Gandır çocuğu da Taksim istesin!
“Bu devlet bizim de devletimizdir, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne de Türklüğe de aynı anda sahip çıkabiliriz” diyenler oldu…
Dinlemedik!
Dinletemediler!
EOKA’cı Yorgacis ile iş birliği yaparak, Kıbrıs Cumhuriyeti’nden ayrılmamamız gerektiğini savunan iki dürüst – Türk milliyetçisi ama Cumhuriyet yanlısı avukat – gazeteciyi acımasızca öldürdük!
1964…
-*-*-
Tanınmamış bir devlet, savaşla ele geçirilmiş topraklara “tapu” verdi!
Ülkenin en elit hukukçuları, dönemin yüksek Mahkeme Başkanı ve Başsavcısı “yapmayın” dedi; neredeyse ikisi de vatan haini ilan ediliyordu!
1974 – 1975…
-*-*-
Rauf Denktaş’ın merkez sol veya liberal kafadaki en yakın dostlarından, arkadaşlarından biri, gitti, Denktaş’a, “nüfus politikasına aman dikkat; Türkiye’den kaldıramayacağımız kadar nüfus geliyor, olmaz” dedi!
Denktaş kızdı, “Ahmet gider, Mehmet gelir; giden Türk – gelen Türk” dedi!
1980’lerin başı…
-*-*-
KTFD için bir anayasa yapıldı…
“Devlet Başkanı”nın, çağdaş bir liyakat ilkesine uygun olarak iki dönemden fazla seçilmesine engeldi!
-*-*-
Denktaş iki kez seçildi!
Bir daha aday olamayacaktı!
Etrafındaki “çöküşgen” ve “kibirli” Türkiyeli profesörlerin teşviki ile “KTFD” bitirildi, “KKTC” ilan edildi!
Ticarette, turizmde, sporda, kültürel temasta mahvolduk; “düşman” dediklerimizin eline büyük koz verdik; Dünya’dan izole edilmenin dibini yaşadık!
1983…
-*-*-
Annan Planı’nın ilk versiyonunu Denktaş – Tahsin Ertuğruloğlu ve Anavatan üçgeninde reddettik… Bu reddediş neticesinde, referandumda sorulacak soru değiştirildi… “AB’ye katılımı ve Annan Planı’nı onaylıyor musunuz?” şeklinde bir soru sorulacaktı; daha sonraki versiyonlarda bu soru değiştirildi ve “AB’ye katılım” kaldırıldı; Türkiye’ye AB ile tam üyelik müzakerelerine başlama tarihi verildi, Kıbrıslı Rumlar tek başlarına AB’ye tam üye yapıldı!
2004
-*-*-
TMT’yi bile resmen ne zaman kurduğumuzu bilmiyoruz!
1 Ağustos 1958 diyoruz; törenlerle kutluyoruz!
Öyle mi değil mi hala tartışanlar çok!
-*-*-
Yakın diyebileceğimiz tarihimiz bir yığın hatayla dolu…
Bana göre en önemli hatalarımız yukarıda saydıklarımdır…
-*-*-
Elbette “Türk milliyetçiliği ve Türkiye’nin çıkarları” gözlüğüyle meseleye bakacak olursanız, bu ülkeyi 1878’de “Osmanlı” adıyla kiralayarak ayrıldığı adaya “Türkiye” adıyla 1974’te geri getirmek tabii ki başarıdır ama gördüğünüz gibi; şu anda yaşanan koşullar kesinlikle “yıkım” seviyesindedir; mutlak mağlubiyet içermektedir!
-*-*-
Oturduğumuz evleri, topraklar bizim değildir!
-*-*-
Kimse – hiçbir devlet KKTC’yi tanımıyor ve tanımayacak da!
-*-*-
Efendim diyelim ki egemen – eşit iki devletli çözüm dediğiniz şey gerçekleşti!
Ne olacak?
-*-*-
Çaldığınız topraklar, KKTC veya değiştirilmiş yeni adıyla – yeni devletinizin verdiği “tapular” geçerli mi olacak?
-*-*-
Rum ahali birer birer gelip önünüzde diz çökerek tüm tapularını sizin güzel hatırınıza, hibe mi edecek?
-*-*-
Ve BM Genel Kurulu’nda geçtim beş daimi üyeyi, 193 egemen üye devlet ve gözlemci devletler Filistin ile Vatikan’ın “onayıyla” KKTC, 194’üncü üye devlet mi olacak?
-*-*-
“Gandır çocuğu da Taksim istesin”lerdeydik; 70 senedir bir arpa boyu yol alamadık!
Bizim garantörün siyasi halleri!
Türkiye’de Kürt sorunu çözülecek mi?
-*-*-
Türkiye’de tutuklanmayan CHP’li belediye başkanı kalacak mı?
-*-*-
Yeni kurulan Yeni Parti’nin olası bir başkanlık seçimine kadar toparlanma şansı var mı?
-*-*-
Peki bütün bunlar neden oluyor?
-*-*-
İnsanın kafası karışıyor doğrusu!
-*-*-
Genelde inanç veya benim uzaktan anladığım; CHP’nin son yapılan yerel seçimlerdeki başarısına karşı siyasi darbe yapılıyor olması ile birlikte, Kürt sorununu da çözüp, AKP’nin veya tek başına Tayyip Erdoğan’ın gücünü yitirmemesi – iktidardan gitmemesi amacıyla siyasi “tezgah” kuruluyor!
-*-*-
2024 yerel seçimlerinden sonra özellikle CHP’li belediyelere yönelik çok sayıda soruşturma açıldı. Bu soruşturmalarda belediye başkanları ve belediye yöneticileri hakkında; rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırma, kamu kaynaklarının usulsüz kullanılması, suç örgütü kurma veya örgüte üyelik gibi iddialar gündeme geldi.
-*-*-
En çok tartışılan olaylardan biri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen soruşturma ve 2025’te tutuklanması oldu.
-*-*-
Avrupalılar olaya “Erdoğan’ın hukuk tanımayan tavrı” olarak bakıyor ve olayı ya da olayları “siyasi baskı”, “muhalefeti zayıflatma” veya “seçilmiş belediye başkanlarını etkisizleştirme girişimi” olarak değerlendiriyor. Sonuçta yaşananlara “demokrasinin katli ve açık diktatörlük” olarak bakan ciddi miktarda Türkiye uzmanı Avrupalı söz konusu!
-*-*-
Aslında aklı çalışan herkes için yapılanların “muhalefeti zayıflatma” amaçlı olduğu açıktır!
-*-*-
Tutuklanma korkusu olan bazı belediye başkanları da AKP’ye katılıyor, bunların katılım törenleri falan düzenleniyor, rozetlerini Erdoğan takıyor!
-*-*-
Seçmenlerin oyuyla seçilen yöneticilerin görevden uzaklaştırılması Türkiye’de hukuk ve siyaset tartışmasının merkezinde bulunuyor ama Avrupa’dan bakıldığında, bu ülkede tam anlamıyla bir hukuk dışılık ve siyasi baskı düzeni olduğu görülebiliyor…
-*-*-
Üstüne de çirkefleşen bir rüşvet sistemi var!
-*-*-
Yandaş gazeteciler tutuklanıyor!
-*-*-
Kıbrıs’a kadar uzanan açık rüşvet talepleri havada uçuşuyor!
-*-*-
Devletin ekonomik anlamda çökmüş olması, yoksulluk, enflasyon, işsizlik kirlilikle birleşiyor ve siyasi demokrasi dışılığın üzerine tuz biber oluyor!
-*-*-
Evet Türkiye çok kötü durumda ama AKP ve Erdoğan, CHP’nin belediyelerdeki gücünü, siyasi kadrolarını, kamuoyundaki etkisini, cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlığını, parti içi yönetim bütünlüğünü etkileyebilecek her türlü hukuki veya siyasi adımı atmaktan geri durmuyor ve tüm bunları çok rahat yapıyor!
Açıkça yapılan belediye başkanlarının soruşturmalarla etkisizleştirilmesi, parti yönetiminin de yargı yoluyla değiştirilmesi, bölünmesi, yeni bir parti kurulması ve zayıflatılması…
Sonuçta da iktidarın devamının garantiye alınması!
-*-*-
Avrupalı siyasetçilerin birçoğu, Türkiye’de muhalif siyasetçilere karşı işletilen yapay yargı süreçlerinin siyasi sonuç üretmek amacıyla kullanıldığı yönündedir…
-*-*-
Bu noktada AKP veya Erdoğan’ın en büyük destekçisi Donald Trump…
-*-*-
Belediye Başkanları suçlu mu?
Hayır!
Şu anda tamamı tutuklu!
Mahkemesi sonuçlanan ve suçlu bulunan yok!
-*-*-
Ama neredeyse CHP’li belediyelerin tamamı susturuldu; CHP bölündü…
AKP ve Erdoğan’ın oyları düşse bile, muhalefet de zayıflatıldı…
-*-*-
Peki nereye kadar?
Kaç yıl da Tayyip Erdoğan’la devam edilecek?
Ve Erdoğan sonrası ne olacak?
-*-*-
Yeni Parti toparlar, Özgür Özel veya ne bileyim Ekrem İmamoğlu ile Türkiye yoluna devam eder mi?
-*-*-
Erdoğan bırakır mı?
Allah korusun sağlığı bozuk falan diyenler var; yerine gelecek olan her kim olursa olsun, AKP aynı güçle Türkiye’ye “hakim” kalabilir mi?
-*-*-
Ve Kıbrıs Türk Toplumu adına sorma yetkim yok da; çok merak ediyorum; bizim güvencemiz yukarıda bahsettiğimiz ülke mi?
Garanti falan diye ağlıyoruz ya!
Bunlar mı bizim garantimiz?
“Eksik olsun böyle garanti” diyecektim ama demiyorum!
Neyse!







