1. YAZARLAR

  2. Tayfun Çağra

  3. “Masum değiliz”
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

“Masum değiliz”

A+A-

“Efendim, özür dilerim, nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum ama şunu söylemek durumunda hissediyorum ki tekrar tekrar af dileyerek, bazı muhterem vekillerimiz ve bazı muhterem bürokratlarımız hakkında, yine kendim utanç içinde hissediyorum bu sözcükleri kullanmak durumunda kaldığım için ama ne olur beni affetme lütfunuzu rica ediyorum çünkü efendim, Yüce Meclisimizde, bu şanlı şerefli kürsüde bunları söylemekten hicap duyuyorum çünkü bu sözleri şu melun dudaklarım arasından çıkarırken falan filan, kem küm, özür mözür, pardon mardon, af maf…” diye diye hiçbir şey söylemeden indi kürsüden vekilimiz…

Bu mudur isteğimiz?

Neyi söyleyecekti? Ne soracaktı?

Rüşvet alındı mı; sahte diploma verildi mi, bunun için aracılık edildi mi; Yolsuzluk yapıldı mı; Usulsüzlük oldu mu; Ailenin tümü istihdam edildi mi; Yetkisiz kişiler devletin olanaklarını kullandı mı; Kaynaklar yasadışı kullanıldı mı? Ormanlar, deniz kıyıları peşkeş çekildi mi;

Daha da ileri gidilerek şu rüşvet aldı, bu kadar aldı, şu usulsüzlük yaptı eşine arazi verdi, bu sahte diploma aldı, okula gitmeden mezun oldu, şu aracılık yaptı, bunun karşılığında vatandaşlık verildi, orman arazileri usulsüzce talan edildi, deniz kıyıları işgal edildi falan denecek, deliller, belgeler ortaya konacak, iddialar ispatlanacak veya ispatlanamazsa bile sorular sorulup araştırılması istenecekti.

Yapılacaktı, edilecekti ama yukarıdaki cümleyi kuran ve bir türlü cümlesini bitiremeyen bir kişi soru sorabilir mi, delilleri ortaya koyabilir mi, yapılan usulsüzlük, yolsuzluk, rüşvet suçlamalarını dillendirebilir ve cevap alabilir mi, karşıdan gelen tepkileri canlı yayında halkın dikkatine getirebilir mi?

Mümkün değil, olamaz. Kamuoyunda ve basında milletvekillerinin üslupları eleştiriliyor. Elbette ki eleştirilecek. Üslupları da, konuşmaları ve konuşmamaları, yaptıkları ve yapmadıkları herkesin olduğu gibi tabii ki vekiller de eleştirilecek. Vatandaş bunu yaparken, bir vekil de başka bir vekili veya bürokratı veya bakanı da eleştirecek, sorgulayacak. Bunu yaparken yazının başında biraz da espri mahiyetinde yazdığım giriş paragrafındaki gibi kibar bir yaklaşım ne yazık ki bizim Meclis için artık çok geç.

Örneğin Ongun Talat, konuşmasıyla Ahmet Savaşan’ı kışkırtmış da o da kalkmış yumrukla karşılık vermiş ama Talat da o yumruğa karşılık vermiş. Bir kere Ongun Talat’ın söylediklerinde bir yanlışlık yoktu, Savaşan’ın tavrı doğrunun karşısında ortaya çıkan suçluluk duygusunun yumruğa yansımasıydı ve Talat da karşılık olarak yumruk atmamış, sadece gelen yumruğu engellemişti. Herhalde bir insan gelen yumruğa kayıtsız kalamaz diye düşünüyorum.

Yani ekranlara yansıyan, söylenmeye çalışıldığı gibi olay karşılıklı yumruklaşma değildi. Tabii bu gibi fiziki olaylar Meclis gibi bir kuruma yakışmadığı gibi, anlatmaya çalıştığım böyle olaylar dışında olması gerektiği gibi soruların kibarca, denetimin nazikçe olması durumunun Meclis’te artık olamayacağıdır.  

Yazılı sorulara yanıt verilmezken, kürsüde sorulanlar cevapsız kalıp suçlamaların üstünden çıkmaya çalışılırken, Hasipoğlu’nun yaptığı gibi bazı çarpıtmalar ve yersiz benzetmelerle yolsuzlukların, rüşvetin merkezindekilerin üzerinden dikkati başka yerlere çekmeye çalışmalar muhalefet vekillerinin seslerinin daha yüksek çıkmasına neden olabilir ve olmalıdır da.

Oğuzhan Hasipoğlu’nun Meclis’teki tavırlarını izlemeye çalışıyorum. Dikkat çekici çünkü… Hiçbir şeyden haberi yokmuş da orada konuşulanlardan sonra haberi olmuş gibi davranması, yasa dışı ve usulsüzlük suçlamalarına maruz kalanları ‘temiz insan’ olarak göstermeye çalışması, iddiaların gereksiz olduğunu ispatlamaya çalışması gibi ilginç bir yaklaşım gösteriyor Meclis’te… Bir çeşit üç maymunu oynuyor gibi… Gerçekleri inkâr etme psikolojisiyle hareket edenlere de ‘denialist’ deniyormuş. Bu terim de Hasipoğlu’nun yaklaşımının neye benzediğini bulmaya çalışırken karşıma çıktı.   

Mülayim, gayet masumane bir tavır ve “yahu arkadaşlar siz yanlış anlamışsınızdır, size gelen bilgiler doğru değil” tarzında müvekkillerini savunan ve zaten mesleği de olan bir avukat rolünde sanki Hasipoğlu…

***

Sonuçta bu hükümet ve şimdiki meclisin durumu mutlaka bir yenilemeyi hak ediyor. Tabii ki erken seçim. Olanları, yapılanları görmezden gelerek ‘masum’ tavırlar içine girilerek pis koku ve kokunun geldiği yer, beton dökülse de kapatılamaz, örtülemez. Artık çok geç.

Erken seçim, bu rezaletleri paklar mı yoksa ortaya çıkacak daha da rezaletin içinde hep birlikte boğulur muyuz bilemem ama başka çare de yok sanki!

Bu yazı toplam 332 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar