1. YAZARLAR

  2. Uzm. Nilsu Atıcı

  3. Sınırlarımız
Uzm. Nilsu Atıcı

Uzm. Nilsu Atıcı

YENİDÜZEN PAZAR YAZILARI

Sınırlarımız

A+A-

Bu hafta biraz durup kendimize bakalım mı? İlişkilerimize, ‘evet’lerimize, ‘hayır’larımıza, sustuklarımıza ve içimizden geçip de söyleyemediklerimize. Bu hafta kişisel sınırlar hakkında konuşalım.

İster romantik bir ilişkide olalım, ister bir arkadaşlık içinde, ister aileyle, ister iş ortamında ya da kendimizle ilgili aldığımız kararlarda. Kişisel sınırlar bir yol gösterici gibidir. Peki nedir bu kişisel sınırlar? Hep olumsuzluklardan korunmak için mi vardırlar? Sınırlar sadece ‘mesafe koymak’ mıdır? Yoksa aslında bizi birbirimize yaklaştıran, özgürleştiren bir kavram mıdır? Çoğu zaman ‘sınır’ kelimesi kulağımıza sert gelir. Toplumun, ailenin, kurumların ya da yasaların belirlediği kuralları çağrıştırır. Yasakları, cezaları, olmazları. Oysa kişisel sınırlar bundan çok daha fazlasıdır.

Kişisel sınırlar, ilişkilerimizde daha güvende ve rahat hissetmek için belirlediğimiz sınırlardır. Kendimizle ilgili kararların bize ait olduğunu hatırlatan görünmez ama güçlü çizgilerdir. Çünkü neyin bize iyi geldiğini, neyin içimizi daralttığını, nerede rahatlayıp nerede gerildiğimizi biz biliriz. Aynı şekilde partnerimizin, arkadaşımızın, aile üyemizin de kişisel sınırları vardır. Bu sınırların ne olduğunu bilmek ilişkilerde belirsizlikleri azaltır, ‘acaba yanlış mı yaptım?’ kaygısını hafifletir, karşılıklı güven hissini güçlendirir ve bilinenin aksine sınırlar baskı kurmaz, özgürleştirir. Sınır koymak, ‘duvar örmek’ değildir. Sınır koymak, ‘burası benim alanım’ diyebilmektir. Ve bu alan netleştikçe ilişkiler daha güvenli hale gelir. Kişisel sınırlar tek tip değildir. Biz nasıl çeşit çeşitsek, sınırlarımız da öyledir. Aynı insan, farklı ortamlarda, farklı kişilerle, farklı zamanlarda, farklı sınırlara ihtiyaç duyabilir. Bu çelişki değil insan olmanın doğal bir parçasıdır. Bu çeşitli sınırlar;

 

  • Mekânsal Sınırlar

İçinde bulunduğumuz mekanlara göre değişen sınırlardır. Sokakta, evde, okulda, iş yerinde ya da sosyal bir ortamda kendimizi farklı hissedebiliriz. Bu hisler, davranış tercihlerimizi etkiler. Örneğin, partnerimizle sokakta el ele tutuşmaktan hoşlanıyor olabiliriz ama okulda bunu tercih etmeyebiliriz ya da ev ortamında fiziksel yakınlığa daha açıkken kalabalık bir arkadaş grubunda daha mesafeli olmak isteyebiliriz. Bu durum tutarsızlık değil, bağlamın farkında olmak ve kendimizi o bağlama göre konumlandırabilmektir.

 

  • Zamansal Sınırlar

Bir şeyi ne zaman ve ne kadar süre yapmak istediğimizle ilgilidir. Hep ulaşılabilir olmak, hep cevap vermek, hep hazır olmak zorunda değiliz. Film izlerken gelen mesaja cevap vermemeyi tercih edebiliriz. Arkadaşlarımızla geçirdiğimiz zamanda telefonumuzu bir kenara koymak isteyebiliriz. ‘Şu an konuşmak istemiyorum’ demek de bir zamansal sınırdır. Zaman da bedenimiz gibi bize aittir ve onu nasıl kullanacağımıza dair karar verme hakkımız vardır.

 

  • Fiziksel Sınırlar

Fiziksel sınırlar bedenimiz üzerinden belirlenir. Hangi fiziksel yakınlık düzeyinde rahat olduğumuz, hangi temasın iyi geldiği, hangisinin rahatsız ettiği bize özgüdür. Sarılmaktan hoşlanıyor ama öpüşmek istemiyor olabiliriz. Dokunulmasından keyif aldığımız bölgeler olabilirken bazı bölgeler bizim için özel ve kapalıdır. Hatta dün iyi gelen bir temas bugün iyi gelmeyebilir. Aynı temas, farklı bir ruh halinde farklı hissettirebilir.

 

  • Duygusal Sınırlar

Neyi, ne zaman, ne kadar paylaşmak istediğimizle ilgilidir. Her duygu hemen açılmak zorunda değildir. Her ilişki aynı hızda ilerlemek zorunda değildir. Birine ‘seni seviyorum’ demek zaman gerektirebilir. Geçmiş deneyimlerimizi hemen anlatmak istemeyebiliriz. Bir ilişkinin adını koymak için kendimize süre tanımak isteyebiliriz. Duygusal güven zaman içinde gelişir. Ve bu gelişim kişiden kişiye değişir. Sınır koymak, ‘duygusuzluk’ değildir. Kendimizi koruyarak, sağlıklı bir yakınlık kurabilmektir.

 

  • Dijital Sınırlar

Günümüzde sınırların en çok ihlal edildiği alanlardan biri de dijital dünya. Çevrimiçi ortamda neyin güvenli, neyin güvensiz olduğu bazen bulanıklaşabiliyor. ‘Mesajlara hemen cevap verilmesini bir zorunluluk gibi mi görüyoruz?’, ‘özel hayatımıza dair neyi, ne kadar ve kimlerle paylaşmak istiyoruz?’, ‘konum paylaşmak güvenli geliyor mu?’, ‘partnerimizle birlikte fotoğraf paylaşmak istiyor muyuz?’. Yan yana el ele tutuşmaktan hoşlanıyor olabiliriz ama sosyal medyada ilişkimizi görünür kılmak istemeyebiliriz. Bu bir çelişki değil dijital ve fiziksel alanların farklı olabileceğinin bir göstergesi. Dijital sınırlar; mahremiyet, güvenlik, kişisel tercihlerin kesişiminde şekillenir ve herkesin dijital konfor alanı farklıdır.

Neden kişisel sınırlara ihtiyaç duyarız? Kişisel sınırlar sadece ‘kendimizi korumak’ için değildir. Aynı zamanda kendimizi tanımak için de vardır. Sınırlar bize kim olduğumuzu, neyi sevdiğimizi, nelerden rahatsız olduğumuzu, ne beklediğimizi, hangi ihtiyaçlarımızın öncelikli olduğunu öğretir. Sınırlar, ‘ben’ ile ‘sen’ arasındaki farkı görünür kılar. Başkasının duygusunu, düşüncesini, beklentisini kendi üzerimize almadan; kendi duygumuzu da başkasına yüklemeden ilişki kurabilmemizi sağlar. Hepimiz farklıyız. Aynı olmayı değil, farklılıklarımızla yan yana durabilmeyi öğrenmeliyiz. Sınırlar da bu yan yana duruşun çerçevesini çizer.

‘Hayır’ diyebilmek ve ‘Hayır’ı kabul edebilmek. Kişisel sınırların belki de en zor kısmı ‘hayır’ diyebilmektir. ‘Hayır’ demek kaba olmak değildir. ‘Hayır’ demek sevgisizlik değildir. ‘Hayır’ demek bencillik değildir. ‘Hayır’ demek kendi sınırını bilmektir. Fakat bir diğer zor taraf da şudur; karşımızdaki kişinin ‘Hayır’ını kabul edebilmek. Suçlu hissettirmeden, küsmeden, manipüle etmeden, baskı kurmadan. Sağlıklı bir ilişkide hem ‘hayır’ diyebilmek hem de ‘hayır’ kelimesini duyabilmek gerekir. Unutmayalım sınırlar karşılıklıdır, tek taraflı değil. O halde sınırlar değişebilir mi? Evet, değişebilir. Yaş aldıkça, deneyim kazandıkça, travmalar iyileştikçe ya da yeni şeyler öğrendikçe sınırlarımız da dönüşebilir. Bir dönem çok katı olan bir sınır, güven geliştikçe esneyebilir ya da geçmişte önemsemediğimiz bir alan bir deneyim sonrası daha belirgin hale gelebilir. Önemli olan değişen sınırlarımızı fark etmek ve ifade edebilmektir. Sınır ihlali nedir? Sınır ihlali, açıkça ifade edilmiş ya da davranışlarla belli edilmiş bir sınırın görmezden gelinmesidir. Israr, küçümseme, alay, baskı, manipülasyon. Bunların hepsi sınır ihlali olabilir. ‘Abartıyorsun’, ‘ne olacak canım?’, ‘beni sevmiyor musun?’, ‘bir kere denesen ne olur?’. Bu cümleler çoğu zaman romantik ya da masum gibi sunulsa da altında baskı barındırabilir. Gerçek yakınlık onaya dayanır, onay ise netlik ve özgürlük gerektirir. Sınır ihlallerini normalleştirmek, zamanla kendimize yabancılaşmaya neden olabilir ve ‘ben ne istiyorum’ sorusunun cevabını bulanıklaştırır. Sanılanın aksine sınırlar ilişkileri daraltmaz, belirsizlikler daraltır. Konuşulmayan beklentiler daraltır. İma yoluyla anlaşılmayı beklemek daraltır.

Kişisel sınırlar, kendimize ve ihtiyaçlarımıza özen göstermemizi, kişisel özgürlük alanımızı koruyabilmemizi, suçlu hissetmeden ‘hayır’ diyebilmemizi, suçlu hissettirmeden ‘hayır’ı kabul edebilmemizi, kendimizi ve partner(ler)imizi daha iyi tanımamızı, daha güvenli ve keyifli ilişkiler kurabilmemizi mümkün kılar.

Bu yazı toplam 369 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar