Öğretmenler Tükeniyor, Çocuklar Kayboluyor
İki önemli okulumuzda geçtiğimiz hafta arka arkaya yaşananlar hepimizi “şok” etmekle kalmadı. Sistemin yaşadığı açmazı da gözler önüne serdi.
Bir yanda tıklım tıkış sınıflarda, ekran bağımlılığıyla mücadele eden, sağlıklı iletişim kuramayan, öfke kontrolü zayıflamış, şiddete meyilli çocuklarla baş etmeye çalışan öğretmenler…
Diğer yanda ise öğretmenlik gibi toplumun geleceğini şekillendiren bir mesleği; liyakat yerine partizanca şekillendiren bir yönetim anlayışının neden olduğu kabul edilemez olaylar…
İşte eğitim sisteminin en büyük açmazı tam da burada başlıyor: Yaşananlar bireysel ya da kişiye özgü sorunlarmış gibi görünse de alta yatan temel neden: yönetememe, vizyonsuzluk ve toplumun sesine kulak vermemedir.
Örneğin eğitim yönetimindeki vizyonsuzluk hat safhaya ulaşmıştır. Öğretmenin artık sadece sınıfta ders veren kişi olmadığı bir türlü görülemiyor. Oysa atık öğretmenin aynı zamanda;
- Psikolog olması,
- Sosyal hizmet uzmanı gibi davranması,
- Şiddeti önlemeye uğraşması,
- Aile içi iletişim eksikliğini telafi etmeye çalışması,
- Ekran bağımlılığıyla savaş vermesi gerekiyor.
Ama bütün bunları yapabilmek için ne yeterli zamanı, ne takati, ne de motivasyonu kalıyor.
Bir yandan Bakanlığın “öğretmen tasarrufu” politikası altında ezilirken, diğer yandan da liyakatsiz atamaların öğretmenlik mesleğinin onurunu erozyona uğratma sıkıntısını yaşıyor. Bir yandan kontrol edilemez kalabalık sınıflarda ders yapmaya çalışırken diğer yandan öğrencinin gözündeki öfkeyi, yalnızlığı, dışlanmışlığı fark etmesi gerekiyor.
Kısacası eğitim sisteminin öğretmene sunduğu şey; kalabalık sınıflar, ağır bürokrasi, tükenmişlik ve değersizlik hissidir.
Daha da kötüsü böylesine kritik bir sistemin insan kaynağı bile liyakat temelinde şekillendirilmiyor oluşudur.
Bugün birçok öğretmen mesleğini yapmaya çalışırken sadece öğrencilerle değil, sistemin ürettiği umutsuzlukla da mücadele ediyor. Değersizleştirilen öğretmen, itibarsızlaştırılan okul ve partizanlaştırılan eğitim sistemi; sonunda toplumsal çürümeyi getiriyor.
Gençlerin umudunu kaybettiği toplumlar tesadüfen ortaya çıkmaz. Bunlar yıllarca ihmal edilmiş eğitim politikalarının sonucudur.
Buraya Dikkat
UNESCO’nun Eğitim Raporu’ndan Hükümetlere Öneriler
UNESCO, Küresel Eğitim İzleme Raporu’nda hükümetlerin aşağıdaki konuları dikkate almasını öneriyor:
- Okullar ve öğretmenler için destekleyici nitelikte bir hesap verebilirlik tasarlayın, cezalandırıcı mekanizmalardan, özellikle de dar performans ölçümlerinden kaçının.
- Demokratik katılıma izin verin, eğitimin gözlenmesi konusunda basın özgürlüğüne saygı gösterin, şikâyetleri ele alacak bağımsız kuruluşlar belirleyin.
- Hem kamu hem de özel, bütün eğitim sağlayıcılarına yaptırımlar getiren, ayrımcı olmayan ve eğitim kalitesini garanti edecek güvenilir ve verimli düzenlemeler geliştirin.
- Eğitim hakkını yargılanabilir hale getirin; ülkelerin yüzde 45’inde durum böyle değil.
Anlayana- Gülmece
İnat
Bir gün üç arkadaş birbirlerine ne kadar inatçı olduklarını ispatlamaya çalışıyorlar ve herkes en çok inat ettiği anısını anlatıyormuş. Birinci inatçı anlatmaya başlar:
- "Bir gün evi telefonla aradım, hanım alo demedi, ben de cevap vermedim, telefon sabaha kadar açık kaldı"
İkinci inatçı "O da bir şey mi?" diyerek söze girer:
- “Ben bir gün eve geldim, kapıyı çaldım, hanım kimsin demedi, ben de kim olduğunu söylemedim, sabaha kadar kapının önünde yattım."
Üçüncü inatçı "O da bir şey mi?" diyerek;
- “Biz evlendiğimizde karım bana dokunmadı diye bende ona dokunmadım ve hala daha da dokunmuyorum" der.
İki inatçı birden;
- "Olur mu? Yahu, "Sizin iki tane çocuğunuz var?"
İnatçı:
- "İnat ettim onları da sormadım."
Okumuş muydunuz?
Tüm yanıtları bilmektense karşılaşacağın problemleri bilmek daha iyidir.
James Thurber






