“Sıradaki olay ne?”
Bu ülkede korkuyla yaşanmaz!
Bir zamanların o güzelim adanın, kuzey yarısında şiddetin normalleştirilmeye çalışıldığı, denetimlerin zayıfladığı bu günlerde artık “Sıradaki olay ne?”, “Sıradaki kim?” diye sormaya başladık…
Bir ülkenin sokaklarında yürürken insanın aklına “Acaba bugün ne olacak?” sorusu geliyorsa, orada huzur kalmamıştır demektir...
Çünkü son dönemde Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşananlar, hepimizi ciddi biçimde düşünmeye zorlayan bir tablo ortaya koyuyor.
Bıçaklamalar…
Cinayetler…
Şiddet tehditleri…
Kadına yönelik saldırılar…
Uyuşturucu operasyonları…
Cinsel saldırılar…
Silah ve suç haberleri…
Ve bütün bunların yanında, ülkede yasal statüsü bulunmadan yaşayan insanların varlığına ilişkin her gün yeni veriler, yeni bir haber…
***
Taşkınköy’de bir süpermarkette yaşanan bıçaklı saldırıda 22 yaşındaki bir kadın ağır yaralandı, yaşama tutunmaya çalışıyor, zanlı da yaralandı.
Daha birkaç gün önce Girne’de bir doğum günü kutlamasında başlayan tartışma cinayetle sonuçlandı ve 40 yaşındaki Nizam Allanazarov yaşamını yitirdi. Olayla ilgili yedi kişi tutuklandı.
Kadına yönelik şiddet ise artık tek tek yaşanan olayların ötesine geçmiş durumda. Yenidüzen’in son çalışmasında 2001’den bu yana kayıtlara geçen kadın cinayetlerinin sayısının 48’e ulaştığı vurgulanıyor...
Ve daha birkaç gün önce Girne’de görülen toplu cinsel saldırı davasında beş sanığa toplam 55 yıl hapis cezası verildi.
Bütün bunlar bize, toplumun alarm verdiğini söylüyor.
***
Bir suç işleniyor.
Polis müdahale ediyor.
Zanlı tutuklanıyor.
Mahkeme süreci başlıyor.
Sonra birkaç gün geçiyor…
Yeni bir olay yaşanıyor.
Ve biz yeniden aynı döngünün içine giriyoruz.
Oysa devlet yönetmek, yalnızca suç işlendikten sonra polisi olay yerine göndermek değildir.
Devlet yönetmek, suçun oluşacağı zemini önceden görmek ve o zemini ortadan kaldırmaktır.
İşte burada hükümete şunu sormamız gerekiyor; Bu ülkenin güvenlik politikası nedir? Sokaklarımızı daha güvenli hale getirmek için hangi plan uygulanıyor? Ülkeye giriş-çıkışlarda hangi risk analizleri yapılıyor? Muhaceret sistemi ne kadar etkin? Kim ülkeye giriyor? Ne amaçla geliyor? Ne kadar süre kalıyor? Çalışma izni bitenler nerede? Öğrenci statüsünü kaybedenler nerede? İkamet izni sona erenler nerede? Ülkede yıllarca kaçak yaşayan insanların nasıl olup da sistemin radarından çıkabildiğini sorguluyor muyuz?
Ve daha nice sorular, sorular, sorular...
***
Temmuz ayında bir kişinin Kıbrıs’ın kuzeyinde 868 gün kaçak yaşadığı ortaya çıktı.
Mart ayında başka bir kişinin 1300 gün kaçak yaşadığı mahkemeye yansıdı.
Bir başka vakada ise bir kişinin ülkesine dönmek için polise yardım amacıyla başvurduğu ve 465 gündür kaçak yaşadığının ortaya çıktığı haberleştirildi.
Bunlar tek başına bile sistemin ciddi biçimde sorgulanmasını gerektiren örneklerdir.
***
Burada çok önemli bir ayrım yapmak zorundayız. Kaçak yaşayan herkes suçlu değildir.
Ülkeye çalışmak, okumak veya yaşamak amacıyla gelen ve yasalar içerisinde hayatını sürdüren yabancıları suçlu ilan etmek de kabul edilemez.
Bir insanın milliyeti suç değildir.
Bir insanın göçmen olması suç değildir.
Bir insanın yabancı olması suç değildir.
Suç, suçtur.
Ve kim işlerse işlesin, karşılığı hukuk içerisinde verilmelidir.
Ancak devletin görevi de insanların yasal statüsünü bilmek, takip etmek, gerektiğinde sınır dışı işlemlerini hukuka uygun biçimde gerçekleştirmek ve ülkeye giriş-çıkışları etkin biçimde denetlemektir.
Çünkü kayıt dışılık yalnızca göç meselesi değildir.
Kayıt dışılık aynı zamanda güvenlik meselesidir.
Bir insanın nerede yaşadığını, nerede çalıştığını, hangi statüyle ülkede bulunduğunu devlet bilmiyorsa; orada ciddi bir güvenlik boşluğu oluşmuş demektir.
Nitekim Polis Genel Müdürlüğü tarafından açıklanan verilere göre 2025 yılında yasal statüsünü kaybederek kaçak duruma düştüğü tespit edilen 951 kişi ihraç edildi.
Denetim sürekli ve sistematik olmak zorunda.
Muhaceret ile polis arasında gerçek zamanlı veri paylaşımı olmalıdır.
Çalışma izinleri, öğrenci izinleri, ikamet izinleri ve giriş-çıkış kayıtları birbirinden kopuk olmamalıdır.
Ve bütün bunlar yalnızca kâğıt üzerinde değil, sahada çalışan mekanizmalar haline getirilmelidir.
Yani polisin de yalnız bırakılmaması gerekiyor
Mesele toplumsaldır.
Hükümet daha ne kadar susacak?
Bu kadar olay yaşanırken hükümet neden kapsamlı bir güvenlik ve toplumsal şiddetle mücadele programı açıklamıyor?
Çünkü, bu toplumun içinde olduğu durum umurlarında bile değil.






