1. YAZARLAR

  2. Neşe Yaşın

  3. Değişmeyen Tek Şey
Neşe Yaşın

Neşe Yaşın

Değişmeyen Tek Şey

A+A-

Zamanın ruhunu duyumsamaya çalışmak nasıl da zor son sıralar. Değişim öylesine hızlı ki ulaştım sandığın elinden kayıp yeni bir yoruma yol veriyor. Kısa videolar halinde dünyanın dört bucağında olup biten geçip duruyor önümüzden. Son sıralar algoritma Kıbrıs’la ilgili videoları düşürüyor önüme. Kimliklerin direngenliği ve dinamizmi üzerine düşündürüyor bu beni. Belli bir coğrafyada, kamusal alanda, tarihsellikte, dilde vs. şekilleniyor kimlikler ve sabit değiller. Küreselleşmiş dünyaya direnen yerellikler zamanındayız sanki. İlgi gören farklı olmak, şaşırtıcı olmak çünkü. Birilerinin kopyası değil ama özgün ve yeni olmak. İçerik üreticiler bunu fark ediyorlar ve kimliklerde gizli hazineyi deşmeye çalışıyorlar.

Var olmak görünürlükle ilgili artık. Hayattaki başarının önemli bir yanı görünürlüğü yükseltmek. Değişim hızı sersemletici, en azından benim ya da benim kuşağım için. Bu akışta sürüklenmek, kendini bırakmak da mümkün ama geldiği ve gitmekte olduğu yerin sorumluluğu ile dolu kimi insan.

Başkalarının hayatlarının hiç bu kadar gözlemcisi olmamıştık. Bize sunulan çeşitli hikayeler var başka hayatlara dair. Yüzeysel hikâyeler genelde bunlar. Ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu; pek net değil. Her şey pazarlamaya dair çünkü. Hikayelerimiz pazara çıkıyor ve alıcının ilgisini çekmeleri gerekiyor. Bazı karakterlerle duygusal bir bağ oluşturuyoruz. Merak etmeye başlıyoruz onları. Ünlü tanımı değişmiş durumda artık. Herkes üç dakika ünlü olacaktı ya Andy Warhol’a göre, artık farklı bir boyutta bu. Sorun şu ki yıldızı pek uzun parlamıyor bu yeni tip ünlülerin. Bir süre sonra seyirlik hazzın son kullanım tarihi gelmiş oluyor. Sınırsız seçeneklerle dolu bir alan bu. Kendini yenilemek her zaman mümkün elbette. Dinamik olan kazanıyor.

Son sıralar farklı dillerdeki bazı kelimelere merak saldım. Başka dillerde tam karşılık bulamayan kelimeler bunların bir kısmı. Jagayop örneğin, Japonca bir kelime, ifade edilemeyen bir duygudan ötürü yaşanan sessiz bir içsel ağırlığı ifade ediyor. Yeoubi, Korece bir kelime, güneş duşu demekmiş. Yağmur yağarken parlayan güneş için kullanılıyor. Sürprizin güzelliğini taşıyan, az rastlanan kısacık anları ve sessiz çelişkileri sembolize ediyor.

Farklı dünyaların hızlı değişimini yaşamış kuşağımın bu hız karşısındaki sersemletici iç burukluğunu yansıtan bir kelime var mıdır acaba herhangi bir dünya dilinde diye düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. Boomer kelimesi var elbette. Teknolojiye uyum sağlamayan ikinci dünya savaşı sonrasındaki ‘baby boom’ sırasında doğmuş kuşağı anlatmak için. Biraz da hakaret gibi kullanılıyor Z Kuşağı tarafından.

Değişimin hızı zamanın ruhunu da değiştiriyor sürekli. Orta çağ görüntüleri ve uygulamaları ile faşizm dönemi fikirleri de bu çağın hortlaklarından. İnanmazlıkla bakıyoruz olup bitene. Sorun şu ki iyiye doğru her gelişme kötüyü tetikliyor. Çağın bütün kazanımları bundan hoşlanmayan ya da kendine tehdit olarak görenlerin karşı atağını getiriyor.

Nostaljik biri olmadım hiçbir zaman, hatta biraz tepki duydum bu tip tavırlara. Geçmiş de öyle çok matah değildi çünkü. Bir dönemin nostaljisini yaşayanlar daha çok da o dönemde çocuk ya da genç olan kendilerini özlüyorlar ve hızla geçen hayatın yasını tutuyorlar. Bazen de kötülükleri unutup sadece bir masumiyetin hatırasını parlatıyorlar.

Masumiyet kadar kötülük de hep var olmuş. Bugüne bakınca, bunca imge bombardımanı ve kötülüğe karşın masumiyet ve iyilik de var hala.

Herkes dingin bir sığınak arıyor kendine bunca kargaşa içinde. Geçmişte doğa daha özgürdü bunca yapılaşma yoktu elbette. Yapılaşma olmadığı için doğaya ve onu korumaya dair bugünkü duyarlık da yoktu ama.

Zaman bana hüzün verdiği kadar korku da salıyor içime. Yaş almış olduğum için biraz da bu. Çocuklar kendilerine sunulan dehşet senaryolarından korkuyorlar  diğer yandan, oysa biz zamanın insanlığı hep daha iyiye doğru götürdüğüne inanmıştık. Teknolojik gelişmelerin insan hayatını her geçen gün daha da kolaylaştıracağına.

İnsan hala Shakespeare’ın anlattığı insan ama. Aynı hırs, aynı komplo, aynı iç kargaşası içinde. Zamanın ruhu sürekli değişiyor. Toplumlar, ülkeler, kimlikler değişiyor. Hepimizin de bildiği gibi değişmeyen tek şey değişmek. Bir şey daha var bence. İnsan ruhu yüzyıllar öncesinde neyse orada hep. Aynı temel özelliklerden mustarip.

Bu yazı toplam 525 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar