ABD’nin Venezuela’ya saldırısının nedenleri ve etkileri
ABD, geçtiğimiz Cumartesi günü Venezuela’ya bir askeri müdahalede bulundu. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'ya karşı geniş çaplı bir saldırı düzenleyerek, Maduro ile eşini yakalayarak ABD’ye getirdi.
ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun "narko-terör" suçlamasıyla yakalanarak tutuklandığını duyurdu. ABD, yasadışı göç, uyuşturucu ve narko-terörle mücadelesinde sorunun kaynağı olarak Venezuela’yı görüyor.
Hatırlanacağı üzere, Trump yönetimi, Venezuela'nın ABD'ye yasa dışı göçü teşvik ettiğini, Maduro'nun dünyanın en büyük uyuşturucu kaçakçısı olduğunu iddia etmiş ve 'narko-terörizm' ve uyuşturucu ticareti gibi suçlardan dolayı Maduro'nun başına 50 milyon dolara ödül koymuştu.
Uzmanlar, Venezuela operasyonun nedenleri olarak, Dünyanın en büyük petrol rezervleri, tartışmalı seçimler ve Çin’in bölgedeki artan nüfuzunu işaret ediyorlar. Ayrıca, ABD’nin yakın coğrafi çevresinde tehdit oluşturacak yönetimlere izin vermeyeceği de anlaşılıyor.
ABD, Çin ve Rusya'nın son yıllarda Güney Amerika'da yükselen stratejik varlığını durdurmak istiyor. Çünkü, iki ülke de, son yıllarda Latin Amerika'da ciddi enerji yatırımları yapıyor.
Bu durum, ABD'nin bölgedeki stratejik üstünlüğünü tehdit ediyor. Venezuela'nın Çin'le olan petrol ticareti, değerli madenler, altyapı projeleri, askeri-teknik işbirliği gibi konular, ABD saldırısını tetiklemiş gibi görünüyor.
ABD, Venezuela'nın başına gelecek olan iktidarın bu ülkelere değil de, Amerika'ya daha fazla yakın olmasını istiyor. Bu bağlamda, Maduro sonrası ABD’ ye yakın bir yönetimin oluşması bekleniyor.
Uzun süredir, ABD'nin Karayipler'de uyuşturucu örgütlerine ait olduğunu ileri sürdüğü teknelere yönelik saldırıları ile Trump’ın Venezuela'yı işgal etmekle tehdit etmesi ve buna karşılık Maduro'nun milyonlarca kişiden oluşan milis gücünü harekete geçirme mesajı vermesi gerginliği artırmıştı.
Venezuela petrol rezervleri noktasında dünyada ilk sırada yer alıyor. 2023 verilerine göre, 303 milyar varil ile ilk sırada yer alıyor. ABD'nin rezervi ise, 55 milyar varil.
Dünyadaki petrol rezervlerinin yüzde 17'si Venezuela'da olmasına rağmen, potansiyelinin çok altında petrol çıkarabiliyor. Çin, Venezuela petrolünün yüzde 80'ini ithal ediyor.
Venezuela'da petroller 1980'lere kadar hep Amerikan şirketleri tarafından işletilirdi. Ülke, Güney Amerika'nın en zengin ülkelerinden biriydi.
Chavez iktidara geldiği zaman, ülkedeki petrolü millileştirdi. O dönemde, ülke ekonomisi iyiydi. Ancak, 2013'te Chavez ölünce, yerine Maduro geldi. Maduro geldikten sonra işler kötüye gitti. Günde 3 milyon varil petrol üretimi, 1 milyon varilin altına düştü. Ülkenin esas geliri petrolden olduğu için, ücretler çok düştü ve halk süratle fakirleşti.
Hatırlanacağı üzere ABD, AB ve Birleşmiş Milletler, Maduro'nun kazandığı 2019'daki seçimlerini tanımadığını ilan etmişti. Ülkede 2024’ de yapılan seçimleri ise, Muhalefet kazandığını ilan etmiş, fakat seçim kurulu, seçimi Maduro’nun kazandığını açıklamıştı. Başta ABD olmak üzere pek çok ülke, bu seçimleri tanımadığını ilan etti. Bu durum da, ABD’nin sert tepkisini çekmişti.
ABD'nin Venezuela'ya saldırısını, Çin, Rusya, İran, Brezilya, Küba, Meksika kınarken, İsrail ve Ukrayna ABD'ye açık destek verdi.
Türkiye tarafından yapılan açıklamada, Türkiye, Venezuela'nın istikrarına ve Venezuela halkının huzur ve esenliğine önem atfetmektedir. Mevcut durumun bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından olumsuz sonuçlar doğurmamasını teminen tüm tarafları itidalli davranmaya çağırıyoruz" ifadelerine yer verildi.
Türkiye'nin, Venezuela'daki krizin uluslararası hukuk çerçevesinde çözüme kavuşturulması yönünde her türlü yapıcı katkıyı sunmaya hazır olduğu da açıklandı.
Sonuç olarak, ABD'nin bu askeri müdahalesini desteklemek, onaylamak mümkün görünmüyor. Neticede, bağımsız bir ülkenin toprak bütünlüğüne, bağımsızlığına, egemenliğine karşı yapılan askeri harekat uluslararası hukuka ve BM şartına aykırıdır.
ABD’nin Venezuela'ya yaptığı askeri harekat ve devlet başkanını kaçırması, oluşmakta olan yeni dünya düzeninin sinyallerini veriyor. Bu düzenin, devletlerin egemenliğine, kendi kaderini tayin etme hakkına, toprak bütünlüğüne ve siyasi iradesine saygıyı dikkate almayacağını ve başka ülkelere de örnek oluşturabileceği endişesini taşımaya başladığımızı düşünüyorum.







