1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. SAVAŞ VE BİZ
SAVAŞ VE BİZ

SAVAŞ VE BİZ

Elias Pantelides Khora Yayınları’ndan çıkan ‘Savaş ve Biz’ kitabıyla kendi hikâyesi de dahil on altı, beklenmedik, bilinmedik, trajik Kıbrıs biyografisine yer veriyor…

A+A-

Simge Çerkezoğlu

Elias Pantelides Khora Yayınları’ndan çıkan ‘Savaş ve Biz’ kitabıyla kendi hikâyesi de dahil on altı, beklenmedik, bilinmedik, trajik Kıbrıs biyografisine yer veriyor… Sadece Kıbrıslı Türk ve Rumlara değil, İngiliz ve Maronitlere de 1974 yılında yaşadıklarını, 1950’li yıllardan başlayarak anlattırıyor. Yazar olmadığını özellikle belirterek, sadece bugünün değil tüm zamanların barışına ulaşabilmek adına bu kitabı kaleme aldığını söylüyor. Sıfatlardan öte, adeta insanlığın ne denli kıymetli olduğuna atıfta bulunuyor.       

“BARIŞ İÇİNDE BİR KIBRIS’TA YAŞAMAK, YALUSA’YA DÖNMEK İÇİN BEKLİYORUM”

Profesyonel yazar veya tarihçi olmayan Elias Pantelides, öncelikle bize kendi hikâyesini anlatıyor. Yalusa’da başlayan hayatının Lefkoşa’da nasıl sürdüğünü özetliyor.

“1953 yılında Mağusa’nın köylerinden Yalusa’da (Yeni Erenköy) dünyaya geldim. O yıllarda ada İngiliz idaresindeydi. İlkokulu Yalusa’da iyi bir okulda okudum. Daha sonra eğitimime Lefkoşa’da İngiliz okulunda devam ettim. O yıllarda en iyi okuldu, eğitim almak için on altı pound gibi bir ücret ödüyorduk. Yedi yıl burada eğitim aldım. Politik olarak ortalarda durduğum yıllardı. İnsanların bir kısmı EOKA’yı destekliyor, bir kısmı ise EOKA’ya karşıydı. Tüm bunlar olurken mezun oldum, bir süre sonra da ekonomi eğitimi için İngiltere’ye gittim. Yeminli muhasebeci oldum. Geri döndüğümde Lefkoşa’da yaşamaya, muhasebeci olarak burada yaşamaya başladım. Yirmi yıl kadar bir süre Yalusa’da yaşadıktan sonra, kırk yılı aşkın bir süredir adanın yeniden birleşmesi, güvenli ve barış içinde bir Kıbrıs’ta yaşamak, yeniden Yalusa’ya dönmek için bekliyorum.”

k4-018.jpg

“AYNI TARİHLERDE OLSA DA HİÇBİRİMİZİN YAŞADIKLARI BİRBİRİNE BENZEMİYORDU”

‘Savaş ve Biz’ kitabını yazmaya karar verme süreci aslında kendiliğinden gelişen bir süreç gibi görünüyor. Pantelides insanlarla konuştukça, aynı dönemde yaşananların aslında ne denli özgün olduğunu, herkesin kendince bir trajedi yaşadığının farkına varmış. Üstelik etkilenenlerin sadece Kıbrıslılar olmadığını da zaman içinde anlamış.   

“Hayatım boyunca kitapları hep çok sevdim. Ama aklımda kitap yazma fikri yoktu. Akşamları genellikle eşim televizyon izler, ben de küçük notlar yazar, kitap okurdum. Zaman içinde insanlarla konuşmaya başladım. Politik olarak neler düşündüklerini, nasıl bir yerde durduklarını, savaşta neler yaşadıklarını anlamaya çalıştım. Onlar anlattıkça aslında aynı tarihlerde dahi olsa hiçbirimizin yaşadıklarının birbirine benzemediğini fark ettim. Ne kadar farklı olaylar yaşanmış, ne çok farklı hikâyeler var diye düşünmeye başladım. O zaman kendi kendime bunları anlatmak gerekiyor dedim. İnsanlar sadece kendi hikâyelerini biliyordu oysa başkalarına da kulak vermek gerekiyordu. Elbette önce yaşananları kabul etmek, sonra da başkalarına anlatılmasını sağlamak gerekiyordu. Böylece bende bunları anlatma fikri oluştu. Yaşananlar aslında bize özgü değildi, çok daha evrenseldi. Ama bildiğimizden çok daha fazla olaylar yaşanmıştı. Böylece 1974 yılının Temmuz, Ağustos ayında yaşananlara, insanların bu dönemki anılarına, olaylara yoğunlaştım.  Elbette tüm bunları anlatırken bu insanların yaşamlarına da odaklandım. Okura onları tanıtmaya çalıştım. Ümit ederim ki insanlar bu kitabı okuduktan sonra artık bu kadar çatışma yeter diyeceklerdir. ”

“ADADA YAŞAYAN HER MİLLETTEN İNSANIN ANILARINA YER VERMEYE ÇALIŞTIM”

Kitabı kaleme alırken onlarca kişiyle görüştüğünü söyleyen yazar sonuçta on altı kişinin öyküsü ile bizleri buluşturdu…

“Kitapta daha önce de söylediğim gibi belli bir döneme dair anıları ele aldım. On altı kişiyle görüştüm. Bu adada yaşayan her topluluğun hikâyesini kitapla okurlara aktarmaya çalıştım. Kıbrıs’ın aslında çok kültürlü bir ada olduğunu hatırlatmaya da çalıştım. Bu nedenle de adada yaşayan her milletten insanın bu döneme dair anılarına yer vermeye çalıştım. İlk başta konuştuğum insanlar hep Kıbrıslı Rumlardı. Sonra dedim ki Kıbrıslı Türkler de olmalı. Daha sonra o dönem adada yaşayan pek çok İngiliz olduğunu düşündüm. Neden buradaydılar, o günlerde neler yaşadılar, 1974’ten sonra ne yaptılar diye düşünürken İngiliz Peter W. Moore’un o yıllara dair yaşadıklarını anlatan kitabını okudum. Kitabın ismi A personal account of English man and his family’s experiences’ in war-torn Cyprus during 1974 and 1975 (Yaşadığımız Günler: Bir İngiliz ve ailesinin savaş kurbanı Kıbrıs’ta 1974 ve 1975’te başına gelenler)… Bu kitabı okuduktan sonra yaşananların aslında Kıbrıslı Rum ve Türklere özgü olmaktan öte, çok daha evrensel olduğunun daha çok farkına vardım. Aslında yaşan olaylardan çok fazla insan etkilenmişti. Elbette her biri için bu acılı dönemlere yeniden dönmek ve anlatmak çok zordu. Ama ben bunu onlardan istedim. Peter Moore’a ulaştım. Onunla da konuştum. Bunun yanında bir de Kıbrıslı Maronit olan Adonis Iosifos Hacirusos ile görüştüm. O kendileri açısından neler yaşandığını benimle paylaştı. Elbette bu kişileri belirleyinceye dek onlarca kişiyle görüştüm. Ancak bazıları hikâyelerinin yazılmasını istemedi. Bazıları doğrudan o günleri yeniden hatırlamayı ret etti. Sonuçta bu kişileri belirlemem altı ayımı aldı.”

k3-031.jpg

“ADIM ADIM BU İNSANLARA ULAŞTIM, HER HİKÂYE BENİ BAŞKA BİRİNE ULAŞTIRDI”

Aralarında dört Kıbrıslı Türk’ün de yer aldığı bu kişileri nasıl bulduğunu, onları konuşmaya, anlatmaya nasıl razı ettiğini de merak ediyorum.

“Bir kişi bana diğer bir kişiyi getirdi. İnsanların evine gittim, onlarla konuşmaya başladım. Onlara EOKA’yı sordum. 1974 yılını sordum. O zamanki siyasi durumu sordum. O yıllarda EOKA B’nin Mağusa örgütü başkanı olan bir arkadaşım vardı mesela. Birlikte aynı futbol takımında oynardık. Ondan konuşmasını, her şeyi anlatmasını istedim, sözünü bile ettirmedi. Filipos Karaçolis hikâyesi ilginçtir. 1974 yılının başında orduya katıldı. Henüz 17 yaşında, Larnaka Askeri Eğitim Kampı’na gitti. Nisan 1974’ten itibaren Mirti’ye gönderildi. 15 Temmuz darbesinin yaşandığı gün nöbet tutuyormuş, ama olağan dışı şeyler olduğunu fark etmiş. Oradaki askerler bir anda darbe oldu diye sevinirken, o kardeşini ve diğer solcuların ne yapacağını düşünüyormuş. Kitapta darbenin ertesi gününe dair önemli bir anısını ve Yüzbaşı Kostas Papakostas’a, eski savunma Bakanına dair anısını anlatıyor. Böylece onun anlattıkları sayesinde Kostas Papakostas’a ulaştım. Ondan hikâyesini anlatmasını rica ettim. Mesela kitaptaki bir diğer isim Matteos Ekonomidis, arkadaşımdır. Onunla da bu sayede konuştum. Elbette kitapta iki de kadının anısına yer verdim. Hem bu ağır havadan kurtulmak hem de kadınların da bu dönemlerde ne gibi sıkıntılar yaşadığına değinmek istedim. Lulla ve Sevgül ile görüştüm. Lulla da Mağusalı, Maraş’tan… Dünyanın en büyük hayalet şehrinden… Maraş’tan da birilerinin anılarını anlatmasını istedim. Sevgül, değerli bir isim, yıllardır kayıp insanları arıyor. Dedim ki bu kez sen de kendi hikâyeni bize anlat. Kitapta bir diğer Kıbrıslı Türk Halil Sadrazam var mesela. Onu da kitapları sayesinde buldum. Böylece adım adım insanlara ulaştım.”

k2-065.jpg

  “PAPAKOSTAS: TÜRKLER BURAYA GELİYOR ‘KURTULDUK’, DEYİNCE ÇOK ETKİLENDİM”

Kitapta pek çok ilginç hikâye var… Kitabı okurken, tanıdığımız Kıbrıslı Türklerin bile hikâyelerini ne denli eksik bildiğimizi anlıyoruz. Sevgül Uludağ ve Niyazi Kızılyürek de kendileri çokça bilinen ama hikâyeleri bilinmeyen isimlerden… Elias Pantelides’in kitabı yazarken en çok etkilendiği hikâyeyi merak ediyorum.

“Aslında aralarında ayrım yapmak çok zor… Kostas Nikola Papakostas’ın hikâyesi beni çok etkiledi. Kıbrıs’ın eski savunma bakanlarındandır… 1964 yılında zorunlu olarak milli muhafız ordusuna katıldı. Çok çatışmalı, şiddet dolu dönemlere şahitlik etti. 500 Kıbrıslının hayatını kaybettiği, bazılarının hala kayıp olduğu çalkantılı günlerdi. 1973 yılında Milli Muhafız Teşkilatı’nın lideri oldu. EOKA B’ye karşı çok mücadele etti. Daha sonra iç savaş esiri olarak tutuklandı. İnfaz edilmesine karar verildi. İnfazına birkaç gün kala 20 Temmuz günü hücresinde bulunan küçük pencereden baktığında Türk paraşütçüleri görüp, ‘Türkler geldi artık güvendeyim’ demiş. Hatta hücre arkadaşı Nikos’a bağırıp; Uyan kurtulduk. Türkler buraya geliyor, diye anlatıyor. Bu hikâye beni çok etkiledi. Hatta şok oldum. Bunu bu şekilde yazabilir miyim, diye sordum. İzin verdi. Halil’in, Mustafa’nın, Sevgül’ün hikâyeleri hepsi dramatik, hepsi etkileyici. Mustafa Balcıoğlu ile mesela ailelerimizin tanışıklığı çok eskilere dayanıyormuş. Her bir hikâye ayrı ayrı etkileyici.”

k1-081.jpg

“SADECE ŞİMDİNİN DEĞİL TÜM ZAMANLARIN BARIŞINA ULAŞMAK İSTİYORUM”

Son olarak yazarın bu kitabı kaleme alırken nasıl bir mesaj vermek istediğini öğrenmek istiyorum. Elbette bu kitap barışa bir adım daha yaklaşabilmek için bir çabanın eseriydi ama bunu Pantelides’den dinlemek istedim.   

“Günün sonunda benim vermek istediğim mesajı kitabın sonunda da yer verdiğim J.F Kennedy’nin ölümsüz konuşması özetliyor. 10 Haziran 1963 yılında Amerikan Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği Barış Stratejisi başlıklı konuşmasında söyle der; ‘Nasıl bir barıştan bahsediyorum? Nasıl bir barış istiyoruz? Amerikan savaş silahlarıyla dünyaya dayatılmış bir Amerikan barışı değil… Ben, dünyayı yaşamaya değer kılan, insanların ve ulusların büyüyebilme, umut edebilme ve evlatlarına daha iyi bir hayat kurabilmelerine fırsat tanıyan gerçek bir barıştan bahsediyorum; sadece Amerikalıların değil dünyadaki bütün erkek ve kadınların, sadece şimdinin değil tüm zamanların barışından.’ Ben de öyle bir mesaj vermek istiyorum, sadece şimdinin değil tüm zamanların barışına ulaşmak istiyorum. Bu çok eşsiz bir mesaj... Ben de insanlık için bir barış istiyorum. Ayrılıkçılık yaratmak kolay. Dünyada çok fazla millet var. Esas olan insanı, insan olarak düşünmektir. Barışı inşa edebilmek için önce kendinizi diyaloğa açmanız gerekiyor. İnsanlar artık savaşa, silaha harcanan paraların bitmesi için ayağa kalkmalı. Bunun yerine paranın eğitime, okula, sağlığa harcanması sağlanmalı. Burası küçük bir ada, her zaman da çok kültürlü oldu. Hatta Antik çağdan, Salamis şehrinin kuruluşundan bu yana bu böyledir. Dolayısıyla bunu artık kabul etmek gerekiyor. Okullarda verilen milliyetçi eğitiminden vazgeçilmeli. Ben elbette milliyetimi değiştiremem, bunu kimse yapamaz ama hepimiz bu adanın barış içinde, çok kültürlü olarak yaşamasını savunabiliriz.”     

               

   kk-036.jpg         

       

 

Bu haber toplam 3759 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 389 Sayısı

Adres Kıbrıs 389 Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler