1. YAZARLAR

  2. Eralp Adanır

  3. Ahmet An ve “Kıbrıs Türk Matbaacılık Tarihi” kitabı
Eralp Adanır

Eralp Adanır

Ahmet An ve “Kıbrıs Türk Matbaacılık Tarihi” kitabı

A+A-

   Bir bölümünü sizlerle paylaşacağımız değerli araştırmacı yazar Ahmet An’la gerçekleştirdiğimiz söyleşiye öncelikle matbaanın Kıbrıs adasına gelmesinin genel olarak toplumu nasıl etkilediği konusuyla başlıyoruz.

   Matbaacılık Türk toplumu değil de Osmanlı’ya geri dönüp bakacak olsak, ki Osmanlı’nın son günleri, İngiliz döneminin başında matbaa Mısır üzerinden Kıbrıs’a geldi. Özellikle Osmanlı döneminde sanırım bir 300-400 yıl geçti de Osmanlı matbaacılığa, basımevlerine başladı, o anlamda büyük bir ilerleme. Ve o dönemde bildiğiniz gibi eserlerin çoğu el yazması şeklinde oluşurdu ve bunların ancak çok sevilenleri bu eserlerin beğenilenleri tarafından elle yeniden çoğaltılarak diğer okuyuculara ulaştırılırdı ki bu da meraklılar tarafından çoğaltılıyordu. Kıbrıs’ta da matbaa daha önceden Mısır üzerinden geldi. Kıbrıs’ta bir Ermeni’nin matbaa kurma girişimi var. İngiliz geldiği zaman İngiliz bunu kendine çevirir, kendi şirketine dönüştürür ve orda ilk gazeteler çıkmaya başlar. Ardından da kitap basan diğer gazete dışındaki ürünleri de basan matbaalar kurulur. Bu tabii bilginin gerek Türk toplumunda gerekse ada çapında diğer toplumlar arasında yayılması açısından, özellikle gazeteler yoluyla, çok yararlı olmuştur.

   Kıbrıs Türk Matbaacılığın bu noktada doğumu, gelişimi nasıl olmuştu acaba...

   Öncelikle gazete şeklinde başlamıştır. Eskiden gazeteler tabii teknik itibarıyle bugünün tekniğiyle kıyas kabul etmez, fasikül halinde basılırdı. Benim izleyebildiğim kadarıyla ilk romanlar veya diğer kitaplar 3-4 fasikül şeklinde basılırdı. Zaten hacim olarak da kalın olmadıkları için fasikül olarak basılır ve sonradan bunlar ciltlenerek okuyucuya sunuluyordu.

   Kıbrıslı Türkler için matbaaların gelişim sürecindeki en önemli dönüm noktalarından biri de Latin harflerin kullanılmasıydı. Bu süreci nasıl geçirmişti Kıbrıs Türk toplumu...

   Evet doğrudur çünkü Eski Türkçe yazının okunmasının zor olduğu söylenir. Özel bir çaba gerektirir. Kaldı ki o dönemde okullar da yaygın değildi. Daha çok Medreselerde öğretilirdi. Fakat İngiliz dönemi geldikten sonra okullaşma arttı ve işte dediğim gibi matbaayla birlikte gazete okuma da arttı. Ve bu şekilde halk kitleleri okumaya ve bilgiye ulaştılar. Tabii okuyucu alışsın diye gazete kendi başlığını Latin harfleriyle bastı, sonra haberlerin başlığını, bilahare belli bazı haberleri Latin harfleriyle ve en sonunda gazete bütünüyle Latin harfleriyle basılmaya başladı. Biz yani şu tarihten itibaren Kıbrıs’ta Türkçe gazeteleri Osmanlıca değil de Latin harfleriyle bastık diyemeyiz. Bu bir geçiş süreciydi. Zaten Türkiye’de Latin harflere geçiş sanıyorum 1928 yılında olmuştu. Bizde de 1929-30, bu iki yıl içinde yavaş yavaş gazeteler Latin harflere geçtiler. Öncelikle mali gücü olan gazeteler bunu denedi. Mali gücü olamayanlar yine eski harf kullanan matbaalarda gazetelerini bastılar. Bu Latin harflere geçişte de Atatürk’ün büyük rolü olduğu söylenir. Çünkü Ankara’da sanırım Hakim-i Milliye gazetesiydi, o gazeteye Latin harfler almak için Almanya’ya sipariş yapıldığında Kıbrıs’tan da Remzi Bey bir sipariş yapmış ve bir yanlışlık olmuş. İkisinin birden ödemesi yapılmış Ankara tarafından. Sonradan denmiş ki bir sorun değil Kıbrıs’taki gazetenin de harflerini biz ödedik, hiç olmazsa orda Türkçe yaşar ve Türk harfleriyle oradaki Kıbrıs Türk toplumu daha kolay cehaletten kurtulur, okumayı daha kolay öğrenir diye söylendi. İlk aşamada SÖZ gazetesini görüyoruz Latin harflerle basılmış olarak.

   Matbaalarımız sadece gazete basmıyorlardı. Bunun yanında yan ürünleri de üretmekte bunlardan da gelir elde etmekteydiler. Bazan kitap bazan dergi bazan da davetiyeler, bildiriler de bu matbaa makinelerinin içerisinde dönen ve üretime geçen örneklerinden birkaçıydı.  

   Tabii yani özellikle Dr. Hafız Cemal’in kendi gazetesi yanında halkı aydınlatmak için çeşitli konularda eğitici, anneler için veya halk için broşürler bastığını biliyoruz. Onun dışında seçim kampayasında şimdi adı aklımda değil, aday olmuş bir kişi var sanırım Avukat Fadıl beyin kardeşiydi. Onun da yine böyle küçük bir kitapçık halinde, broşür halinde bir yayın çıkardığını biliyoruz. Aynı şekilde yine Dr. Hafız Cemal’in kendi yazdığı şiirleri ayrıca bastırdığını biliyoruz, “Hasanbulliler Destanı”nı. Yani o dönemde küçük hacimli olmakla beraber birçok yayın çıkmıştır. Özellikle İngiliz döneminde basılan kitapların ve gazetelerin İngiliz Sömürge Yönetimine birer adet veya ikişer adet takdimi zorunluydu. O nedenle de bunları takip etme imkânımız oldu. Fakat ne yazık ki ilk gazetemiz olan “Saadet”in kopyaları günümüze kadar ulaşmış değildir. Yani gerek Kıbrıs’taki arşivde gerekse İngiliz arşivlerinde araştırmacıların yaptıkları araştırmalar herhangi bir sonuç vermemiş ve bu gazetenin ilk kopyalarını ve diğer herhangi bir nüshasını bulamadık. Ancak Kıbrıs Bibliyografyası diye bir yayında böyle bir gazetenin çıktığı ve bilahare Kıbrıs Matbaacılık Tarihini yazan Remzi beyin bu gazeteye atıfta bulunduğu bilgisi vardır.

   Matbaa sahipleri içerisinde özellikle gazete basan matbaalarımıza baktığımızda sahiplerinin de başyazarı olduğunu görüyoruz gazetelerin...

   E tabii söyleyecek bir lâfı olması lâzım, o zaman da ya matbaa kurar ya da parası varsa matbaayla birlikte gazete kurar ve kendi yağıyla kendi ciğerini kavururdu. Ama belli dönemlerde Rum matbaalarında da bu gazetelerin basıldığını biliyoruz. Yani ilk aşamada Rum matbaaları da basmıştır veya muhalif olan biri eğer Türk tarafındaysa ve ona karşı bir broşür hazırlanacaksa bunun Rum tarafındaki bir matbaada basıldığını da biliyoruz.

Bu yazı toplam 400 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar