1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Emekli Yaşı, Reform ve Karpaz’a Yerleşke
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Emekli Yaşı, Reform ve Karpaz’a Yerleşke

A+A-

Emekli yaşını siyasi rekabetten uzak tartışabilmeliyiz. Ancak bugün böyle bir ortam yok... Şaibeli, kirli ve samimiyetsiz bir yönetimle bunu tartışmanın bir karşılığı olmaz.

Oysa şeffaf, hesap verebilir ve irade sahibi bir yönetimde kamu reformu kaçınılmazdır. Emeklilik yaşı da bu reformun yalnızca bir unsurudur.

Adanın kuzeyinde emekli yaşı 60, güneyinde ise 65... Kıbrıslı Rum dostlarımızla konuştuğumuzda, bu farkın zamanla bir yaşam yüküne dönüştüğünü görüyoruz. İnsan ömrü uzadı ama hayat kalitesi aynı oranda yükselmedi.

Yine de mesele yalnızca yaş değil. Kimi alanlarda deneyim, birikim ve uzmanlık önemlidir. Bir cerrahın elindeki ustalık ile bir memurun masa başı rutini aynı terazide tartılamaz. Bu nedenle tek tip bir yaş politikası yerine, alanlara göre farklılaşan bir model tartışılmalıdır.

***
Emekli yaşından çok daha önemlisi ve kamu yönetiminde verimliliği artıracak en kritik eşiklerden biri, yükselme pozisyonlarının dışa açılmasıdır. Kapalı devre bir sistem, zamanla yozlaşmaya neden oluyor. Yükselme pozisyonları dışarıya açık olsa görevdeki çalışan da kendini günceller, geliştirir ve yaptığı işe yeniden bağlanır.

Elbette mevcut personele deneyim avantajı tanınabilir ama sistem asla dışa kapalı olmamalıdır.

***
Toplum kamudan yalnızca hizmet değil, saygı da görmek istiyor: Güler yüz, hız ve erişilebilirlik… Bugün ise ilgisizlik ve bürokrasi, yurttaşı yoran bir engel olarak duruyor. Devlet, hayatı kolaylaştırması gerekirken zorlaştırıyor.

İşini "online" yapacaksın ama yollara düşerek şifre alacaksın ya da onlarca belgeyi bilgisayara yükleyip pul yapıştıracak, onay bekleyecek, imza toplayacaksın.

Sağlıkta ilaç almaktan İhtiyat Sandığı'ndan paranızı çekmeye; tapuda işlem yapmaktan şirket kurmaya ya da sonlandırmaya kadar hepsi eziyet...
Doğmak da zor, ölmek de!
Hele tereke işleri...
Hele devir-teslimler...

***
Kamu reformu bugünkü irade yoksunu yapı ile tartışılacak bir başlık değil; ama bu ihtiyacın aciliyeti ortada. Özellikle genç işsizliğin bu kadar derinleştiği bir dönemde…

Kamu görevlisinin ikinci iş üzerinden kurduğu ilişki, yalnızca bir gelir meselesi değildir; bu, kamusal alanın özelleştirilmesidir. Toplumun maaşını ödediği bir görevli ile yurttaş arasında, hizmet dışında kurulan her ticari bağ, kamusal eşitliği ve ahlakı zedeler.

Statükonun iyice betonlaştığı bu alanda; ciddi bir siyasi irade, cesaret ve kararlılık şarttır.

Gelelim İTÜ meselesine!

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) gibi dünyaca bilinen köklü bir eğitim kurumunun adaya gelmesi, özellikle Karpaz gibi uzun süredir ihmal edilmiş bir bölgeye yatırım yapması elbette önemli bir fırsattır. Ama doğayı teslim alarak değil.

Bu ülke zaten bir "üniversiteler mezarlığı"na dönüşmüş durumda. Bu nedenle böylesi adımlar, yükseköğretimde bütüncül bir kalite planlaması ile birlikte atılmalıdır. 

***
Önce İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Kıbrıs serüvenini anımsayalım.

  • İstanbul Teknik Üniversitesi'nin adamızda bir yerleşke kurması için ilk protokol 19 Şubat 2008'de Soyer Hükümeti döneminde imzalandı.
     
  • Protokol Onay Yasası ve İTÜ Kuruluş Yasası da aynı hükümetler döneminde oybirliği ile kabul edildi.
     
  • 17 Şubat 2010'da bu kez Eroğlu Hükümeti döneminde KKTC-TC arasında "İTÜ KKTC Yerleşkesine Arazi Ayırma Protokolü" imzalandı. 
     
  • İşte bu dönemde "alçak orman arazileri" dahil 3 bin 450 dönüm arazi İstanbul Teknik Üniversitesine verildi.
     
  • 25 Mayıs 2015'te bu kez Yorgancıoğlu Hükümeti döneminde, 2010'daki parselleri içeren 50 Yıllık Kiralama sözleşmesi imzalandı.
     
  • Ve son olarak geçtiğimiz gün Meclis'ten yine İTÜ yerleşkesi için yine "oybirliği" ile bir karar geçti. Bu kararla alçak orman arazilerinin devri yasallaştı.
     
  • Karara "Eğitim ve öğretim amacı dışına çıkılmaması, araziler üzerinde doğal ağaçlandırma alanlarına zarar vermeme, Çevre Yasası, İmar Yasası ve Bölge Emirnameleri kurallarına bağlı kalmak" şartları eklendi.

Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) bu karara "onay" vermesi tartışılıyor. Oysa tarihsel tutarlılık açısından bakılınca bu durum doğal; çünkü 20 yıla yaklaşan bu süreçte CTP'nin etkin rolü var. Şimdi aleyhte oy verseydi sanırım samimi durmazdı.

Yeşil Barış Hareketi'nin 2022'de bu kararların iptali için açtığı dava henüz sonuçlanmış değil tabii.

Benim düşünceme gelince...
Bu büyüklükte bir arazi devri, yalnızca "eğitim yatırımı" ile açıklanamaz. ODTÜ Kalkanlı kampüsünün 3 bin, DAÜ'nün ise 1500 dönüm üzerine kurulduğu düşünülünce, İTÜ'ye verilen 5 bin dönüm yer adeta bir coğrafya tahsisidir.

Üstelik bu toprakların mülkiyet boyutu da var.
Kıbrıslı Rum mülkleri söz konusuysa, Taşınmaz Mal Komisyonu üzerinden tazminat yükümlülüklerinin en baştan güvence altına alınması gerekir.

İTÜ’nün adaya gelmesi Karpaz için yeni bir dönem olabilir; ama unutulmasın, doğal mirasın korunması şeffaf bir şekilde güvence altına alınmazsa kalkınma dediğimiz şey yerini tahakküme bırakır. Ölçü kaçtığında yatırım yayılmacılığa, denge yitirildiğinde büyüme yıkıma dönüşür.

 

BİRAZ MOLA
Bayram ve evlat tatili nedeniyle yazılarımıza birkaç gün ara verelim, müsadenizle...

Bu yazı toplam 315 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar