Bu adada kediler hep vardı!
Yazda hafta sonu tatillerimden birini Baf’ın Hloraka (Chlorakas) köyünde geçirmiştim…
Eşimle birlikte burada en çok fark ettiğimiz enfes plajlar veya oteller ya da muhteşem yürüyüş yolu değildi…
-*-*-
Hatta bu bölge hıyarı ve Grivas’ı ile ünlüydü…
Grivas’ın Kıbrıs’a çıktığı yer de burası falan ya!
-*-*-
Yok yok, onlar da değil; kediler!
Evet kediler çok fazlaydı…
Tüm sahil kedilerle doluydu…
-*-*-
Dün gazetelerde bir haber gözüme ilişti…
Birileri, kedileri zehirlemiş ve 12 kedi ölmüş…
-*-*-
Geçen hafta Güney Kıbrıs’ta bir adam da komşusunun kedisini döverek öldürdüğü için iki ay hapis cezası almıştı!
Siyasetten, abuk sabuk vaatlerden çok sıkıldığımız bir gerçektir…
Holguin geldiydi, liderlerle görüştüydü…
Umutluydu, değildi!
-*-*-
Boş verin!
Sizinle bir şiir paylaşayım…
-*-*-
Bir Kedinin Masalı
-*-*-
Düşünürdüm küçücük bir çocukken
Rum komşumuzun kedisi de
Rum mu diye.
Bir gün anneme sordum,
meğer kediler Türk
köpekler Rum’muş
kediciklere köpekler saldırıyormuş.
Günler sonra bir gün
ne göreyim,
bizim kedi
doğurduğu yavruyu yedi.
-*-*-
Yukarıdaki şiiri Kıbrıslı şair sevgili Mehmet Yaşın yazdı…
Şiir, 1984’te yayımlanan “Sevgilim Ölü Asker” kitabında yer alıyor…
-*-*-
Mehmet Yaşın’ın annesi Ayşe Hocanım Lefke’de komşumuzdu… Hayatımda daha güzel, daha iyi bir insan hatırlamıyorum… Nur içinde uyusun…
-*-*-
Neyse!
Kediler!
-*-*-
Kediler!
-*-*-
Mehmet Yaşın çok sevdiğim şiirinde, Kıbrıs'taki toplumlar arası ayrışmayı, bir çocuğun gözünden kedi ve köpekler üzerinden anlatıyor…
-*-*-
Küçük çocuk, Rum komşularının kedisinin de Rum olup olmadığını merak ediyor ve Ayşe hocanımdan yani annesinden aldığı yanıtla, kedilerin Türk, köpeklerin Rum olduğunu öğreniyor!
-*-*-
Aslında bu şiir, Kıbrıs’ın mahvına sebep olan etnik kimliklerin bölünmüşlüğünün hayvanlara bile yakıştırıldığı bir toplumun ya da halkın önyargılarını, ironik ve sarsıcı bir dille ele alan, muhteşem bir eserdir…
-*-*-
Ne yazık ki Kıbrıs’taki toplumsal hafıza, iğrenç milliyetçi propagandanın da sadece insanları değil, hayvanları bile etnik kimliklerle sınıflandıran salakça bir hafızadır…
-*-*-
Haaa Hloraka köyüne de gittiğinizde plajlar, deniz, güneş, tarih, yürüyüş yolu, hıyar, hellim, zeytin, muz ve turunçgillerle karşılaşırsınız.
Bol turist ve tabii ki bir de kedilerle...
-*-*-
Her yerde, her adımda kediler var…
-*-*-
Kediler Kıbrıs’ın yerlisi mi?
Yani bizden veya Rumlardan önce de bu topraklarda kediler var mıydı?
-*-*-
Hani sık sık ve de salakça bu konuyu tartışırız ya!
“Kıbrıs bizimdir çünkü biz daha önce buradaydık!”
İyi de kediler bizden – hepimizden önce gelmiş!
O yüzden!
-*-*-
2004 yılında Kıbrıs'ın güneyindeki Shillourokambos (Şillirogambo) adlı Neolitik yerleşim yerinde yapılan arkeolojik kazılarda son derece ilginç bir keşif yapıldı. Bir insan mezarının yakınında, yaklaşık sekiz aylık bir kediye ait iskelet bulundu. Üstelik kedi ile insanın mezarlarının birbirine yakınlığı, bunun sıradan bir rastlantı olmadığını düşündürüyordu.
-*-*-
Yaklaşık MÖ 7500 yılına tarihlenen bu buluntu, insan ile kedi arasındaki ilişkinin bilinen en eski arkeolojik örneklerinden biri olarak kabul edildi.
-*-*-
Başka bir ifadeyle, bugün evimizin koltuğunda uyuyan, mutfakta mama bekleyen, bazen bizi görmezden gelen ama istediğinde yanımıza sokulan kedilerin Kıbrıs'la ilişkisi, sandığımızdan çok daha eski.
-*-*-
Bizden eski!
Rumlardan da eski!
O zaman Ada kedilerin!
-*-*-
Yoksa Hloraka’da o 12 kedi, bu yüzden mi öldürüldü?
Komik bir yorum tabii ki; saçma bir soru ya da!
-*-*-
Modern evcil kedilerin kökeninin Orta Doğu veya Yakın Doğu'daki yaban kedilerine dayandığı ve Ada’ya da büyük olasılıkla, oralardan, sırf kemirgenlere karşı mücadele maksadıyla getirildi…
-*-*-
Muhtemelen tarımla uğraşan ilk topluluklar için kediler, tahılları tehdit eden fare ve diğer kemirgenlerle mücadelede önemli bir yardımcıydı. Zamanla bu yararlı ilişki, bugün dostluk olarak tanımladığımız bağa dönüştü.
-*-*-
Ancak insanla kedi arasındaki ilişkiyi yalnızca fare avcılığıyla açıklamak da mümkün değil. Bir insanın yanına kedisini gömecek kadar değer vermesi, aralarında görev anlamında bir ilişkinin ötesinde bir bağ bulunmuş olabileceğini düşündürüyor.
-*-*-
Krallıkları, savaşları, göçleri, fetihleri, anlaşmaları ve siyasi mücadeleleri konuşuyoruz, bunları konuşarak, tartışarak hala günlerimizi geçiriyoruz…
Genelde saçma sapan milliyetçi aptallıkları dinliyoruz!
-*-*-
Oysa bazen bir adanın geçmişini anlamak için küçük bir mezarın içindeki kedi iskeletine bakmak yeterli olabiliyor.
-*-*-
Kediler bu adanın insanlık tarihindeki çok eski bir hikâyenin sessiz tanıklarıdır…
-*-*-
Katliamların, ölümlerin, aptalca zaferlerin ya da salakça yenilgilerin ama nefretin de!
-*-*-
Oysa kedi nefret etmez!
Kediye “nankör” diyenler var ancak kanıtlanmış değil!
Asıl nankör biziz!
Kediler bu adaya hiç ihanet etmedi!
Hiç nankörlük de yapmadı!
Oysa biz, hem ihanet ediyoruz, hem de nankörlük yapıyoruz!
Anavatancılık adına!
-*-*-
Bugün sahilde bir taş üzerinde uyuyan, bir manastırın ya da caminin merdivenlerinde güneşlenen ya da eski bir taş evin penceresinden bizi izleyen bir kedi gördüğümüzde belki de biraz farklı düşünmeliyiz…
-*-*-
Çünkü bu adada insanlarla kedilerin yolları binlerce yıl önce kesişmiş.
Ve görünen o ki, bu dostluk hâlâ devam ediyor.
-*-*-
Belki de Kıbrıs'ın en eski sakinlerinden biri olan kedilere ve birbirimize, biraz daha iyi davranmak için bundan daha güzel bir neden olamaz.
-*-*-
Çok üzgünüm ama seveyim sizin milliyetçilik dışında hiçbir işe yaramayan müzakerelerinizi!







