Statüko: Bir Çürüme Makinesi
Bu “düzen” değişmesin, Kıbrıs birleşmesin, barış olmasın diye bu toplum her neyle korkutulduysa, hepsi başına geldi. Hangi korkularla terbiye edildiysek, hepsi de yaşandı.
“Azınlık oluruz” dediler, olduk.
“Kendi kararlarımızı veremeyiz” dediler; irademizin her gün biraz daha ufalandığı bir vesayet döngüsünde yorulduk.
“Konuşmaya korkarsınız” dediler, adeta dilsizleştik.
“Geceleri sokağa çıkamazsınız” dediler, elimizde sopayla gezmeye başladık.
"Turist"le "hırsız" birbirine karıştı.
Pusular kuruldu hayatlarımızın orta yerinde...
Silaha sarıldı 17 yaşında çocuklar...
***
Olabildiğince kirlenmişlik, çürümüşlük, karanlık; hepsi de şimdiki düzenin sonucudur.
Hepsi de bu yapının birer ürünü...
Evet, bu yapı neyi üretiyorsa, onu yaşıyoruz.
Mafya, adanın kuzeyine karanlık bir sis gibi çökerken; garantörlüğün, barikatların ve statükonun korunaklı gölgesini kullandı. Üniversitenin yolunu bilmeyenlerin "doçent", "doktor", "profesör" unvanlarıyla podyuma çıktığı bir sahtelik panayırı kuruldu. Bir kalbur samanı iki eşeğe bölemeyecek çapsızlar toplumun kaderine "baş" tayin edildi.
Daha açık konuşalım...
Kim ne isterse olabiliyor bu düzende...
İster müdür oluyor, ister eğitimci!
İster bakan oluyor, ister gazeteci!
İster topçu oluyor, ister popçu!
Kim, hangi diplomaya isterse sahip olabiliyor...
Hangi fakülteye girmek isterse, girebiliyor.
Ama dünyada bir karşılığı var, ama yok...
Fark etmiyor.
***
Tetikçiler de haraç çeteleri de bu düzende çöktüler kuzeye...
"Garantörlük" varken...
"Barikatlar" yerini korurken...
"Ateşkes" sürerken...
Yolsuzlar...
Hırsızlar...
Rüşvetçiler...
Dünyaya kapalı bu sahte vitrin, bu illüzyon düzeni; sadece kokuşmuşluğu besledi.
Sözünü ettiğim çözümsüzlüktür.
Ne varsa, ne yaşanıyorsa, bu statükonun ürünü...
***
Yıllardır Kıbrıs'ın kuzeyine dair yürütülen bir kimlik mühendisliği var.
Nüfus yapısı değiştirilirken sustuk, "aman tadımız kaçmasın" dedik. Oysa adaya taşınan nüfus da bu sistemin kurbanı oldu; yoksullaştı, güvencesizleşti, iradesizleştirildi.
Seçici yurttaşlık, planlı iskân…
Hangisi inkâr edilebilir?
Ortak hafıza silindi. Kuşaklar arası süreklilik koparıldı. Toplum edilgenleştirildi. Değerler kayboldu, doku bozuldu.
Geriye ne kaldı?
Konforlu bir yalnızlık.
İhtişamlı bir bataklık.
Gelecek belirsizliği içinde savrulan bir topluluk.
Pahalı arabalar içinde derin bir izbelik.
Yüksek maaşların örtemediği o alçak güvensizlik duygusu ve uçsuz bucaksız bir bilinmezlik.
***
Bu toplum neyle korkutulduysa, hepsi başına geldi. Üstelik “korkma” dedikleri yerden geldi.
Çürüme gözümüzün önünde yaşandı.
İtaat, biat, sadakat rejimi bu.
Ganimet kültürü.
Asalak bir hayat öğretisi.
Pis.
Rezil.
Leş gibi.
Statüko...
Bir çürüme makinesi!
"Çok da takma" diyor insanlar birbirine...
"Sen de uy bu düzene..."
"Keyfine bak..."
"Buralarda böyle bu hayat..."
Tam da istedikleri bu...
Tam da...
Bu!







