Değiştirme gücümüz olabilseydi keşke
“Değiştirme gücümüz olabilseydi keşke...”
Bu bir temenni değil, bir yüzleşmeydi.
“12 Eylül Türkiye’sini yaşayan, o baskıları gören arkadaşlarımız, Kıbrıs’ta yöneticilik yaptılar, Başbakan bile oldular. Ama bence hiçbir etkimiz olmadı. Olmadı, çünkü bir yerlere bağımlı yaşıyoruz ve değiştirme gücümüz yok.”
Bunu söylerken yakarmıyordu, yakınmıyordu, rol de yapmıyordu.
Sadece dürüsttü.
Belki de bu yüzden bu kadar sevildi.
Haklıydı galiba.
En azından samimiydi.
***
Yıllar önce uzun bir söyleşi yapmıştık.
O söyleşi ve başka tanıklıklar bir kitapta toplandı: “İşkenceci Polisi Sesinden Tanırım.”
12 Eylül 1980 sabahına İstanbul’da uyanan genç bir tıp öğrencisiydi Erkut Öner.
Cerrahpaşa’da son sınıf…
Sınav kaygısı, gelecek telaşı, hayata tutunma arzusu ve askeri darbe.
Merter’de bir bodrum katı...
Nem, karanlık, bekleyiş…
Tutuklanma…
Gözler bağlı, 1. Şube…
Hasdal Kışlası…
Falaka.
Dayak.
Küfür.
İşkence.
“Hiçbir suçu olmayan öğrencilerdik…”
***
Hücrede geçen günler boyunca yalnızca bedenini değil, baskının doğasını, adaletin yokluğunu ve insan onurunun ne kadar kırılgan olduğunu tanıdı.
Henüz yirmili yaşlardaydı.
Hayat elbette devam etti.
Okul bitti.
Kıbrıs’a döndü.
Lefke’ye adanmış bir yaşam kurdu.
Spora ve toplumsal mücadeleye sırtını yaslamış bir ömür sürdü.
İyi bir hekimdi.
İnsanlara dokundu.
Sessizdi.
Gösterişsizdi.
Ama onurluydu.
Bir sabah “kaybettik” dediler…
Şimdi o “değiştirme gücü” üzerine yeniden düşünme vakti. Keşke bu vakitsiz gidişi değiştirebilseydik; ama elimizde kalan tek güç, onun temsil ettiği o dürüstlüğü bugünün sorunlarına yansıtabilmek.
Tam mesai: Hükümetin değil, toplumun hizmet hakkı
Kamu hekimlerinden bir grev kararı bekliyordum.
Geldi.
Çünkü yine “tam mesai” deneniyor.
Şunu açıkça söylemek gerekir…
Bugünkü Sağlık Bakanı’nın ve bu “hükümet”in istifasını istemek için bin gerekçe var.
Ama kamu hastanelerinde tam mesaiye geçiş, bunlardan biri değil.
Olamaz.
Bu hükümetin yönetim beceriksizliği, liyakatsizliği ve yarattığı tahribat üzerine kara kaplı kitaplar yazılır.
Ama “sağlıkta tam mesai” haklı bir taleptir.
Umarım toplumun duyarlı insanları da muhalefet de bu başlıkta popülizme kapılmaz.
Çünkü biliyorum, hem hekim lobisi güçlüdür hem de mesleğin tarihsel ve psikolojik üstünlüğü baskındır.
Ama yıllardır süren bir yalan bu.
Mesaiyi yarım bırakmak.
Hastayı sistematik biçimde özele yönlendirmek.
***
Oysa...
Toplumun finanse ettiği bir hizmet süresi bu.
Mesai.
Ödeniyor karşılığı...
Uymamak ne demek?
İmza atmamak, parmak basmamak, giriş çıkış saatlerinde hesap vermemek?
Kamudaki bu düzeni reddediyorsanız, özelde çalışınız o zaman…
Çünkü özelde çalışırken mesai saatlerine uyuyorsunuz…
Merak ediyorum doğrusu…
Örneğin Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’nin profesyonel çalışanlarının mesai saatlerini kim, nasıl denetliyor?
Öğle bir vakit “biz kaçtık” deseler…
“Hesap da vermeyiz…”
Hekim örgütleri böyle bir durumda kendi çalışanlarını “tam mesai” öder mi?
Böyle bir disiplinsizliğe kayıtsız kalır mı, kendi çalışanı olsa?
***
Hekimlerin haklı olduğu belki bin başlık var; altyapı, yetersizlikler, çalışma barışı, hastane organizasyonu, insan kaynağı yetersizliği, kontrolsüz nüfus, kamu sağlık sisteminin sürdürülemez yapısı…
Ama mesaiden kaçmak yok bunun içinde.
Özelde yasa dışı hasta bakmak yok.
Piyasacı bir düzen kurmak yok.
Umarım bunu bir “meydan okuma” alanı olarak görmezler.
Çünkü mesai, hükümetin değil, toplumun hizmet hakkıdır.
Çalınan da budur.
Bu kadar iyi eğitimli, yetenekli, sevilen insanlar hekimler; vazgeçsinler bu inattan, haklıyken haksız duruma düşmekten, statükoya böylesine sarılmaktan… O zaman çok daha fazla saygı görecekler…
Mesarya’dan yükselen umut
En kapsamlı birleşme Mesarya Belediyesi’nde yaşandı.
Dört belediye birleşti: Akdoğan, Paşaköy, İnönü ve Vadili…
Doğru bir adımdı.
5,7 milyon TL borçla devralındı bu yapı.
Borç kapatıldı.
Önce denk bütçe sağlandı.
Şimdi artıda.
Yani giderden fazla geliri var belediyenin.
Üstelik ciddi yatırımlar yapıldı, halkla doğrudan temas eden hizmetler üretildi.
“Girilmemiş sokak bırakmayacağız” demişti Başkan Ahmet Latif.
Öyle yaptı.
Şimdi “Memnuniyet yüzde 75’in üstünde” diyor.
Bravo.
Basın toplantısını izlerken insan ister istemez umutlanıyor:
Yerel yönetimde mümkün olan, merkezde neden olmasın?







