1. YAZARLAR

  2. Asım Akansoy

  3. Kıbrıs’ta çözüm olmadan yeni fırsat mümkün mü?
Asım Akansoy

Asım Akansoy

SİYASET MEYDANI

Kıbrıs’ta çözüm olmadan yeni fırsat mümkün mü?

A+A-

Ortadoğu’da hızla değişen güvenlik dengeleri ve İran–İsrail geriliminin yarattığı yeni jeopolitik tablo tartışılırken, Türkiye’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’ın Mart 2026 tarihli dikkat çekici değerlendirme notu önemli bir tartışma zemini sunuyor. “Ortadoğu’da Hava Savunma Şemsiyesi: İran–İsrail Gerilimi Sonrası Bölgesel Güvenlik Mimarisinde Türkiye ve Kıbrıs” başlıklı bu çalışma, Murat Orkun Selçuk, Sercan Sevgili ve Yusuf Tuna Alemdar imzasını taşıyor.

Çalışma, bölgesel savaşın geldiği aşamada ortaya çıkan yeni askeri stratejileri analiz ederken, bu dönüşümün jeopolitik ve jeoekonomik yansımaları çerçevesinde Kıbrıs’ın konumunu da kapsamlı biçimde ele almaktadır.

Raporda yazılanlardan hareketle…

Ortadoğu’da savaş artık cephede değil, gökyüzünde yaşanıyor. Balistik füzeler, seyir füzeleri ve sürü halinde hareket eden insansız hava araçları… Yeni savaşın dili bu. Artık belirleyici olan tank sayısı ya da asker gücü değil; erken uyarı kapasitesi, veri işleme hızı ve çok katmanlı savunma kabiliyetidir. 2026 itibarıyla ortaya çıkan gerçeklik nettir: Hava savunması yalnızca askeri bir unsur değil, ekonomik istikrarın ve yatırım güvenliğinin temel belirleyicisidir.

Bu yeni savaş biçimi, yalnızca askeri dengeleri değil, ekonomik coğrafyayı da kökten değiştirmektedir. Uzun yıllar boyunca istikrar, zenginlik ve küresel bağlantısallık üzerinden inşa edilen Körfez merkezleri, artan füze ve İHA saldırılarıyla birlikte ciddi bir kırılganlık yaşamaktadır. Mesele sadece altyapının zarar görmesi değildir; asıl sorun, bu bölgelerin “öngörülebilir ve güvenli yatırım alanı” olma niteliğinin aşınmasıdır. Güvenliğin doğrudan ekonomik maliyet ürettiği bir dönemde, sermaye artık yüksek getiri kadar yönetilebilir risk arayışına da odaklanmaktadır.

Tam da bu noktada, Doğu Akdeniz ve özellikle Türkiye – Kıbrıs hattının, daha düşük tehdit yoğunluğu ve “NATO ile bağlantılı savunma altyapısı” sayesinde alternatif bir “güvenlik ve yatırım ekseni” olarak öne çıktığı ifade edilmektedir. Değerlendirme notunda, Kıbrıs’ın coğrafi konumu ve lojistik imkanlarıyla birlikte çok aktörlü savunma şemsiyesi içindeki yerinin, adayı doğrudan bir çatışma sahasından ziyade destekleyici bir platforma dönüştürdüğü; bu durumun ise ada için yeni bir jeoekonomik rol tanımlama potansiyeli yarattığı ifade edilmektedir.

Ancak burada kritik soruyu sormadan ilerlemek mümkün değildir, diye düşünmekteyim: Ateşkesin hüküm sürdüğü Kıbrıs’taki sorun çözülmeden bu tür bir dönüşüm ne ölçüde hayata geçebilir?

Bölgesel jeopolitiğin, verili koşulları ve kronik belirsizlikleri yok sayarak hareket etmeyeceği açıktır; bu gerçeği görmezden gelmek, siyaseten de ekonomik olarak da yanıltıcıdır.

Evet, gerçekçi olmak gerekir. Güvenlik mimarisinin sağladığı avantajlar ne kadar güçlü olursa olsun, siyasal belirsizlikler ve çözülmemiş yapısal sorunlar, çok iyi bilindiği üzere sermaye hareketleri açısından belirleyici olmaya devam etmektedir. Uluslararası yatırımcı için öngörülebilirlik yalnızca askeri güvenlikten ibaret değildir; siyasi istikrar ve uluslararası hukuk da en az onun kadar önemlidir. Bu nedenle Kıbrıs’ın potansiyel bir bölgesel merkez haline gelebilmesi, yalnızca jeopolitik konumuna değil, aynı zamanda siyasi sorununun nasıl ele alınacağına ve ne zaman çözüleceğine de doğrudan bağlıdır.

Öte yandan yeni bölgesel jeopolitik, donmuş sorunların olduğu gibi kalmasını da eskisi kadar mümkün kılmamaktadır. Güvenlik ve ekonomi arasındaki bağın bu denli güçlendiği bir dönemde, çözümsüzlük yalnızca siyasi bir tercih değil, aynı zamanda ekonomik fırsatların kaçırılması anlamına da gelmektedir. Bu durum, Kıbrıs meselesini klasik diplomatik çerçevenin ötesine taşıyarak, daha geniş bir “bölgesel stratejik zorunluluk” haline getirmektedir.

Sonuç olarak, füze ve İHA çağında dünya yeniden şekillenirken, Türkiye–Kıbrıs hattı önemli bir fırsat penceresiyle karşı karşıyadır. Ancak bu fırsatın gerçeğe dönüşmesi otomatik değildir.

Kıbrıs sorunu çözülmeden ya da en azından öngörülebilir bir çözüm çerçevesine oturtulmadan, adanın yeni bölgesel ekonomi mimarisinde merkez haline gelmesi mümkün değildir. Asıl mesele, ortaya çıkan bu tarihsel fırsat ile mevcut siyasal gerçeklik arasındaki mesafenin nasıl kapatılacağıdır.

Bu yazı toplam 431 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar