1. YAZARLAR

  2. Niyazi Kızılyürek

  3. Yapıcı müzakere ilkeleri ve geçmişten dersler ışığında geleceğe bakmak!
Niyazi Kızılyürek

Niyazi Kızılyürek

Yapıcı müzakere ilkeleri ve geçmişten dersler ışığında geleceğe bakmak!

A+A-
  1. Müzakere zemini belli ölçüler içinde göreceli bir zemindir. Belirleyici olan, müzakerelerin diyalektiğidir. Başarılı müzakere demek, girdiğiniz gibi çıkmadığınız, ya da farklı girip farklı çıktığınız müzakere sürecidir.

Belli bir planı kabul etmeye zorlanırsanız, bu müzakere değil, teslimiyet olur. Doğru bir müzakere diyalektiğini tanımlayan şey, başlangıçtaki taleplerinizi iki tarafın lehine olabilecek şekilde değiştirmenizdir.

  1. Tavrınızı değiştirmek, başlangıçtaki taleplerinizden karşılıklı olarak geri adım atmak olarak anlaşılmamalıdır. Bu türden uzlaşma girişimleri genellikle başarısız olur.  Başlangıçtaki taleplerinizi sahici olarak gözden geçirmek, müzakere sürecinde ortaya çıkan yeni bilgi ve bulguların ışığında sorunların yeniden tanımlanmasından geçer.
  2.  Müzakerecileri teknik bilgiyle desteklemek her zaman yararlıdır, ancak çözüm iki tarafı temsil eden Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum müzakereci tarafından bulunmalıdır.
  3. Herhangi bir konuda anlaşmaya varmak için müzakere etmek başka bir şeydir, bir devleti örgütlemek için müzakere etmek bambaşka bir şey.

Devlet yapısını örgütlemek son derece hassas ve karmaşık bir konudur ve öncelik işleyebilir bir devlet yapısı oluşturmaya verilmelidir. Haklar konusu sonraki iştir. Çünkü, işleyebilir bir devlet kurulmazsa, hakların hayata geçirilmesi zaten imkansızdır.

  1. Müzakerelerin başarılı olması için iç ve dış politik ortamın istikrarlı olması gerekiyor. Uluslararası alanda ve içeride ortaya çıkacak olası siyasi istikrarsızlıklar müzakerelerin dinamiğini olumsuz yönde etkiler. Hatta, müzakerelerin kesilmesine bile yol açabilir.
  2. Müzakerelerin yapıldığı siyasi ortam hiçbir zaman uzun süreli ve tam olarak istikrarlı olmadığından, yaratıcı müzakere zamanı her zaman sınırlıdır. Bu zaman dilimi içinde sonuç alınmazsa, daha sonra bir sonuca ulaşmak iyice güçleşir.
  3. Müzakereler dışarıdan kaynaklana taleplerin töhmeti altına sokulmamalıdır. Ne de üçüncü bir devletin iç ve dış politik hesaplarına alet edilmelidir. Başka türlü söylersek, müzakereler kendi özerk dinamiğini korumalı ve müzakere edilen konudan başka sorunların çözümüne dönük bir fırsat olarak görülmemelidir.

 

Yukarıya aktardığımız “müzakere ilkeleri” Anayasa profesörü Mihalis Dekleris’in “Kipriako: Teleftea Efkeria” (Kıbrıs Sorunu: Son Şans) adlı kitabından alındı. Mihalis Dekleris, 1972-74 yılları arasında yapılan Genişletilmiş Kıbrıs Görüşmelerinde Yunanistan’ı temsil ediyordu ve bu vesileyle Kıbrıs görüşmelerini yakından izliyordu.

 

Makarios Örneği

Dekleris’in önerdiği “yaratıcı zamanı iyi kullanmak” ve müzakere sürecinde “esneklik” gösterip ileri sürülen tezleri gözden geçirmek, aslında Makarios’a dönük bir eleştiri olarak da okunabilir. Nitekim, Dekleris 1972-74 yılları arasında Makarios’un tutumunu şöyle özetliyordu: “Onun için (Makarios kastediliyor NK) en ideal ve en olası çözüm sadece Kıbrıslı Rumlardan oluşan devleti yaşatmak ve Türklere de sınırlı katılım olanakları vermekti. Ortak mesaimizde beni en çok etkileyen şey, de-facto durumun Helenizm’in uzun vadeli çıkarlarına zarar vermeyeceğine olan inancıydı.”

Böyle bir anlayıştan yola çıkan  Makarios ne zamanı doğru değerlendiriyor, ne de esneklik gösteriyordu. Dekleris’in belirttiği gibi, “Türklere karşı sert müzakereci olmak gerektiğine inanıyordu”.

Sonuç, kendi açısından hüsran oldu...

 

Denktaş Örneği

Türk tarafının 1974’ten sonra uzun yıllar devam eden müzakere taktiğine baktığımız zaman benzer bir tablo ile karşılaşırız. Zamanın ve de-facto durumun Kıbrıs Türk toplumunun lehine işlediğine inanan Rauf Denktaş, ileri sürdüğü talepleri gözden geçirmek bir yana, çıtayı hep daha yukarıya çekti.

1974 Temmuz’unda Cenevre’de “Kıbrıs’ta fiilen iki muhtar idare vardır” tezinden başlayarak yavaş yavaş “iki halk, iki ayrı demokratik yönetim ve iki devlet” tezine geldi. Egemen devletlerin kuracağı bir konfederasyon tezinde ısrar edip durdu. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ye üye olmaya hazırlandığı 2002 yılında da bu görüşünü değiştirmedi. 6 Ocak 2002 tarihinde Rauf Denktaş ile Glafkos Kliridis arasında başlayan doğrudan görüşmelerde Denktaş “iki egemen devlet arasında yapılacak bir anlaşma sonucu yeni bir devlet kurulacağı, iki egemen oluşturucu devletten “ortak devlete” sınırlı egemenlik transferinin yapılacağını, geri kalan egemenlik haklarının oluşturucu devletlere bırakılacağını, ayrıca başka devletlerle ticaret, ekonomi ve kültür alanlarında anlaşma yapma hakkının olacağını söylüyordu.

Sonuç hüsran oldu...

Denktaş’ın konfederasyonda ısrar etmesinden yararlanan Kıbrıs Rum liderliği Kıbrıs Cumhuriyeti’ni çözüm olmadan bütün Kıbrıs adına AB üyesi yapmayı başardılar ve AB üyeliğini Türkiye’ye ve Kıbrıslı Türklere karşı kullanmaya başladılar...

 

Günümüzün Müzakerecileri

Yukarıda aktardığımız yapıcı müzakere ilkelerinin birinci maddesine bir kez daha bakalım: “Müzakere zemini belli ölçüler içinde göreceli bir zemindir. Belirleyici olan, müzakerelerin diyalektiğidir. Başarılı müzakere demek, girdiğiniz gibi çıkmadığınız, ya da farklı girip farklı çıktığınız müzakere sürecidir. (...) Doğru bir müzakere diyalektiğini tanımlayan şey, başlangıçtaki taleplerinizi iki tarafın lehine olabilecek şekilde değiştirmenizdir.”

Müzakerecilerin bu özellikle ilkeyi dikkate almalarında ve geçmişin hüsran dolu müzakere süreçlerinden ders çıkarmalarında fayda vardır...

Yoksa, yeni hüsranlar yaşamak kaçınılmaz olacaktır...

Bu yazı toplam 437 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar