1. YAZARLAR

  2. Serhat İncirli

  3. Bu Ada’da yaşamın merkezine “bayrakları ya da minareleri veya kiliseleri” koymadan da yaşayabiliriz
Serhat İncirli

Serhat İncirli

Bu Ada’da yaşamın merkezine “bayrakları ya da minareleri veya kiliseleri” koymadan da yaşayabiliriz

A+A-

Zekâ ile ırkçılık arasında doğrudan ve basit bir karşıtlık yoktur. 

-*-*-

“Yani zeki – akıllı bir insan kesinlikle ırkçı olamaz” diye bir saptama yapmak o kadar kolay değildir!

-*-*-

Veya “… kişi gerçekten geri zekalıysa, ırkçı olması daha kolaydır” demek, bilimsel bir açıklama kabul edilemez!

-*-*-

Elbette “… zeki veya eğitimli bir insan da ırkçı olabilir”…

Ancak hayattaki gerçekler, tecrübeler dikkatli bakıldığı zaman bize şunu gösteriyor ki, zeki bir insandan kolay kolay ırkçı çıkmaz!

-*-*-

Çevremizdeki çeşitli faşist – ırkçı gruplara baktığımız zaman “zeki insandan faşist olmaz”ın bir gerçek olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz!

-*-*-

Haaa Kıbrıs Türk Toplumu’nun bu konuda ufak bir ayrıcalığı var…

Nedir bu ayrıcalık?

-*-*-

Bizim toplum içerisindeki aşırı milliyetçilik ya da ırkçılık veya faşizm ki üçü bir sepetin yavrucuklarıdır; kişisel çıkar, Türkiye’deki belirli çevrelere şirin görünme hatta yalakalık yapma gibi sebeplerle de “o sepette oturuyor”dur!

-*-*-

Annemin babası – dedem Hüseyin Teralı, elbette İoanna Kuçuradi değildi ama çok zeki biriydi ve insanları etnik kökenlerine göre ayırmayı “onurlu bir görev” kabul etmedi…

-*-*-

Herkesi sevmek, olanakların sınırları içerisinde eğlenmek, hep neşeli olmak, hep güldürmekle geçti hayatı…

-*-*-

Bir tek kişiden nefret ettiğini işitmedim!

-*-*-

En az yüz sene yaşadı; ana dili Kıbrıs Rumcasıydı; hatta bu dilde halk ozanıydı, çatisto ustasıydı…

-*-*-

Yemyeşil gözleri, elbette güneşin de etkisiyle kalıcılaşmış esmer teni ve çok uzun boyu vardı ki antropolojik anlamda Orta Asya’dan gelmediği gayet açıktı!

-*-*-

Gözler çekik, saçlar dümdüz, elmacık kemikleri atık, boy kısa, ata binmekten bacaklar eğri değildi!

-*-*-

Kimsenin etnik kökeni beni ilgilendirmez, dedeminki de ilgilendirmedi!

-*-*-

Çünkü dedem, yaşadığı ülke Kıbrıs’ı, doğduğu köyü Tera’yı ve Bafidi olmayı gururla anlatan biriydi ancak “tekrar edeyim” kimseyi, rengine, dinine, inancına göre ayırmamıştı, ayırmazdı!

-*-*-

Haaa Nazım Hikmet’in yazdığı gibi, “… “Sarışın bir kurda benziyordu / Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı”; hç değildi!

-*-*-

Dedem Türkçeyi anlaşacak kadar bilirdi ama bu dil, sanırım üçüncü diliydi çünkü 4-5 yıl İngiliz Ordusu’nda Süveyş’te ve Yunanistan’da görev yapmıştı… Yani ikinci dili İngilizceydi…

-*-*-

Dedeme sormuştum; “Biz nereliyik be dede?”

“Bildiğim kadarıyla Girit ya da İtalya” demişti!

Umurunda değildi nereden gelmiş olmak, doğduğu – yaşadığı yeri sevmek önemliydi!

-*-*-

“Yani biz Türk değil miyiz?” sorusuna verdiği yanıt da, “… Kıbrıslı” şeklinde tek kelimeydi!

-*-*-

Türkiye’nin önde gelen filozoflarından, akademisyenlerinden ve insan hakları düşünürlerinden biri olan Ioanna Kuçuradi vefat etti…

-*-*-

Profesör Doktor Kuçuradi’nin insan hakları konusunda felsefenin efsanelerinden biri kabul edilir…  

-*-*-

Çok akademik tartışmaya girecek kapasitede değilim elbette ama Kuçuradi, “İstanbul'da, Rum bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişim” diye kendisini tarif eden ama etnik kökeni asla tartışılmamış bir büyük filozoftu…

-*-*-

Bir çok kaynak O’nu, “… Türkiye'de doğup yetişmiş, İstanbul Rum toplumuna mensup bir Türk vatandaşı/filozof” olarak kabul eder…

-*-*-

Dedem mi?

“Kıbrıs’ta, Baf’ın Tera köyünde “Osmanlı” olarak 1906’da doğup – İngiliz sömürgesinin bir vatandaşı olarak yetişmiş, 1974 göçü sonrası köyüne hasret bir şekilde Kozanköy’de ölmüş ve Lefkoşa’ya gömülmüş bir Kıbrıs vatandaşıydı…”

-*-*-

Dedemle hiç iç siyaset konuşmadık!

Ama “bunların içinde en iyisi Özker Focadır” dediğini çok iyi hatırlarım!

-*-*-

Bir: Dedem, “hoca” yerine “foca” diyordu!

İki: İdeolojik bir pozisyonu asla yoktu ama “Özker (Özgür) Hoca” O’na dürüst geliyordu ki bu saptama asla haksız çıkmadı!

-*-*-

Ve annem…

Annem Hatice Teralı, sonradan İncirli, okumayı, izlemeyi, dinlemeyi ve doğru bildiğini korkusuzca söylemeyi öğrendi!

Dedem, yani babası “Sus be Hatice söyleme” demedi!

-*-*-

Ama TMT içinde yetişen ağabeyinden da kocasından da zaman zaman “sus be Hatice”yi işttiğini biliyorum!

-*-*-

Neden susmalıydı?

-*-*-

Mesela Özker Hoca’dan bahsedersek bir kez daha, annem, O’nunla sınıf arkadaşı olmakla dahi övünen biriydi!

-*-*-

Evet, dedem hiç susmadı!

-*-*-

Taaa ki geri zekalı bir askerin, bir düğünde, Rumca çatisto okuyan dedeme, “niye Rumca şarkı söylüyorsunuz ulan” diye kükreyerek tokat atmasına kadar!

-*-*-

Dedem, o tokattan sonra hep sustu!

Gülmeyi, zivaniyayı, kara yağlı salata yemeyi hiç bırakmadı ama…

-*-*-

Diyeceğim o ki; Kuçuradi’den hayattayken ders alamamış olabiliriz!

-*-*-

Ama geçtiğimiz gün yaşamını yitiren bu kadın bilim insanından öğrenecek çok şeyimiz olduğu gibi; bu Ada’da kardeşçe ve yaşamın merkezine “bayrakları ya da minareleri veya kiliseleri” koymadan da yaşayabileceğimizdir!

-*-*-

Çünkü, yaşamın merkezine bayrağı, dili, dini, onların da üzerine hırsızlığı koyduk muydu; iş sahtekarlığa dönüşüyor!

-*-*-

Birileri, en sahte ve en yapmacık şekilde kendini Yunan sayıp mitolojik hayaller kuruyor; öteki sanki dün Ergenekon’da kurtlardan süt içip gelmiş gibi davranıyor!

-*-*-

İlla ki “herkes herkesi sevmeli” diye bir kural yoktur!

-*-*-

Kuçuradi ne öğretti veya ne öğretmeye çalıştı?

“… İnsan sevgisinden çok insanın değerini bilmeyi” öğretti!

-*-*-

Dedi ki; “… İnsanı sevmek, onun hakkında iyi duygular beslemekten önce, onun değerini görebilmektir.”

-*-*-

Yaşasın insan sevgisi!

Kahrolsun bu adayı bölen Elen ve Türk faşizmi!

yeni-proje-6-004.png

Dedem Hüseyin Teralı… İkinci Dünya Savaşı’ndan kalan askerlik fotoğrafı ve 1990’ların sonlarında çekilmiş bir diğer fotoğrafı…

 

Bu yazı toplam 381 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar