrıs üzerinden Doğu Akdeniz'deki kendi çıkarlarını ve geleceğini savunmaktadır!
-*-*-
Dolayısıyla, Türkiye’yi suçlamak, mantıklı ve doğru değildir!
-*-*-
Asıl soru, bizim ne istediğimizdir!
-*-*-
Şu anda Kıbrıs’ta federal çözüm hatta tek başına çözüm bile Türkiye’nin çıkarlarına uymamaktadır…
-*-*-
Bu nedenle de tüm siyasi geçmişini federal çözüme adamış örneğin CTP veya Tufan Erhürman’ın işleri, çok hem de çok zordur!
-*-*-
Kibarca soracak olursam; Türkiye’ye rağmen hala federal çözümü savunmak kolay mı?







