1. YAZARLAR

  2. Dr. Nesrin Değirmencioğlu

  3. Brecht’in Kafkas Tebeşir Dairesi’nden Siyah Bayrak Eylemine
Dr. Nesrin Değirmencioğlu

Dr. Nesrin Değirmencioğlu

Kültür Sanat

Brecht’in Kafkas Tebeşir Dairesi’nden Siyah Bayrak Eylemine

A+A-

19. yy’in sonlarında ve 20. yy’in baslarında, Almanya, Avrupa’nın en önemli sanayi gücü haline geldiğinde, sanayide çalışan bireylerin öznelliklerini kaybedip kapitalist sistem içinde birer nesneye dönüştüklerini fark eden Brecht, mevcut edebi formların bu değişen koşullara ve zamanın ihtiyaçlarına cevap veremediğini, bu sebeple yeni bir tiyatro şeklinin yaratılması gerektiğini ileri sürer ve Epik Tiyatro’yu yaratır.

Epik Tiyatro izleyicinin sahnedeki karakterler ile empati kurmasını engelleyerek onları pasif izleyicilerden aktif düşünürler haline getirmeyi hedefler. Bu amaçla Verfremdungseffekt (V-Effekt) denilen yabancılaştırma tekniklerini kullanarak, izleyicinin sahnedeki karakterlerden uzaklaşmasını ve bu uzaklığın yarattığı boşluğu eleştirel düşünce ile doldurmalarını amaçlar.

Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları’nın sahneye koyduğu, Bertolt Brecht’in yazdığı ve Halil Akarsu’nun yönettiği Kafkas Tebeşir Dairesi, özellikle Azdak karakteri ile, Epik Tiyatro’nun harika bir örneğini sunar. Azdak ilk olarak isyancı bir haydut görünümünde sahneye çıkar. Alacağı yüksek rüşvet miktarına karşılık Büyük Prens’i saklamayı taahhüt eder ve isyancıların elinden kaçmasına yol açar; tüm cehaletine karşın yargıç yapılır, duruşmaları rüşvet toplama ‘usulü’ ile başlatır, avukatların değerini aldıkları paranın belirlediğini söyleyip onları bu miktarı açıklamaya zorlayarak, açıkça onların kişisel haklarının gizliliğine müdahale eder; namus ile ilgili bir davada sanık ile cinsel olarak birlikte olmak istediğini ima eder… Tüm bu örnekler aracılığı ile Brecht izleyicinin Azdak karakteri ile empati kurmasını engeller ancak böylesi bir ‘haydut’un bile adalet dağıtırken vicdanını dinlemesi ve ezilenden yana olması izleyiciyi  düşünmeye sevk eder.

Kendini bir dizi mucizeler içinde bulan fakir bir kadının evinde beklenmedik şekilde ihtiyaç duyduğu malzemelerin belirmesi ve bunları kadına fark ettirmeden getiren ‘haydut’ ile bu malları çaldığı mal sahiplerinin çekişmesinde yoksuldan yana karar alıp mucizelere ve tanrıya inanmadıkları için mal sahiplerini mahkum etmesi; savaş döneminde biyolojik annesi tarafından terkedilen çocuğun barış döneminde zengin annesi tarafından geri alınması davasında, çocuğun, onu sevgi ve şefkatle büyüten hizmetçi kadın Grusha’ya verilmesini karara bağlaması; bir başka değişle, Azdak gibi cahil bir ‘haydut’un bile gelir eşitsizliklerinin ve toplumsal vicdanın yara aldığı dönemlerde toplumsal adaletin sağlanmasına katkıda bulunması, izleyiciyi bir sorulama sürecine sokar.

Devletin yanan ve on yıllardır tamamlayamadığı yeni tiyatro binasının yokluğunda AKM’nin rutubet kokan salonunda oturan izleyiciler, kesilen elektriklere karşın büyük bir özveri ile telefonlarının ışığında oyunu devam ettirmeye çalışan oyuncularla karşı karşıya kalır. Devletin eksik bıraktığı yatırımlar neticesinde sağlayamadığı etkin elektrik üretimi; sağlıkta ve eğitimdeki altyapı yetersizlikleri; rüşvet, sahte diploma ve insan ticareti gibi ciddi iddialarla görevlerinden alınan ve mahkeme önüne çıkarılan çeşitli üst düzey yöneticiler ve tüm bu şaibeli sistemi toz pembe bir hayal gibi sunan yozlaşmış bir hükümet yapısına karşı, izleyiciler, ne yapabilecekleri sorusunu sorarak salondan ayrılırlar. Tam da bu noktada Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’nin siyah bayrak eylemi ve ona destek belirten diğer tüm sivil toplum örgütleri, basın yayın kuruluşları ve siyasi partiler gelebilecek bir değişimin kıvılcımını ateşlerler. Sahne, Brecht’in Epik Tiyatro’su ışığında sadece düşünmenin değil harekete geçmenin de vakti olduğunu kuvvetli bir şekilde vurgular!

Bu yazı toplam 239 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar