Shakespeare ile konuştum
“Kötü işler gömülse de yerin çıkar bir gün insanların gözü önüne.”
Shakespeare
Bu hafta üstat William Shakespeare ile konuştum... O nedenle üstat Shakespeare'i yaklaşık 450 yıl öncesinden bugüne çağırdım... Ve cevaplarını aradığımız soruları bir de üstada sorayım dedim. Bakalım, insanın bitmeyen sorunları hakkında bize ne söyleyecek?
***
-Merhaba üstat Shakespeare… Benimle konuşmayı kabul edip, yaklaşık 450 yıl öncesinden çıkıp geldiğin için teşekkür ederim.
-O kadar çok “imdat” diye çağırdın ki, gelmek zorunda kaldım. Oysa ben bu “ÇILDIRMIŞ DÜNYA”ya bir daha gelmek istemezdim.
-Kusura bakma üstat… Senin bıraktığın çılgın halinden daha da çıldırmış haldedir dünya. Sosyal sefaletin, ekolojik felâketin, emek sömürüsünün, etik yozlaşmanın gayya kuyusunda debeleniyor… Cinayetler, ihanetler, paylaşım ve iktidar savaşları, yangınlar, salgın hastalıklar…
-Bilirim bunları evlât, yüzyıllar önce yazdım ve dedim ki:
“İyiliği çılgınlık sayan dünyada yaşarız. Kan ağla zavallı memleketim, kan ağla! Güçlü zorbalık, oturt sapasağlam temellerini; İyiliğin yüreği yok, sana karşı durmaya. Yap yapacağın kötülüğü. Ölüm çığlıkları ve ardından korkunç sesler: Kızıl yangınlar, görülmemiş kargaşalıklar görecek dertli dünyamız.”

-Öngörünüz kapitalizm sayesinde gerçekleşti Üsta’dım. Ayrıca kaleminiz ne güçlü... Dünya tiyatrosunun ve edebiyatının doruklarından birisiniz.
- Bunları söylemek için mi 450 yıl öncesinden çağırdın beni bugünkü dünyaya. Ne istiyorsun?
-Efendim ben de tiyatrocuyum… Seninle hayata, insana ve tiyatroya dair konuşmak isterim.
-Biliyorum… Sen de tiyatro yapıyorsun yıllardır bu adada. Unutma, “Bütün dünya bir oyun sahnesi, kadın, erkek herkes birer oyuncu.”
-Evet Üstat hepimiz birer oyuncuyuz…
- “Artık iyi olanların değil, iyi oynayanların dünyası burası.”
- Haklısın Üstat, herkes rol yapmayı öğrenince, maske yüzden daha değerli oldu.
- Unutma "İnsan, gülümseyip gülümseyip yine de hain olabilir."
-Yani iyilikle kötülük, yalanla gerçek birbirine mi karıştı?
- Bak evlat; “Rol, karakterin önüne geçtiğinde alkış hakikate değil, gösteriye gelir.”
- Dünyaya geliriz ama...
- Ama “Doğar doğmaz ağlarız geldik diye kocaman sahnesine ahmakların ve soytarıların.”
-Doğru. Ama bu dünya sahnesine herkes çıkar ve rolünü oynar… Çoğu politikacı ise kıvıra kıvıra oynar rolünü Üstat... Ve her zaman alkışlanırlar.
- “Tatlı sözler, yalan sözler, yüzüne gülenler en adisini yapıyordur.”
- Üstat, senin sağlam trajedilerinin kötü kopyaları bunlar. Seçim zamanı hepsi de kuzu postuna bürünürler, halktan oy dilenirler.
-“Hoş sesler, tatlı oylar… Dilenmektense hak kazandığım şeyi, ölüp gitmek, açlıktan gebermek daha iyi…”
-Nerde?.. Kim daha iyi oy dilenecek yarışındadırlar. Seçenle seçilen arasında çıkara dayalı bir mübadele anlaşması var.
-“Şurada, sırtımda aba, kurt kılığında, neden oy dilenecekmişim her gelenden geçenden? Derler ki adet buymuş. Ben her ‘adete’ derim, baş eğmek olur muymuş? Yoksa eski çağların üstünden toz silinmez. Yanlışlıklar dağ olur, asıl gerçek bilinmez.”
-Kusura bakma Üstat, ama buralarda kimse gerçeği duymak ve görmek istemez.
- Bilirim evlat, “Hiç kimse, duymak istemeyen biri kadar sağır olamaz.”
-Aynen bizim buradaki yöneticiler gibi... Bu coğrafyanın, bu tarihin, bu toplumun sesini duymuyorlar. Onlar bir tek Üst Yönetim’in sesine kulak veriler, bir de sermaye sahiplerinin yani ultra zenginlerin. İşbirlikçilik yapıp, şeytanca planlar yaparlar...
- O nedenle, “Cehennem boş, bütün şeytanlar burada.”
-Evet Üstat bütün şeytanlar adada toplandı. Yalanın, iftiranın, fitnenin ve fesatın sembolü olarak yarattığın “Iago” burada… Siyasi cinayetin sembol ismi haline gelen ve “SEN DE Mİ BRUTUS” diye ihanetle özdeşleştirdiğin “Brutus” da burada. “Kayna kazanım kayna / Yan ateşim yan / İktidar hırsıyla” diye yanıp tutuşan ve hem kendilerinin, hem başkalarının felâketine yol açan, sonra da ellerindeki kan lekesine; “Çık elimden melun leke” diye yalvaran “Macbeth ve Lady Macbeth” de burada. Yine iktidar hırsıyla diktatörleşen ve yakıp yıkan, öldüren, kendine muhalifleri zindana atan, acımasız “3. Richard” da, Üst Yönetim’in başı olarak burada. Ülkesine içten, dıştan müdahaleler ve saldırılar yapılırken, harekete, eyleme geçemeyen ve “Kokuşmuş bir şeyler var bu ülkede” deyip elinde bir kuru kafayla “OLMAK YA DA OLMAMAK” diye bunalımın dibine vuran ve başyapıtların arasında sayılan “Hamlet” de burada. Kral Lear’in nankör, vefasız kızları da burada. İnsan olanın, her nankörlük, vefasızlık karşısında kulaklarında ve vicdanında haykırışı yankılanan Kral Lear’in sesi de; “Es yaman rüzgâr es / Olamazsın gaddar / Nankör insan kadar...”
Sahne gerçeğinde yarattığın nice karakter, hayatın gerçeğinde bu adada toplanmış, bütün şeytanlıkları ve kötülükleriyle… Hepsinin de birebir karşılığı var hayatımızda. Ve bunlar sayesinde cehenneme dönüyor cennet ada. Oysa sen bütün bunları yazdın ki, bir yüzleşme, sorgulama yapsın insan. Ve kendine, hayatına çekidüzen versin; doğrudan yana, iyiden yana, güzelden yana... Ama nerede?
- “İşte şimdi dünya böyle!
Bu apaçık ihaneti görmeyecek
kadar budala olan var mıdır?
Fakat ‘görüyorum’ diyecek kadar
dürüst ve korkusuz nerede?
Dünya kötü! Ve böyle haksız,
yolsuz işler ortaya vurulmazsa
sonunda hayır beklemek
doğrusu boşuna.”
-Üstat Shakespeare, ihanetin, yalanın, kokuşmuşluğun her çeşidini göremeyecek kadar budala çok!.. Bu çoğunluk, vicdanları kokuşmuş bir çoğunluktur.
-“Kokuşmuş bir şeyler var bu ülkede. / Kim dayanabilir zamanın kırbacına? / Zorbanın kahrına, gururun çiğnenmesine, sevginin kepaze edilmesine, kanunların bu kadar yavaş, yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine, kötülere kul olmasına iyi insanın, bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken? Kim ister bütün bunlara katlanmak? Var olmak ya da olmamak: Sorun bu! Düşüncelerimizin katlanması mı güzel zalim kaderin yumruklarına, oklarına yoksa diretip belâ denizlerine karşı DUR YETER demesi mi?
-Elbette Üstat “Dur Yeter” demeliyiz. Ama az önce anlattığım gibi herkes kendi egosu ve bireysel çıkarları peşinde. Bunun içinde dalkavukluk ve maskaralık en geçer akçe oluyor...
-“Nedir bu maskaralıklar! / Nedir bu eğilip bükülmeler, kıç kaldırmalar!
Bu bacak kırmalar değer mi, verilen o altınlara! İçi çamur dolu dostluklar bunlar.
Şu dalkavuklara, madrabazlara bakın! / Eğilip bükülün bakalım belleriniz kırılasıya!
Şeytan, insanları politikacı / dalavereci yaparken ne yaptığının farkında değilmiş meğer; Kendini temize çıkarmış oluyor böylece. İnsanların kötülüğü onunkini aşacak sonunda. Ne soylu suratlar takıyor iblisliğine! / Tıpkı yurtseverlik ateşiyle tutuşarak bütün yurdu yangın yerine çevirenler gibi.”
-Bir dakika üstat gitmeyin daha çok konuşacaklarımız var.
-Unutma; “Bütün dünler, bugünleri aydınlatan fenerlerdir.”
- Üstat gitme, yangın yerine dönen memleketi konuşacağız daha… İnsan onurunu, el emeğini, göz nurunu konuşacağız. Bütün bunlar karşısında sanatın ne yaptığını, ne yapabileceğini konuşacağız. Dur gitme Üstat…
-“Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni, değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez. Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, değil mi ki ayaklar altına insan onuru, O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış… Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru… Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş… Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın... Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene, doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın… Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e. Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan vazgeçtim ama, seni yalnız komak var, o koyuyor adama.”
- Üstat gitme lütfen… Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki, kötü olan hep kazanıyor.
-“Kötü işler gömülse de yerin dibine
Çıkar bir gün insanların gözü önüne.”
-Üstat, yine çağıracağım seni sohbete. Gelmez misin? Ne dersin?.. Yoksa beni çağıracağına, miras diye bıraktığın eserlerini mi okuyayım; hem de yalnız ben değil, herkes okusun diye mi uğraşayım? Peki Üstat, anladım. Güle güle, ölümsüz Shakespeare... Sen zamanı aşanların arasındasın ve öyle de kalacaksın.






