1. YAZARLAR

  2. Asım Akansoy

  3. Yolsuzluk Rejimi: Devlet, Ekonomi ve Güvenin Erozyonu
Asım Akansoy

Asım Akansoy

SİYASET MEYDANI

Yolsuzluk Rejimi: Devlet, Ekonomi ve Güvenin Erozyonu

A+A-

Kuzey Kıbrıs’ta yolsuzluk artık yalnızca bir “etik sorun” ya da münferit vakalar dizisi değildir. 2025 yılına ilişkin bulgular, yolsuzluğun sistemik bir karakter kazandığını, kurumsal yapıların işleyişini doğrudan belirleyen bir unsur haline geldiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Sevgili Ömer Gökçekuş ve Sertaç Sonan tarafından her yıl hazırlanan “Kuzey Kıbrıs’ta Yolsuzluk Algısı: 2025 Raporu”, bu dönüşümü nicel verilerle görünür kılan en kapsamlı çalışmadır.

Bu yılki Raporun en çarpıcı bulgusu, Kuzey Kıbrıs’ın 2025 yılı yolsuzluk algı skorunun 100 üzerinden 24 olarak hesaplanmasıdır. Bu skor, dünya ortalaması olan 42’nin oldukça altında olup, ülkeyi küresel sıralamada yaklaşık 150’nci sıraya yerleştirmektedir. Bu yalnızca kötü bir performans değildir; aynı zamanda “kurumsal kapasitenin ciddi biçimde zayıfladığı”na işaret eden yapısal bir göstergedir.

Daha da önemlisi, bu skor bir önceki yıla göre gerilemiştir. Yani sorun durağan değil, “derinleşmektedir”. İş dünyasının algısı da bu tabloyu doğrular niteliktedir: “Katılımcıların %73’ü yolsuzluğun çok yaygın, %72’si ise çok ciddi bir sorun olduğunu ifade etmektedir”. 

Rapor, yolsuzluğun yoğunlaştığı alanları da net biçimde ortaya koymaktadır. Kamu arazilerinin tahsisi, kamu ihaleleri ve izin/lisans süreçleri, rüşvetin en yaygın olduğu alanlar olarak öne çıkmaktadır.  Bu durum, ekonominin rant dağıtımı üzerinden işlediğini göstermektedir.

Bu çerçevede ortaya çıkan yapı, klasik bir “rant ekonomisi”dir: Kamu kaynakları siyasi ve bürokratik ağlar üzerinden dağıtılmakta ; piyasa rekabeti yerini bağlantı ilişkilerine bırakmakta; ekonomik verimlilik yerine, ayrıcalık belirleyici olmaktadır.

İş insanlarının “üçte birinin son bir yıl içinde rüşvet vermek zorunda kaldığını belirtmesi”, yolsuzluğun “istisna değil, iş yapma biçiminin parçası” haline geldiğini göstermektedir. 

Yolsuzluğun en yıkıcı etkilerinden biri, kurumlara duyulan güveni aşındırmasıdır. Rapor, yolsuzlukla mücadele etmesi beklenen kurumlara duyulan güvenin son derece düşük olduğunu ortaya koymaktadır. Hükümete hiç güvenmeyenlerin oranı %52, meclise güvenmeyenlerin oranı ise %47’dir. 

Bu durum, klasik bir “kurumsal meşruiyet krizi”ne işaret eder. Devlet, yalnızca hizmet üreten bir yapı olma yanında, güven üretmek de zorundadır. Güvenin erozyona uğradığı bir ortamda ise: Kayıt dışı ekonomi artar; demokratik katılım zayıflar; gayriresmi ilişkiler norm haline gelir.

Bu noktada raporun teorik çerçevesi önemlidir: Yolsuzluk, yalnızca ekonomik etkinliği değil, aynı zamanda ekonomik adaleti de bozar. Kaynakların yanlış tahsisi ve gelir dağılımındaki bozulma, toplumsal eşitsizlikleri derinleştirir. 

Belki de en kritik bulgulardan biri, yolsuzluğa karşı toplumsal toleransın artıyor olmasıdır. “Hükümet iyi hizmet verdiği sürece yolsuzluk kabul edilebilir” diyenlerin oranının son yıllarda belirgin şekilde yükselmesi, normatif bir kırılmaya işaret etmektedir.  Bu, iki yönlü bir risk üretir: Yolsuzluk yalnızca pratikte değil, "zihniyette de meşrulaşır”; reform talebi zayıflar, “statüko kendini yeniden üretir”. Aynı eğilim liyakat algısında da görülmektedir. Başarının çaba ve yetkinliğe bağlı olduğuna dair inanç zayıflamakta, bu da hem bireysel motivasyonu hem de kurumsal kaliteyi düşürmektedir. 

Raporun teorik arka planı, kurumsal iktisat literatürüyle çözüm üretmeye çalışmaktadır. Güçlü, hesap verebilir ve kapsayıcı kurumlar ekonomik kalkınmanın temelidir. Buna karşılık, zayıf ve dışlayıcı kurumlar yolsuzluğu besler ve sürdürülebilir büyümeyi engeller. 

Kuzey Kıbrıs örneğinde ortaya çıkan tablo, kurumsal zafiyetin üç temel boyutunu göstermektedir: Hesap verebilirlik eksikliği (cezasızlık algısı); şeffaflık eksikliği (ihale ve tahsis süreçleri); denetim zayıflığı (kurumlara düşük güven). Bu üçlü yapı, güçlü içerik ve etkili kurumsal mekanizmalarla değişmeden, yolsuzlukla mücadele söylem düzeyinde kalmaya mahkumdur.

Kritik bir eşikteyiz. Mevcut eğilimler iki farklı senaryoya işaret etmektedir: Birinci senaryo, yolsuzluğun “yeni normal” haline gelmesidir. Bu durumda ekonomik verimsizlik kronikleşir, genç nüfusun umudu azalır ve siyasal sistem giderek dar bir çıkar grubunun kontrolüne girer. İkinci senaryo ise kurumsal reformların hayata geçirilmesidir. Bu, yalnızca yasal düzenlemelerle değil; öncelikle bağımsız denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi; kamu ihalelerinde tam şeffaflık; liyakat esaslı kamu yönetimi; siyasi finansmanın denetlenmesi gibi bütüncül bir dönüşümü gerektirir.

Raporun da açıkça gösterdiği gibi, sorun “veriyle sabit”tir. Artık mesele teşhis değil, siyasi irade ve toplumsal yönelim meselesidir.

Önümüzdeki temel soru şudur: Yolsuzlukla yaşamayı mı öğreneceğiz, yoksa hem onunla mücadele edecek, hem de bu durumu yaratan koşulları da değiştirerek, kurumsal kapasiteyi inşa mı edeceğiz ?

Kuzey Kıbrıs, uzun süredir çözümsüzlük koşullarında yolunu bulmaya çalışan bir yapıdır. Bu süreçte, dış müdahaleler ve iç zafiyetler birleşmiş; hem kurumsal yapı hem de ekonomik ve toplumsal düzen ciddi biçimde aşınmıştır. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, sadece bir “yönetim hatası” ya da birkaç fırsatçının yarattığı bir sorun değildir. Yolsuzluk, giderek zayıflayan kurumsal yapının ve bu yapıyı besleyen daha geniş siyasal koşulların bir sonucudur. Bu noktada, Kuzey Kıbrıs’ın içinde bulunduğu uluslararası ve hukuki durum, yani çözümsüzlük hali, belirleyici bir faktör olarak karşımızda durmaktadır. Siyasal ve hukuksal entegrasyondan yoksunluk, kurumsal kapasiteyi sınırlamakta; denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarını hem zayıflatmakta hem de istikrarsızlaştırmaktadır.  Elbette bugün yapılabilecekler vardır ve yapılmalıdır. Ancak sorunu yalnızca iç dinamiklere indirgemek eksik bir okuma olur. Gerçek ve kalıcı bir dönüşüm, yalnızca kurumların iyileştirilmesiyle değil, bu yapıyı çevreleyen siyasal çerçevenin değişmesiyle mümkündür.

Başka bir ifadeyle, yolsuzlukla mücadelede atılacak adımlar önemlidir; ancak “bataklığın kurutulması”, doğrudan doğruya Kıbrıs sorununun çözümüne bağlıdır.  Bu gerçeğin bilinciyle, ilk olarak atmamız gereken adım, yapacağımız güçlü tercih ile siyasetin yolsuzluğun üzerine kararlılıkla gitmesini sağlamak ve “yolsuzluk için siyaset yapanlar”ı tasfiye etmektir. 

Bu yazı toplam 950 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar