Hade Hayırlısı…
BM Genel Sekreteri (BMGS) Guterres’in kişisel temsilcisi Holguin bu son ve uzun süreli ziyaretinde Kıbrıs siyasetinin tamamında sürprizli bir hareketlilik yaşattı… Öylesine gelmiş gibi idi… Herhangi bir ilerleme yapmışlar mı diye liderleri bir yoklayacaktı… Malum, önümüzdeki haftalarda BMGS’nin BM Güvenlik Konseyi’ne sunacağı Kıbrıs raporunun hazırlanması var; taslağı da Holguin hazırlayacak… Gene malum, yıl sonu Guterres’in ve dolayısıyla da Holguin’in görevi biter; bu gelişi veda ziyareti de olacaktı… Meğer gaz perde ayaklı imiş…
BMGS’nin liderlerden beklediği ‘ilerleme’ Güven Yaratıcı Önlemler (GYÖ) listesinde verdiği Kuzey-Güney arasında yeni geçiş kapıların açılması ve mayın tarama ve temizleme yapılması vardı; diğer önlemler yolunda idi… Hristodulidis geçiş kapıları için “Yapayım da olmasın” önerisi, mayın temizleme için de niyetli olmama tavrı ile sıkıntı yaratıyordu. Ancak, bu sıralarda Hristodulidis’in Kıbrıslı Türklerin kültür-sanat ve spor faaliyetlerini önleme girişimlerini BM’ye kınayan Cumhurbaşkanı (CB) Erhürman’ın mektubuna Guterres’ten gelen yanıtta ve Holguin’den yapılan açıklamada Hristodulidis’e diplomatik dille verilen eleştiri mesajları vardı. AB tarafı da hep mıha vuruyordu ya, nala da vurmaya başladı…
Holguin bir ‘Mekik diplomasisi’ uygulamasına girişti ve sonuçta Hristodulidis’ten açılımlar gelmeye başladı… Açılacak kapılarda yarattığı sıkıntıyı aşmak üzere yeni bir güzergâh önerdi, mayın temizleme konusunda da BM’nin önemsediği bir alanın temizlenmesini kabullendi. Yani, BMGS’nin istediği ilerleme az-çok yerine geldi.
Holguin’in çok ilginç bir sürprizi de TC Büyükelçisi ile Büyükelçilik makamında görüşmesi oldu; Büyükelçi TC Dış İşleri Bakan Yardımcısından gelen bir mesajı Hristodulidis’e iletmesi için davet etmiş… Sen misin TC Büyükelçisi ile makamında görüşen?! Rum tarafının tüm siyasi kişi ve kurumları şiddetle eleştirdi… Holguin ciddiye aldı mı?! Hayır… Zaten Hristodulidis’e eleştirel mesaj vermeye başlamıştı ya, “Kim takar sizi?!” havasına girdi… Eğer bu görüşme BM kararları aleyhine olmuşsa, ‘Azarı’ BMGS yapsındı; Holguin’in BMGS’ye danışmadan bu görüşmeyi yaptığını da hiç sanmıyorum.
Görüşme konusu, TC Dış İşlerinin bir mesajının Hristodulidis’e iletilmesi imiş… CB Erhürman’ın hem mesajdan, hem de yapılacak girişimden bilgi ve haberi olmaması mümkün değil… Belli ki mesajın onun tarafından iletilmemesi de aralarındaki bir mutabakat idi… Ve bu bir deneme girişimi idi; genelde BM, özelde Holguin bu girişime ve yönteme katılımcı olacak mıydı?. Oldular… Ve bu da BM’nin Kıbrıs Rum siyasetine yeni bir mesajıdır: “Kıbrıslı Türkleri dünyadan yalıtmak çabalarınız artık bıktırdı”.
Holguin kanalı ile Hristodulidis’e aktarılan o mesaj, her ne idi ise, sonrasında TC Dış İşleri Bakanı Fidan KKTC’ye bir çalışma ziyareti yaptı… Son gümlerin gelişmeleri ışığında, gelecek günleri CB Erhürman ile istişare etmek, stratejik eylem planı yapmak ve sürecin önünün Türk tarafı (Kıbrıslı Türk ve Türkiye) marifeti ile açılmasında ortaklaşmak… Pazartesi Kıbrıslı liderlerin Holguin ile ortak toplantısı var; bu toplantının BM için ‘Olumlu’ sonuçlanması halinde Kıbrıslı liderlerin BMGS ile yeni bir 2+1 toplantısı olacak. Türk tarafının aslında peşinde olduğu bunun gerçekleşmesidir; gerçekleşirse bundan çıkacak karar da göreve yeni başlayacak olan BMGS ile Gayri Resmi 5+1 Toplantı’nın tarihini belirlemek olacak.
Türkiye böyle bir toplantıya hazır mı?! Hazırdır… Türkiye’nin bu konudaki emniyet supabı Hristodulidis ve CB Erhürman’ın metodoloji önerisinin dördüncü maddesidir; o maddedir ki, yeni süreci Kıbrıs Rum tarafı çökertirse Kıbrıslı Türklerin şimdiki statükoya dönmeyeceğine dair ilkesel kararın resmi görüşmelerin başlangıcında alınması ve kaydedilmesi… Guterres yeni sürecin zaman tahditli ve sonuç odaklı olacağını da kural olarak kayda geçirmişti ya; bunlar da Hristodulidis’in benimseyemeyeceği ve “Ben hazırım” dediği yeni görüşme sürecine ilişkin hiçbir açıklamasında da atıfta bulunmadığı hususlardır. Dolayısıyla, Guterres ile 2+1 toplantının yapılacağı kesin görünüyor da bu toplantıdan Gayri Resmi 5+1 Toplantı kararı çıkıp çıkmayacağı belli değil… Çıkmazsa, zaten gerçekte hiç istekli olmayan Hristodulidis’in yaklaşan seçimlerini mazaret göstermesi nedeniyle çıkmayacak… Guterres bunu içselleştirir mi?! Crans-Montana Konferansı’nı Anastasiadis’in bu nedenle çökerttiğini en iyi bilenlerdendir… Bir söz var, “Beni bir defa kandırırsan senin hatan, iki defa kandırırsan benim hatam” diye… Guterres bu sözü biliyordur mutlaka ve hata işlemeyecek herhalde… Ve BMGS görevinin son günlerinde BM Güvenlik Konseyi’ne vereceği Kıbrıs Raporu da tüm olguları tüm açıklığı ile ve yeni BMGS’ye kılavuz olacak şekil ve içerikte yazdığı bir rapor olacaktır.
Bu arada, son hafta içindeki gelişmelerde hissedilen ve şüphe edilen olumsuzlukların sorumluluğunu Türk tarafına yükleyen çok değerli ve saygın entelektüellerimiz var; sanki Hristodulidis çok samimi ve kararlı olarak Kıbrıs sorununu BM Ölçütlerinde çözmek üzere yeni sürecin başlamasını istiyormuş ve elinden geleni de ardına koymuyormuş gibi yorumluyorlar. Elbette görüşlerine saygı duyarız da, geçmişin Papadopulos’u ve Anastasiadis’i de bugünün Hristodulidis’i gibi değil miydi?! Hristodulidis’in, Annan Planı’nın referanduma sunulacağının kesinleştiği günkü Papadopulos, Crans-Montana Konferansı’nın Guterres’in “Antlaşma neredeyse imzaya hazırdır; Türk ve Yunan Başbakanları imza için davet edelim” dediği aşamadaki Anastasiadis olmayacağına dair güvendikleri ve kamuoyunun bilmediği olgular mı var?! Türk tarafı olarak Kıbrıs Rum tarafınca önce Annan Planı referandumunda kandırıldık, onların hatası idi; sonra Crans-Montana’da ikinci defa kandırıldık, bizim hatamız idi… Üçüncü defa kandırılmamak için, kandırılma girişim ve çabalarını boşa çıkartmak için önlemler almaz isek, Türk tarafı olarak “Kolayca kandırılabilen taraf” değil de “Aptal taraf” olarak nitelenmeyi göze alıyoruz demektir. Ve işte CB Erhürman’ın metodoloji önerisinin dördüncü maddesi bu nitelemeye maruz kalmamamızı sağlayacak maddedir. Ve eğer ki Hristodulidis gerçekten Kıbrıs sorununu BM Ölçütlerinde çözmeye hevesli ve bağıtlı ise, o maddeyi kabul etmekte bir beis duymamalı…
Entelektüellerimiz son haftanın olgularına dair yorumlarında da, BM’nin kapsamlı çözüm süreci yerine GYÖ’de ilerlemeye verdiği önemi eleştirmektedir… Crans-Montana Konferansı’nın çöküşünden sonra Kıbrıs sorunu çözüm süreci önce Kıbrıs Rum liderliğinin, bilahare de KKTC CB seçilen Tatar’ın tavır ve tutumları nedeniyle buzdolabına girdi. Kapsamlı çözüm sürecini başlatmayı denemek için bir ‘Buzkıran’ ihtiyacı vardı. BMGS’nin liderlere üç başlıkta verdiği ödevlerin ilk bölümü olan GYÖ de Buzkıran misyonu için uygulamaya sokuldu. Hani var ya, donmuş denizlerde normal gemiler önde giden Buzkıran gemisini izleyerek açık denizlere intikal edebiliyor; Guterres’in önerisi de kapsamlı çözüm sürecinin buzkıran gemisi niteliğindedir…
Hade hayırlısı; önümüzdeki günler ve hafta Kıbrıs’ın geleceğine dair çok şeylere gebe…






