1. YAZARLAR

  2. Yücel Vural

  3. Kıbrıs sorununda gerçekçi olmak
Yücel Vural

Yücel Vural

SALAMİS TARTIŞMALARI

Kıbrıs sorununda gerçekçi olmak

A+A-

Kıbrıs sorununda tarafların artık, diğer şeylerin yanında, bir de gerçekçi olmak gibi bir sorumlulukları vardır.

Bu gerçekçilik, öncelikle ‘diğerini’ karşı taraf, hasım veya düşman gibi değil, ‘müstakbel ortak’ olarak görmekle başlamalı, empatiyle zenginleştirilmeli ve karşıt tutumlar arasında bir köprü oluşturulabileceğine dair siyasal bir duruşu içermelidir.

Kıbrıs siyaset sahnesi tarihsel olarak yukarıdakinin tam tersine şekillendi.

Enosis ve taksim amaçları gerçekçi değildi.

KıbrıslıTürklerin enosise karşı oldukları daha EOKA kurulmadan anlaşılmıştı.

KıbrıslıTürkler, adadaki çoğunluk toplum istese bile Yunanistan’ın parçası olmayı, KıbrıslıRumlar ise adanın eski sahibi namı altında Kıbrıs coğrafyasında Türkiye’nin söz sahibi olmasını hiç hazmedemediler.

Olgular ciddi derecede değişse de bu tutum bugün de devam ediyor.

Gerçekçilikten yoksun liderler, o döneme uygun şartlarda, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bunalımla karşı karşıya bıraktılar.

İki toplum, neredeyse her alanda karşı siperlere yatırıldı.

Bu bunalım, 15 Temmuz darbesi ve 20 Temmuz müdahalesiyle derinleştirildi.

Taraflar gerçekçi davranabildiği için 1977-1979 doruk anlaşmaları imzalanabildi.

Bu sayede, ortak federal bir devlet şemsiyesi altında, her toplumun çoğunluğu oluşturduğu bir bölgede, kendi kendini yönetmesi fikri benimsendi.

Enosis ve taksim amaçlarının tarihe gömüldüğü o aşamada, ayni gerçekçilik devam ettirilmedi.

Üniter devlet fikri KıbrıslıRumlar arasında, ayrı devlet fikri ise KıbrıslıTürkler arasında zemin kazandı.

Uzayıp giden toplumlararası görüşmeler tarafların gerçekçilikle bağdaşmayan iki çatışmacı yaklaşımının gölgesinde kaldı.

Federal devlet uzlaşması teorik kalmaya devam etti.

Taraflar kararlılık içinde federal devlet fikrinin hayata geçmesini sağlayacak adımları atmaktan kaçındı.

KıbrıslıRum tarafı, zaman içinde KıbrıslıTürklerin çözümsüzlüğün ağırlaşan faturasını ödeyemeyeceği için kuzeydeki yönetimin çözülüp geri adım atacağını umdular.

KıbrıslıTürk tarafı ise, yok farzettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti’nin zamanla bir Kıbrıs Rum Yönetimi olduğunun dünyaca kabul edileceğini ve KKTC’nin ayrı bir devlet olarak destek bulacağını sandılar.

Her iki beklenti de gerçekleşmedi.

KıbrıslıTürkler ciddi kayıplara uğradılar ama, KıbrıslıRumların beklentilerinin aksine, KKTC siyasal bir entite olarak devam etti ve Türkiye kuzeyde denetimini genişleterek yaygınlaştırdı. KıbrıslıTürklerin kuzeyde azınlık muamelesi görmesine çok yaklaşıldığı bir durum Kıbrıslı Rumları memnun ediyor mu?

KıbrıslıTürk liderliğinin beklentisinin aksine, Kıbrıs Cumhuriyeti, uluslararası toplum tarafından bir ‘Kıbrıs Rum Yönetimi’ gibi değil, kuzey topraklarında Türkiye’nin askeri varlığı nedeniyle devlet otoritesi engellenen, ama tüm Kıbrıs adına konuşma yetkisine haiz entite olarak kabul edilmeye devam etti. Hatta AB üyeliğiyle bu statusü sağlamlaştırıldı.

Dahası KıbrıslıTürkler de, Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki haklarını yeniden hatırladı.

Diğerini yok etme esasına dayanan ve gerçekçi olmayan tezlerle yola devam edilebilir mi?

Bazılarına göre devam edilebilir.

Onların sloganları da hazırdır: Teslim olmak yok!

Ama gerçekçi olmak gerekir: Tarafların çözüm iradesine teslim olmaları gerekiyor!

Yani KıbrıslıRumlar, ortak bir devlete tek başlarına sahip olmaya devam edemeyeceklerini anlamaları gerekiyor. Bu gerçekçilik yakalanamaz ise bölünmenin aşılamayacağı ve KıbrıslıRumların güvenlik ve mülkiyet haklarına ilişkin sorunlarının maalesef devam edeceğini görmek gerekiyor.

KıbrıslıTürklerin mevcut durumdan kazançlı çıktıklarını söyleyemeyiz.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin aslında var olmadığı, Kıbrıs’ta iki egemen devletin var olduğu ve bir uzlaşmanın bu zeminde bulunabileceği varsayımı, mevcut gerçekliklerle örtüşmüyor. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığını reddetmeye devam etmek, Dünya’dan izole olmayı kabul etmek anlamına geliyor.

Geçeköi olmayan bir tutum, Türkiye’nin de AB yolculuğunu uzatıp, imkansız hale getiriyor.

Türkiye’de demokrasi ve insan hakları bu yolculuk sayesinde ilerlemekteydi.

Demokratik dünya dışında kalmış bir Türkiye’nin gidebileceği yeri anlamak için, Türkiye sınırlarının ötesine gözatmak yeterlidir.

Kıbrıs’ta iki toplumun fiziki iletişiminin önündeki bariyerler kalktıktan sonra yapılması gereken şey, Anastasiadis-Eroğlu ortak açıklamasında genel hatları belirlenen Federal devlet hedefine adım adım ilerlemeyi öngörmektir.

BM’nin toplumlararası müzakereler sürecinde oluşturduğu çözüm envanteri bu ilerleyişi kolaylaştırmaktadır.

KıbrıslıRumlar, kuzeyin çöküşünü bekleyerek değil, KıbrıslıTürk toplumunun ekonomik refahını ve federal devlet içindeki ortaklığını arzulayarak yol almak için müstakbel ortaklarına anayasal bir alan açmalıdır.

KıbrıslıTürkler ise, Pakistan ve benzerlerinin tanıma sözünü gerçekleştirmesini ummak yerine 1960 ortaklık düzenine dayanan anayasal bir statüyü talep ederek, federal devlet içindeki rollerine hazırlanmaya başlamalıdır.

Yani ‘çözümsüzlükten’ çözüme geçişi öngörmek gerekiyor.

Tüm geçiş süreçlerinde olduğu gibi, Kıbrıs’ta federal bir düzene geçişin de taraflarca üzerinde uzlaşılmış belirli aşamaları olacaktır.

‘Kapsamlı çözüm’ meteodolojisinde ısrar edildiğinde, yeni geçiş kapılarının bile açılmasında ciddi zorluklar yaşandığı ortadadır.

Kısaca, taraflarının gerçekçi davranarak, olmayacak duaya amin demekten vazgeçmelerini beklemek durumundayız.

Yani tarafların, birbirini ayrılıkçı ya da hegemonyacı görmekten vazgeçeçeği şartları oluşturacak bir ‘adım adım çözüm’ yaklaşımını gecikmeden gündeme almaları gerekiyor.

Bu yazı toplam 228 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar