1958’in “Kara Haziran’ı” (II) Fail Kim?
Kıbrıs Türk tarafı yaşanan şiddet eylemlerinin Türk Haberler Bürosu’na bomba atıldıktan sonra başladığını kabul ediyordu ama sorumluluğu Kıbrıslı Rumlara atıyordu. Olayları Kıbrıslı Rumların “tahrik ettiği” ileri sürülüyordu.
Fakat, bu iddialar doğru değildi. “Tahrik” Rum tarafından gelmemişti. Nitekim, EOKA 9 Haziran 1958 tarihinde yayınladığı bir duyuruyla Türk Haberler Bürosu’na bomba atmadığını, bunun uydurma bir haber olduğunu söylüyor, “sabrımız tükenmiştir, ihtar ederiz” diyordu.
EOKA doğruyu söylüyordu. Bombayı “tahrik” amacıyla TMT militanları atmıştı. Nitekim koloni idaresinin görüşü de bu yöndeydi. Vali Foot Londra’ya geçtiği mesajda şöyle diyordu: “Patlayıcı artıklar üzerinde yapılan uzman incelemesi, patlayıcının yakın geçmişte Kıbrıslı Türk fanatiklerin kullandığı cinsten bir patlayıcı olduğunu gösterdi. EOKA tarafından böyle bir patlayıcı hiçbir zaman kullanılmadı. Kesin olmamakla birlikte, öyle anlaşılıyor ki, bomba Kıbrıslı Türkler tarafından Kıbrıs Rum emlakine saldırıda bir bahane olarak kullanılsın diye patlatıldı.”
Vali Foot ise 8 Haziran sabahı Londra’ya çektiği telgrafta “Türklerin kundaklama ve isyanı önceden yapılmış bir plan çerçevesinde gerçekleştirdiğine hiçbir şüphe yoktur” diyordu ve çok önemli bir noktanın daha altını çiziyordu: “Bu kalkışma, Türklerin daha önce yaptığı isyan eylemlerinden farklı olarak, Kıbrıslı Rumların herhangi bir şiddet eylemine karşı kendiliğinden yapılmış bir eylem değildir.”
Aslında, Kıbrıslı Türk yetkililer bombayı Türklerin koyduğunu kabul ediyorlardı. Örneğin, Rauf Denktaş, “teddy boys” olarak adlandırdığı gençlerin liderler tarafından kontrol edilemediğini iddia ediyordu ve İngilizlere bombayı Türklerin koyduğunu söylüyordu ama bunu kamuoyu önünde kabul etmek istemiyordu.
Denktaş: “Bu tabii ki Bir Türk Bombasıdır!” (“Of course it is a Turkish bomb!”)
Vali Foot, bombayı Türklerin koyduğuna dair sağlam delillere sahipti. En esaslı delil, Rauf Denktaş’ın İngiliz yetkililere söyledikleriydi.
Denktaş, olay gecesi İngilizlere bombayı Türklerin koyduğundan emin olduğunu söyledi. Nitekim, Vali Foot’un 10 Haziran günü Londra’ya gönderdiği bir telgrafta Denktaş’ın bombayı Türklerin koyduğunu söylediğine dair önemli bilgiler yer alıyordu: “Olay yerine gelen Denktaş’ın, Bölge Komiseri ve Polis Komiser Yardımcısı’na ‘Well, We’ve asked for it’ (Bela arıyoruz) dedi. Kendisine, bunun nasıl bir bomba olduğunu bilip bilmediği sorulduğunda, Türk bombası olduğunu söyledi. Bölge Komiseri, Denktaş’ın kelime kelime şunu söylediğini aktardı: “Of course it is a Turkish bomb”. (Bu tabii ki bir Türk bombasıdır.’) Olay yerinde bulunan bir Özel Şube (Special Branch) yetkilisi ise Denktaş’ın şöyle dediğini ileri sürüyordu: ‘We’ve asked for this. The Greeks would not dare to do it. We’ve have gone too far this time. I can’t stop it.’ (Bela arıyoruz. Kıbrıslı Rumlar bunu yapmaya cesaret edemezler. Bu sefer çok ileri gittik. Ben bunu önleyemem.)
Vali, mesajında Denktaş’a dair verdiği bilgilerin çok gizli olduğunu, bu bilgilerin kullanılmaması gerektiğini belirtiyordu ve imalı bir dille şöyle devam ediyordu: “Tabii, Denktaş’ı hedef göstermek istersek veya bunu isteyeceğimiz takdirde durum değişir. Onu hedefe koyarız. Ben, Türk toplumu bağlamında yararlı bir rol oynayacağına dair umudumuz olduğu sürece bunu yapmaya istekli değilim. Olaydan Türklerin sorumlu olduğunu kabul ettiğinin açıklanması hayatını tehlikeye atabilir.”
Vali değerlendirmelerini bitirirken İngiltere’nin Ankara büyükelçisinin Türk yetkililerle yapacağı görüşmelerde yukarıda aktarılan bilgileri -Denktaş’ı ilgilendiren kısımları hariç- kullanabileceğini belirtiyordu ve Türklerin Kıbrıslı Rumları suçlamaya devam etmeleri durumunda gerçekleri kamuoyuna açıklayabileceğini vurguluyordu.
“Komünistler Yapmıştır”
Vali Foot, konuyu görüşmek üzere 8 Haziran 1958 tarihinde Türkiye’nin Kıbrıs başkonsolosu ile de bir araya geldi. Vali, Türklerin olay çıkaracaklarına dair önceden bilgi aldıklarını ve bu bilgiyi hem Türkiyeli hem de Kıbrıslı Türk yetkililerle paylaştıklarını belirterek 7 Haziran’da yaşananların önceden planlanmış eylemler olduğuna dair en küçük bir şüphesi olmadığını söyledi.
Başkonsolos, bu konuda resmî bir görüş açıklayamayacağını ancak şahsi kanaatini ifade edebileceğini belirterek, Kıbrıslı Türklerin böyle bir eylemi gerçekleştirmede hiçbir çıkarı olamayacağını, bunu yapsa yapsa Rum aşırı sağcılar ya da (Rum veya Türk) komünistlerin yapabileceğini ileri sürüyordu. Vali kendi görüşünde ısrar edince, başkonsolos ağız değiştirerek “bomba bir yana, ama yangını Türklerin çıkarmış olamayacağını” iddia etmeye başladı. Bunun üzerine Vali Foot, “yangın değil, yangınların söz konusu olduğunu” ve aynı anda farklı yerlerde yangın çıkarılmasının önceden hazırlanmış bir planın en açık kanıtı olduğunu ve bunları Türklerin çıkardığının kesin olduğunu vurguladı.
Başkonsolos çaresiz kaldı. “Burada durumun Kıbrıs Rum toplumundan farklı olduğunu, EOKA gibi kontrolü elinde tutan bir örgüt bulunmadığını, bu yüzden de sorun yaratanların hiçbir otoriteye bağlı olmadıklarını” ileri sürüyordu. Görevi gereği biçimsel bir protesto metni yayınlayacağını belirterek, Vali’nin kusura bakmamasını rica ediyordu. Vali, “siz göreviniz icabı protestoda bulunacaksınız, ben de görevim icabı üzüntülerimi bildireceğim” diyerek ironik bir karşılık verdi.
Emin Dırvana: “6/7Eylülün Tıpkısı Bir Hadise”
Türk konsolosun olayları “komünistlerin” üzerine yıkma çabası ister istemez akıllara Türkiye’de yaşanan 6-7 Eylül Olaylarını getiriyor. Nitekim Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduktan sonra adaya gelen Türkiye büyükelçisi Emin Dırvana, 7 Haziran için “6-7 Eylül’ün tıpkısı bir hadise” diyecekti ve 7 Haziran’ı “Milli Mücadele Günü” ilan etmek isteyen Kıbrıs Türk liderliğine karşı çok sert tepki gösterecekti.
1961 yılında Cemaat Meclisi’nin aldığı bir kararla 7 Haziran’ı “Milli Mücadele Günü” olarak kutlamak üzere bütün okullara Türk bayrağı çekilmesi emri verildiğinde, Dırvana derhal harekete geçecek ve kararın iptal edilmesini isteyecekti. Bu kadarıyla kalmayacak, “eğer bu kararı iptal etmezseniz T.C.’nin Türk Cemaat Meclisi’ne her yıl yaptığı 100 bin KL’lik yardımı vermeyeceğiz” tehdidinde bulunacaktı. Dırvana’nın sert tavrı karşısında Cemaat Meclisi Asbaşkanı Necdet Ünel istifa etmek zorunda kalacaktı.
Emin Dırvana, 15 Mayıs 1964 tarihli Milliyet gazetesinde konu ile ilgili olarak şunları yazacaktı: “Öğrendik ki 7 Haziran yine 1958’de Rum olmadıkları bilahare anlaşılan bazı tahrikçiler tarafından Türk Basın Bürosu’nda bomba patlatılması üzerine “Milli Galeyana” getirilen Lefkoşa Türklerinin aynen İstanbul’daki 6-7 Eylül olaylarına benzer hasarlar yapmasının yıl dönümüdür. Böyle şayan-ı esef bir hadisenin yıl dönümünün “Milli” bir gün olarak kutlanmasının ve bu vesile ile her tarafa Türk Bayrağı çekilmesinin katiyen yakışık almayacak bir hareket olacağını, hele İstanbul’daki 6-7 Eylül hadiseleri mesullerinin o sırada Türkiye’de muhakemeleri cereyan ederken tıpkısı bir hadisenin Kıbrıs Türklerince kutlanmasının çok daha vahim bir hata teşkil edeceğini anlattım.”
İtiraflar
TMT’li yönetici ve militanların 7 Haziran konusunda yıllar sonra yaptıkları açıklamalar, Türk tarafının, özellikle de Rauf Denktaş’ın o dönemde kamuoyu önünde söylediklerinin asılsız olduğunu gösterdiği gibi, EOKA ve koloni idaresinin tespitlerini doğrular niteliktedir.
Nitekim, TMT Komutanlarından İsmail Sadıkoğlu ola hakkında şöyle diyecekti: “Türk Haberler Bürosu’na bombanın atılması Sayın Rauf R. Denktaş’ın Federasyon Başkanı olduğu günler içindeydi ve bu sözlü emri de direkt bana Hazım Remzi getirdiydi. Denktaş’tandır diyerek Hazım Remzi böyle bir olayın olmasını istediydi benden. Ben de o zaman güvendiğim arkadaşlara bu emri verdim. (...) Oraya bomba atmamızın sebebi de işte dendiği kadarıynan Rumlar yaptı düşüncesi içinde yani Rumların hucümlarının artık Türklere yöneleceği ve Türkler ile Rumlar arasında bir kargaşanın çıkmasını temin etmek içindi.”
Bombayı Atan “X”in Anlatısı
Şimdi de Türk Haberler Bürosu’na bombayı atan kişinin tanıklığını okuyalım. Adı gizli tutulan ve TMT Yayınları’ndan çıkan bir kitapta “X” diye anılan kişi, İsmail Sadıkoğlu’nun bir gün kuru temizleme dükkânına geldiğini ve “gözlerinin içine dik dik bakmaya başladığını” anlatıyor ve şöyle devam ediyor: “Böyle baktığında muhakkak bir şeyler vardı. Sordum. Hiç tereddüt etmedi. Belli ki görev için seçilen bendim. Türk Haberler Bürosu’na bomba atılacak dedi. (...) İçerilerde biri varsa ölürse diyecek oldum, olmayacak, haberleri var diyerek lafı ağzıma tıkadı. Tekrar ederek ve tane tane söyleyerek haberleri var ve bomba bugün en geç bu akşam atılmalı çünkü bomba atılacak diye bu akşam orada olmayacaklar. (...)
Bomba atmak adam vurmaktan çok çok kolaydı. Bomba nerede dedim. Yapacağız dedi. (...) Bombayı Rumlar attığı sanılsın diye borunun açık olan ağzından borunun içine Rumca gazete parçaları koyduk. (...) Bomba hazır. (...) Birisi beni Türk Haberler Bürosu’na götürüp bombayı attıktan sonra da hemen kaçırması lazımdı. (...) Bu arabalı birisi olmalıydı. Asso Pik (Maça Birli) gibi ikimizin de aklına Alpay (Delikurt) geldi. (...) Telefonla çağırdık. Hızır gibi geldi. (...) Anlaştık. Bombayı Alpay’la ikimiz atacaktık. Alpay sadece taksiyi sürecek ben müşteri gibi arkada oturacak ve ben kapıyı açıp bombayı fırlatıp kaçacaktık. (...) Çok yavaş gidiyorduk. Sigarayı yaktım. (...) Bombanın fitilinin ucunu jiletle hafif yardım. Yarılmış fitilin içindeki barutun düşmemesi için yardığım fitilin ucunu iki parmağımla bastırdım. Hedefe tahminen 20 metre kala arabanın kapısını azıcık açıp araladım. Tahminen 5 metre kala sigara ile fitili ateşledim. Fitil fısırtı ve dumanlar çıkararak yanmaya başladı. (...) Gındırık olan kapıyı ayağımla itip dışarı çıktım. Demir parmaklıklı bahçe kapısından binanın ön avlusuna girdim. Önümde birkaç basamakla çıkılabilen düz bir yer, teras vardı. Binanın ana giriş kapısına oradan varılıyordu. (...) Basamaklardan çıkmadan güllecilerin gülle attıkları gibi bana gâvur ölüsü gibi ağır gelen bombayı omzumla takviye ederek o kapının bulunduğu eşiğe savurdum. (...) Bu hayatımda attığım ilk bombaydı. (...) Hemen koşarak taksiye atladım. Alpay’ın gıkı çıkmıyor beni seyrediyordu. Taksiye bindiğimi görünce anında Lefkoşa’ya doğru gazladı. (...) Biz evimize gidip yattık. O akşam ve ertesi günler bütün Türk basını Rumlara veryansın ediyordu. Halk galeyan ve infial içindeydi. Birçok yerde karşılıklı münferit veya topluca çatışmalar başlamıştı.”
Rauf Denktaş yaşamı boyunca bu olaydan kendisinin haberi olmadığını iddia edip durdu. Bombayı Türklerin koyduğunu kabul etmek zorunda kaldığında, kendisinin bundan haberi olmadığını söylüyordu. Örneğin, 1984 yılında İngiliz televizyonuna verdiği mülakatta, “bu olay katiyen TMT tarafından planlanmış değildi. Bizim bilgimiz dâhilinde değildi. Yıllar sonra öğrendik ki, iki arkadaşın baş başa verip planladıkları bir iştir bu” demişti. 9 Ocak 1995 tarihinde Milliyet gazetesine verdiği mülakatta da “yıllar sonra o bombayı iki Türk’ün koyduğunun öğrenildiğini” söyledi ama her zaman yaptığı gibi, bundan kendisinin haberi olmadığını iddia etti: “Hangi akla kulluk ettiler de yaptılar bilmiyorum, ama ben bunu iyi niyetimizi gösterelim, saklayacak hiçbir şeyimiz olmadığını gösterelim diye söyledim.”
Oysa yukarıda da gördüğümüz gibi, Rauf Denktaş 7 Haziran gecesi koloni yetkililerine bombayı Türklerin koyduğundan emin olduğunu söylemişti. Yine yukarıda belirttiğimiz gibi, TMT’nin önde gelen isimlerinden İsmail Sadıkoğlu, bombanın atılması için emir verenin Hazım Remzi aracılığıyla Rauf Denktaş’ın kendisi olduğunu ifade etmişti.
Bir not: Konu hakkında ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler, “Bir Hınç ve Şiddet Tarihi” adlı kitabıma bakabilirler.






