İfrat ve tefrit…
Bu iki sözcüğü herkese ezberletecek Tufan Hoca…
Eski Türkçe ve Osmanlıca sözcükler konusunda dağarcığı geniştir; romanlarını okuyanlar bilir.
İfrat ve tefrit, Arapça kökenli iki karşıt kavram aslında…
İfrat; ölçüyü aşmak, haddinden fazla gitmek, aşırılığa savrulmak…
Tefrit ise gerekenin altında kalmak, ihmal etmek, küçümsemek…
Hani “bir uçtan bir uca savrulmak” derler ya…
En sevdiğimiz alışkanlıklardan biridir bu ülkede…
Ya siyah, ya beyaz (!)
Şimdi Kıbrıs’ta yeniden çözüm konuşulurken de aynı manzara var.
Birileri her yeni gelişmede çözümün kapıda olduğunu söylüyor…
Birileri ise "imkansız" diyor.
Oysa Kıbrıslı Türk lider ne ifrata kaçıyor ne tefrite…
Her zamanki gibi dengeli, ihtiyatlı ve gerçekçi...
Erhürman’ın “Cumhurbaşkanlığı’nda 200 Gün” başlıklı basın toplantısında söylediği gibi: "Kıbrıs sorununda başladığımız noktanın çok daha ilerisinde bir yerdeyiz ancak bu iş bitti diye bakacak bir durumda değiliz.”
***
Öyle görünüyor ki yıl bitmeden yeni bir zirve olacak.
Birleşmiş Milletler’in çağrısıyla Kıbrıslı liderler ve garantör ülkeler yeniden aynı masada buluşacak.
Erhürman yeniden anımsatıyor: "Müzakere olsun diye müzakere değil, çözüm olsun diye müzakere istiyoruz…”
Bu yeni zirveden çıkabilecek en önemli sonuç, sanırım, yeni bir "yol haritası"nın onaylanması olur.
Eğer Kıbrıslı liderler, Türkiye ve Yunanistan’ın üzerinde uzlaşacağı ortak bir yol haritası ortaya çıkarsa, harika bir sonuçtur.
Zor mu?
Evet.
Ama imkânsız değil.
Çünkü bugün kimse bir çözümden adanın her iki yanındaki hayatları altüst edecek bir sonuç beklemiyor.
Bu nedenle beklentim, Guterres Çerçevesi’nin yeni hassasiyetler ve güncellenmiş yöntemlerle biraz daha genişletilmesi ve düzenlenmesi yönünde.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, görev süresinin tamamlanmasına 6 ay kala bunu başarmak isteyecektir.
Elbette çözüm yolunu açabilecek asıl dinamiklerin yalnızca adanın içinde değil; Avrupa Birliği, enerji iş birlikleri, Doğu Akdeniz dengeleri ve bölgesel güvenlik başlıklarında şekilleneceği de ortada...
***
Elbette en kritik soru şu: Tüm çabalara rağmen yine bir sonuca ulaşılamazsa ne olacak?
Hani Erhürman’ın metodolojisinin son maddesi…
Ben o maddeyi hep daha geniş düşündüm.
Çözüme ulaşılmasının önünde kim engelse, bunun bir bedeli olmalı.
Hem Kıbrıslı Rumlar için…
Hem Kıbrıslı Türkler için…
Hem de garantörler için…
Sorumluluk kimdeyse sonuçlarına da katlanmalı.
Çünkü yarım asrı aşan bir süredir aynı döngüyü yaşıyoruz...
Görüşmeler…
Zirveler…
Umutlar…
Hayal kırıklıkları…
Sonra yeniden başa dönüş…
Bir çözüm bulunacaksa, bunun ödülü olmalı.
Bulunamayacaksa da bunun bir karşılığı…
Ama her iki durumda da bugünkü statükoya geri dönülmemeli. Çünkü statüko, çözümsüzlüğün ödüllendirildiği yerdir.






